«
  1. Ana sayfa
  2. FIKIH
  3. Zarar İzale Olunur / الضّرر يزال

Zarar İzale Olunur / الضّرر يزال

BÜYÜK FIKIH KÂİDELERİ

Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın ismiyle…

Hamd, âlemlerin rabbi olan Allâh’a mahsustur. O’na hamd eder, O’ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüğünden O’na sığınırız. O’nun hidâyete erdirdiğini hiç kimse saptıramaz, saptırdığını ise hiç kimse hidâyete erdiremez. Şehâdet ederim ki, Allâh’tan başka ibâdete lâyık hiçbir ilâh yoktur. Ve yine şehâdet ederim ki, Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem O’nun kulu ve Rasûlüdür…  

Bundan sonra:

“Büyük Fıkıh Kâideleri”, İslam fıkıh mezhebleri tarafından ittifakla kabul edilmiş beş temel kâidedir. Bu kâideler fâkihlerce Kur’ân ve Sünnet naslarından istidlal ile elde edilen ve üzerlerine birçok ahkâmın binâ edildiği büyük kâidelerdir. Bu kâidelerin her birinin mefhûmu ve uygulamalarına dâir misâller münferid kalın birer kitab olacak kadar geniştir. Ancak bizim hedefimiz bu kâideleri geniş bir şekilde beyân etmek ve kapsamına giren tüm meseleleri açıklamak değildir. Bizim hedefimiz okuyucuya fıkıhta önemli bir yer teşkil eden bu kâideleri ve işlevselliklerini kısa fakat faydalı bir şekilde göstermek ve fıkhın olmazsa olmaz kavâid bilgisine giriş sağlamaktır.

Dördüncü Kâide

ZARAR İZALE OLUNUR

<<<Kâide>>>

الضَّرَرُ يُزَالُ

Zarar izale olunur.”

<<<Şerh>>>

“Zarar izale olunur” kâidesi, büyük ve üzerine birçok ahkâmın binâ edildiği beş kâidenin dördüncüsüdür. Onu bu lafızlarla İmâm İbnu’s-Subkî (v. 771h.), İmâm Suyûtî (v. 911h.) ve İmâm İbn Nuceym (v. 970h.) rahîmehumullâh zikretmişlerdir. Mecelle-i Ahkâm’da ise 20. maddede geçmektedir.

İmâm Suyûtî (v. 911h.) ve İmâm İbn Nuceym (v. 970h.) rahîmehumallâh’ın ifâde ettikleri üzere fıkhın birçok bâbı ve meselesi bu kâide üzerine kurulmuştur. Zîrâ bu kâide, İslâm şeriatının üzerine kurulduğu temellerden birini ifâde eden büyük bir ilkedir. Zarar cinsinden her hangi bir şey vukua geldiğinde, onu ortadan kaldırmanın vâcib olduğunu ifâde etmektedir. Bu hüküm, hâs olsun umûm olsun tüm zarar çeşitleri için geçerlidir. 

Lafızlarından başlayarak, sırasıyla “Zarar izale olunur” kâidesinin aslını, mefhûmunu, kapsamına giren meseleleri ve kendisinden neşet eden kâideleri başlıklar halinde -inşallâh- kısaca açıklayalım.  

Kâidenin Lafızları:

Zarar: “Zarar vermek” demektir. Fayda kelimesinin zıddıdır.

İzale: “Uzaklaştırmak, gidermek, ortadan kaldırmak” demektir.

Kâidenin Aslı:

“Zarar izale olunur” kâidesinin aslı, “siz ne başkalarına zulmedersiniz, ne de zulme uğratılırsınız” gibi zulmü yani haksızlığı ve zararı haram kılan âyetler ve “zarar vermek ve zarara zararla karşılık vermek de yoktur” gibi zararı yasaklayan hadîslerdir. Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Siz, ne başkalarına zulmedersiniz, ne de zulme uğratılırsınız.” [el-Bakara: 2/ 279]

İbn Abbâs radîyallâhu anhumâ’dan rivâyet edildiğine göre, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Zarar vermek ve zarara zararla karşılık vermek de yoktur.” [İbn Mâce (2340); Ahmed (2865)…]

Ebû Sırme radîyallâhu anh’dan rivâyet edildiğine göre, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kim zarar verirse, Allâh da onu zarara uğratır. Kim de meşakkat verirse, Allâh da ona meşakkat verir.” [Ebû Dâvud (3635); İbn Mâce (2342)…]

Kâidenin Mefhûmu:

“Zarar izale olunur” kâidesinde ifâde edildiği üzere zarar yani zulüm ve haksızlık olan şeyler, vukua geldiklerinde izâle olunarak ortadan kaldırılır. Zarara ve zararın devamına izin verilmez. Kâidenin lafzı her ne kadar haber olarak ifâde edilmiş olsa da vucubiyete delâlet eder. Bu itibarla da zararı ve ona giden yolları ortadan kaldırmak vâcibtir. Zîrâ yararı elde etmek, zararı ise def etmek ilkesi, İslâm şeriatının üzerine kurulduğu temellerden biridir. Allâh Subhânehu Teâlâ, zarar fiilini mükelleflere yasaklamış ve onu irtikab edenlere de cezânın olduğunu bildirmiştir. 

İslâm şeriatındaki kısas, hadler, kefaretler, telef edilen malların ödettirilmesi, ortak malların taksim edilmesine zorlama, müftü ve kadıların atanması, saldırganın def edilmesi, müşrik ve bağilerin öldürülmesi, alış verişlerdeki tayin ilkesi, hile, aldanma ve satılan şeyin şart muhayyerliği ile iâde edilmesi gibi hükümlerin varlığı zararı izâle etme kastı iledir.

Böylece Allâh Subhânehu Teâlâ, her nasıl olursa olsun, mükelleflerin uğrayabilecekleri bütün muteber zarar çeşitlerinin izâle edilmesine izin vermiştir. Bu, ister ibâdetler konusunda olsun, ister muamelatlar bâbından olsun meşakkati def etmeye yönelik olarak Allâh Subhânehu Teâlâ’dan gelen büyük bir kolaylıktır.

Kâidenin Şartları:  

Zarar vukuu bulduğunda onu ortadan kaldırmaya yönelik olan “Zarar izale olunur” kâidesinin uygulanabilir olmasının şartları, beş maddede toplanır. Bunlar: 

1. Zarar, muteber olmalıdır. İnsânının başkalarına zarar vermeyecek şekilde kendi mülkünde tasarruf etmesi böyledir. Pişirme ve benzerlerinde hâsıl olduğu gibi böyle bir zarardan kaçınmak mümkün değildir.

2. Zararı gidermek başka bir zarara sebeb olmamalıdır. Zîrâ Allâh Subhânehu ve Teâlâ, mübâh olan fiillerle amel edilmesine, bir başkasına zarar terettüp etmemesi şartıyla izin vermiştir. Ev sâhibi için kendi evinde pencere açması câiz olmakla birlikte, açılacak olan pencere, yan komşunun mahremiyetine zarar veriyorsa, mülk sâhibinin pencere açması câiz olmaz ve bundan men edilir.

3. Zarar, şer’an hak ciheti dışında bir şey olmalıdır. Hak edilmiş bir cezâ yahut hüküm olmamalıdır. Buna göre, hadlerin, kısasların, sâir ukubetlerin ve tazirlerin ikâme edilmesi zarar olarak ifâde edilmez. Bilâkis bunların ikâme edilmemesi, zararların en büyüklerindendir.

4. Zararın izale edilmesi, misline yahut daha büyüğüne sebebiyet vermemelidir. Zararı ortadan kaldırmak, mükellefin bizatihi kendisinde ya da bir başka kimsede zararın aynısına yahut daha şiddetlisine sebebiyet veriyorsa onu ortadan kaldırmak câiz olmaz. Buna göre zararı, başka bir zarara sebebiyet vermeden ortadan kaldırmak asıldır. Zarar ancak başka bir zarar ile izale edilebildiğinde ise izale edicinin mevcut olandan daha hafif olması ve bir başkasına sirâyet etmemesi şarttır.

5. İnsânlar arasında vuku bulan hukuk davalarında hâsıl olan zararın def edilmesi, kadı tarafından mahkeme sonucunda icra edilir. Muhakeme olmaksızın ihtilaf edilen meseledeki zararın karşı taraftan cebr ve benzeri yollarla alınarak ferden giderilmeye kalkışılması câiz değildir. Aksi takdirde haklar birbirine karışarak daha büyük bir zulüm ortaya çıkar.

Kâideden Çıkan Bazı Hükümler:   

• İslam Devletine karşı silahla ayaklanan muhariblerin fitnesini gidermek, devlete ve tebaaya olan zararını def etmek için onların ölüm cezâsıyla cezalandırılmaları câizdir. Çünkü fitne katilden daha büyüktür. Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Allâh’a ve Râsûlü’ne karşı savaş açanların ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışanların cezası, ancak öldürülmeleri veya asılmaları veyahut elleriyle ayaklarının çaprazca kesilmesi ya da (bulundukları) yerden sürülmeleridir. Bu cezâlar onlar için dünyadaki aşağılanmalarıdır. Âhirette ise onlar için büyük bir azâb vardır. Ancak onları ele geçirmenizden önce tevbe edenler bunun dışındadırlar. Bilin ki, şüphesiz Allâh, (günahları bağışlayan) Ğafûr, (kullarına karşı merhametli olan) Rahîm’dir.” [el-Mâide: 5/33-34]

Âyet-i kerîmeye göre bu kimseler, öldürür ve mal alırlarsa, öldürülür ve asılırlar. Öldürür, fakat mal almazlarsa, öldürülürler, ama asılmazlar. Mal alır, öldürmezlerse, elleri ve ayakları çaprazlama kesilir. Yollara korku verir, mal almazlarsa, bulundukları yerden sürgün edilirler. Yakalanmadan önce silah bırakarak bağilikten tevbe edenlerden bu cezâlar sakıt olur. Ancak kısas ve sair kul hakları üzerlerinden kalkmaz.

• Bir kimse diğerine ayıplı ve kusurlu bir mal satsa, bu malı iâde etmek alıcının hakkıdır. Ancak alıcı malı satın aldıktan sonra malda ayrıca bir kusur meydana getirse artık o malı iâde edemez. Ya satıcıdan kusurlu olarak aldığı malın kıymet eksikliğini talep edecektir; ya da anlaşırlarsa kusurlu olarak aldığı mal için kendi eklediği kusurun kıymet eksikliğini ödeyecektir.

• Evinin çatısını komşusunun evi üzerine uzatan bir kimse, o ev üzerine gelen miktarı kaldırmak zorundadır.

• Bahçesindeki ağacın dalları komşusunun evi yahut bahçesi üzerine uzamış olan bir kimsenin, o dalları bağlayıp geri çekmesi yahut dalları keserek komşusuna gelebilecek zararı önlemesi gerekir.

• Kendi arsasında bina yapan bir kimse yaptığı bu binayla komşusunun pencereli olan odasının penceresini kapatarak yazı okunamayacak derecede karanlık olmasına sebebiyet verse buna müsaade edilmez. Ancak penceresinin bir kısmını kapatsa buna müsaade edilir.

• Arıcılık yapan bir kimse kendi arazisinde olan arılarını salsa ve arılarda komşu arazilerdeki bağlara giderek insânlara ve ürünlere zarar verse, arıların salınmaması veya başka bir yere taşınması gerekir.

• Evinde deri işlemeciliği yahut kumaş dokuma işi yapan bir kimse komşularına koku ve ses gibi şeylerden dolayı zarar verse, bu kimsenin yaptığı iş yasaklanır.

• Kıtlık, savaş, sel ve deprem gibi genel bir zarûret durumunda devlet başkanı insânları ellerinde bulunun fazla yiyeceği misli olan bir değerle satmaya zorlayabilir. Yine sanayi ve zanaat ehlini devletin ya da insânların ihtiyaç duyduğu askeri sanayi ve değirmen gibi ya da ekmek ve yağ gibi asli ihtiyaçları üretmeyi reddettikleri takdirde, onları ücret mukâblinde zorlayabilir.

Hamd âlemlerin rabbi olan Allâh’a mahsustur. Salât ve selâm yaratılmışların en hayırlısı Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem’in, âlinin ve ashabının üzerine olsun.

1441 h. / 2019 m.

Abdullâh Saîd el-Müderris.

İktibas Yapacakların Dikkatine!