«
  1. Ana sayfa
  2. AHLAK
  3. Zikir Kavramı

Zikir Kavramı

makaleZİKİR KAVRAMI

Adem el-Eşrefî

 

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla…  

Zikir lügatte;  “anmak”, “bir şeyi muhafaza etmek” demektir. Unutmanın zıddıdır. Istılahta ise; “gafletten kurtulup, kişinin diliyle, uzuvlarıyla ve kalbiyle devamlı surette Allah ile beraber olmasıdır.”

Kur’ân-ı Kerim’de geçen önemli kavramlardan biri olan zikir kelimesi, türevleriyle birlikte Kur’ân-ı Kerim’de 268 yerde geçmektedir. 37 yerde ise emir kipi olarak gelmektedir. Bu da zikrin Allah katında büyük bir öneme sahip olup, yapılmasının gerekliliğini belirtmektedir.

Allah’u Teâlâ’yı zikir üç şekilde yapılır. Bunlar kalp, dil ve beden ile zikirdir.

1- Kalp ile zikir; Bu çeşit zikir Allah’u Teâlâ’yı, O’nun varlığına delalet eden kevni ve kitabi delilleri düşünmek, insanın sahip olduğu maddi ve manevi bütün nimetleri verenin Allah olduğunu bilmek ve Allah’ın azametini ve yüceliğini tefekkür etmektir.

2- Dil ile zikir; bu çeşit zikir de dil ile yapılan zikirdir. Kuranı Kerimde ve birçok peygamberin ve salih kulların dil ile zikirlerinden bahsederken, yine Nebimizin hadislerinde de dil ile yapılan birçok zikirleri görmekteyiz. (Bunların öğrenilmesi ve hayata yansıması gerekir.)

3- Beden ile zikir; Bu çeşit zikir bütün uzuvların Allah’u Teâlâ’nın emrettiği üzere dosdoğru olmasıdır. Örnek Namaz kılmak Allah’ın emir ettiği üzere bedenle onu zikretmek ve ona ibadet etmektir.

Zikir imanın en büyük alametlerin den bir tanesidir. Allah’u Teâlâ’yı sürekli zikreden bir Müslüman şeytanın vesveselerinden, nefsin isteklerin den korunur. Kalbi dert ve kederden arınır. Ruhu ve bedeni güç bulur. Bunları ve daha birçok önemi için de bulunduğu için Allah’u Teâlâ’da Kur’ân-ı Kerim’de zikri kullarına şöyle emretmiştir:

“Allah’ı çok zikir edin ta ki başarıya eresiniz.” (Enfal:  8/45)

“Ey iman edenler; çokça zikretmek suretiyle Allah’ı zikredin.” (Ahzab: 33/41)

Allah’u Teâlâ kendisini zikreden mümin kullarını övmüş ve birçok mükâfatlar vaat etmiştir. Nitekim şöyle buyurmaktadır:

“Allah’ı çokça zikreden erkekler ve zikreden kadınlar; (işte) Allah, bunlar için bir mağfiret ve büyük mükâfat hazırlamıştır.” (Ahzab: 33/35)

Rasulullah sallâllahu aleyhi ve sellem ise şöyle buyurmuştur:

“Bir topluluk Allah’ı zikretmek üzere otururlarsa, melekler onları kuşatır, rahmet onları kaplar, üzerine sekine (huzur, feyiz) iner ve Allah onları yanındakilere (meleklere) zikreder.” (Müslim, Tirmizi)

Aynı zamanda zikir başarıya ve günahların bağışlanmasına bir vesiledir. Allah’u Teâlâ şöyle buyurmuştur.

“Ey iman edenler, düşman bir gurupla karşılaştınız mı sebat edin ve Allah’ı çok zikredin ki başarıya erişesiniz.” (Enfal: 8/45)

“Onlar (takva sahipleri), bir kötülük yaptıklarında, ya da kendilerine zulüm ettiklerinde Allah’ı zikredip/hatırlayıp günahlarından dolayı hemen tevbe-istiğfar ederler. Zaten günahları Allah’tan başka kim bağışlaya bilir ki! Bir de onlar işledikleri günahlarda bilebile ısrar etmezler.” (Âli İmran: 3/35)

Zikir ruhun gıdasıdır. Nasıl ki yemek ve içmek bedenin gıdası ise, aynı şekilde ruhun gıdası da zikirdir. Gıdasız kalan bir ruh ise elbette ölmeye mahkûmdur. Rasulullah sallâllahu aleyhi ve sellem bununla ilgili olarak şöyle buyurmuştur.

“Rabbini zikreden ve zikretmeyen kimselerin durumu ölü ve diri kimselerin durumu gibidir.” (Buhari)

Nasıl ki Allah’u Teâlâ’yı zikretmemenin mükâfatı çok ve çeşitli ise Allah’u Teâlâ’ya zikretmemenin veballide o kadar çok ve çeşitlidir. Nitekim Allah u Teâlâ şöyle buyurmuştur

“Allah’ı zikre karşı kalpleri katılaşmış olanlara onlara yazıklar olsun. Onlar, apaçık bir sapkınlık içindedirler.” (Zümer: 39/22)

Rasulullah sallâllahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur

“Bir cemaat bir yerde oturur fakat orada Allah’ı zikretmez ve peygamberlere salat okumazlarsa, üzerlerine bir ceza vardır (Allah) dilerse onları azap eder. Dilerse mağfiret eder.” (Tirmizi)

Aynı şekilde Allah’u Teâlâ kendisini: zikretmekten yüz çevirenlerin dur, sıkıntılı bir hayata maruz kalacaklarını, şeytanların onlara dostluk ve arkadaşlık yapacaklarını, ziyana uğrayacaklarını, apaçık bir şekilde ayetlerinde bildirmiş ve özelliklede münafıkları, Allah’u Teâlâ’nın zikri ile çok az müşkül olan kimseler olarak tanıtmıştır.

“Kim benim zikrimden yüz çevirirse, şüphesiz onun için dar bir geçim vardır. Bil onu, kıyamet gününe kadar kör olarak hasredilir.” (Taha: 20/124)

“Kim Rahman’ı zikretmekten gafil olursa yanından ayırmayan bir şeytanı ona musallat ederiz. Şüphesiz bu şeytanla onları doru yoldan alı koyarlar da onlar, kendilerini hidayette (Doru yolda) olduklarını zannedenler. O şeytan dostu kimse, en sonunda bize gelince arkadaşına:” keşke benimle, senin aranda doğu ile batı arası kadar uzaklık olsaydı, ne kötü arkadaşımsın! Dedi.” (Zuhruf: 43/36-38)

“Münafıklar,  Allah’ı aldatmaya çalışırlar hâlbuki: Allah’ı, onların oyunlarını başlarına geçirecektir. Onlar namaza, namaza kalktıkları zaman tembel tembel kalkarlar. İnsanlara gösteriş yaparlar Allah’ı pek az zikrederler.” (Nisa: 4/144)

Zikrettiğimiz ayet ve hadisler Allah’u Teâlâ’yı zikretmenin öneminin ortaya koymaktadır. Bundan sonra zikirsiz bir hayatın düşünülmemesi gerekir. Zikirsiz yapılan işler noksandır ve bu işler de Allah’u Teâlâ’nın yardımı olmadığı için bereketsiz olup, yok olmaya mahkûmdur. Bu nedenle her daim Allah’u Teâlâ’ya yönelmeli, O’nu zikretmeli ve O’na şükretmeliyiz.

Şuna da dikkat edilmelidir ki zikir denince meşru zikir akla gelmelidir. Yani Kur’ân’da ve sünnette bildirilen ve bidat olmayan zikirler, bidat olmayan şekilde yapılmalıdır. Maalesef ki günümüz tarikat camiasına baktığımızda başını sallayarak, yellerinde hoplayıp zıplayarak, farklı ses tonuyla bağırıp çağırarak Allah’u Teâlâ’yı zikrettiklerini zannetmektedirler. Bilinmelidir ki, bu zikir meclislerinde yapılanların bütünüyle sünnetten uzak, tamamen bidat ve hurafelerle doludur. Bu türlü zikirler elbette merduttur. Rabbim bizleri her türlü bidattan korusun. Ve Rabbimiz bizleri kalpler zikir ile huzur bulunan kullarından kılsın. Âmin. Velhamdulillahi Rabbil Âlemin.