«
  1. Ana sayfa
  2. SOHBETLER
  3. Zamane Bilallerine

Zamane Bilallerine

000-2ZAMANE BİLALLERİNE

Esedullâh Saîd

 

Yaradan, yaşatan ve yöneten Rabbimizin ismi ile…

Mülkü egemenliğinde bulunduran doğ deyince doğduran, öl deyince öldürene sığınarak…

Nakıs kelimelerimizin fayda vermesini umarak, bizi ihlaslı, sizi ihlaslı kılmasını dileyerek… 
Her bir kelimemizin yürek ülkemizin inşasında katkı olması amacıyla…  Şimdiye ve yarınlara, şimdikilere ve nesli atiye,  Bismillah…  

Kara gönüllerin hayatı karattığı bir zamanda, vahyin nuruyla aydınlanıp aydınlatanlara, selam olsun! Selam olsun, cahiliyyenin düşmanlarına!

Şunu iyi biliniz ki kardeşlerim! Cahiliyye sistemlerinin kurulmasının, ayakta kalmasının ve de yayılmasının en büyük etkeni cehalettir. Cahiliyye sistemleri halkın cehaletinin üstüne tahtlarını kurarak iktidarlarını sürdürürler. Nerede bir aydınlanma hareketi varsa orada ilmi sevenler, vahyi isteyenler ve vahiyle yola koyulanlar vardır. Bu aydınlanma hareketi karanlığın kâbusu olur.

Karanlık gecelerin aydınlık sabahından korkanlar, güneşi örtmeye çalışırlar. Görmeyen bir körün veya gözünü yuman bir insanın veyahut ta kendilerini mağaralara hapsedenlerin yok demesiyle güneş nasıl yok olabilir ki? Yok demekle, saklanmakla güneş yok olmadığı gibi, cahiliye sistemlerinin İslam’ı hayattan kaldırmalarıyla da İslam yok olmaz. 

Allah subhanehu ve teala’nın dinine karşı savaş sürdüren aydınlığın düşmanları dün olduğu gibi bugün de vardır. Ancak değişmeyen hakikat, güneş balçıkla sıvanmaz. 

Günümüz cahiliye sistemleri kendilerine zararı dokunmayacak ‘resmi din’ anlayışıyla hareket ederek toplumu kendi inandırmak istediklerine inandırmayı başarmışlardır. Onlar “devlet dine karışır ancak din devlete karışamaz” diyen laik düşünceyle İslam’ın topluma egemen olmasının önüne geçmektedirler. 

Bu gün İslam, vicdanları ilgilendirip, bireysel ibadetlerle sınırlı bir din olarak topluma sunulmaktadır. Bu sunulan çarpık anlayışın kabul edilmesinin bir neticesi olarak halk arasında da Kuran’ın kabına iman edip, içinin yaşanmasına karşı çıkanların ekseriyeti oluşturması da bir hakikattir. 

Günümüz cahiliyyesinde hiçbir şeye karışmayan bir din ortaya konulmuş ve bu din “İslam”adıyla anılır olmuştur. Ve ne acıdır ki, bu ortaya konulan dine inananlar da kendilerine“Müslüman” demektedirler. Kuran’a dayanmayan laik bir inanışın eseri olan din elbette İslam değildir. Ve laik mantıkla inşa edilen dine inananlar da gerçek Müslüman olmazlar.

Bugün karşımızda Kuran’ın hakikatlerinin ümmisi, camide bile avazı çıktığınca bağırarak“camiye bile şeriat giremez” diyen insanlar vardır. Hatta onlardan bazılarının -namaz kıldıkları halde- Kuran’ın emirleri karşısında “Kuran’da olsa bile inanmam” dediklerini duymaktayız. 

Ey cahiliyyenin oyunlarını bilen kardeşlerim! Ey cahiliyye sistemlerinin İslam’ı ve Müslümanların düşmanı olduğu şuuruyla hareket edenler! 

Biliniz ki, cahiliyenin oyunlarını bozacak ve hilelerini tersine çevirecek şey, vahyin tahsili ve yaşantılarımıza yansımasıdır. 

Rahmet sahibi olan Rabbimiz, âlemlere rahmet olan Rasulullah sallallahu aleyhi vessellem Efendimizi yolladığında Mekke kapkara bir cahiliyyeyi yaşıyordu. 

Ancak Rabbimizin isteği karanlığın aydınlanmasıydı. Ve vahiyle birlikte bir dönüşüm başladı.  Gönüllerine vahyin ışığı girenlerin karanlığın temsilcisi olan cahiliyye sistemine düşman olduklarını görmekteyiz. 

Rasulullah sallallahu aleyhi vessellem’in gönlüne inen vahiy, vahye iman edenlerin gönüllerini de değiştiriyordu. Toplumun imarının öncesinde, gönüller Rabbani bir inkılab ile imar oluyordu. Vahyin ilk talebeleri Efendimiz aleyhisselatu vesselam’ın yanında vahyin tahsiline koyuldular. Onlar vahyi sadece okumak için, güzel yazmak için, dünyevi memuriyet için öğrenmiyorlardı.

Onlar vahyin yaşanmak için geldiğini çok iyi biliyorlardı. Vahiy hayatı inşa etmek için vardı. Hayata yansımayan vahiy, anlaşılmamış vahiyken, o nesil vahyi çok iyi anlamışlardı. 

Rasulullah sallallahu aleyhi vessellem Efendimiz onlara dünyevi hiçbir şeyi vadetmemişti. Ancak onlar ahiret sevdasıyla karanlığın adamlarının karşısına dikildiler.

Ezilmişleri ezenlerin karşısına diken bir güç, nasıl bir güçtü? Bu gücün sahibine teslim olan Bilal radıyallâhu anh müstekbirlere  Ehad’ı haykırıyordu. Bir köleyi böylesine bir güce getiren vahiy, Bilal radıyallâhu anh ile hayata yansıyordu. 

Zalimlerin karşısında ne pahasına olursa olsun teslim olmamayı öğreten bir öğretimden geçiyordu o ve diğerleri. Vahiy hayata yansıyordu. Efendimiz aleyhisselatu vesselam’ın yanında bir inkılaba hazırlanıyorlardı, inkılabın erleri. Tarih yeni bir aydınlık çağa tanık olacaktı. 

Karanlığın suratına aydınlığı haykıranlar, karanlığın adamlarınca küçümsenenlerdi. Oysa Allah subhanehu ve teala’nın isteğiyse o küçümsenenlerle, o ezilmişlerle Rabbani inkılabı gerçekleştirmekti. 

Ve onlar yamultmadan, çarpıtmadan tutundular vahye. Gelen buyruklara tam bir teslimiyetle teslim oldular. Böylece adlarını bu gün dahi hayırla andığımız aydınlığın adamları oldular. 

Efendimiz aleyhisselatu vesselam vahyi onlara okuyor, onlarda ezberliyorlardı. Rabbimiz onlara peygamber kıssalarıyla direnişi öğretiyordu. Karanlığa ve karanlığın adamlarının kapkara sistemlerine direnen nebiler vardı tarihte. Her devirde tevhid dini cahiliye ile savaşta idi, kıyamete dek sürecek bir savaş… 

Ve küfre iman adına direnenin ismi kimi zaman Nuh aleyhisselam, kimi zaman İbrahim aleyhisselam, kimi zaman Musa aleyhisselam, kimi zaman İsa aleyhisselam olmuşken, son nebi ile Muhammed aleyhisselam diyordu, Rabbimiz.  

Küfrün karşısında iman, karanlığın karşısında aydınlık, şirkin karşısında tevhid, ezenlerin karşısında ezilenler… Ve mücadeleyle birlikte gelen sıkıntılar, işkenceler, şehidler… 

Cahiliyyeye direnenlerin mücadelesi filiz verinceye, hicretle devlete, devletle izzete ve “Arap yarımadasından müşrikleri çıkartın” nebevi emrine kadar devam eden aydınlığın savaşı…

Ya şimdi, bu savaş bitmiş midir? Elbette hayır! Bu kıyamete kadar sürecek olan bir savaştır. Şimdi ise sıra sende ve bendedir, ey Müslüman kardeşim! Karanlığın karşısında bugünün Bilal’i sensin, benim.

Ancak öncelikle Bilal radıyallâhu anh’ın kalbine işleyerek, müstekbirlere yüzüne Ehad’ı haykırtan vahyi, gel onların anladığı gibi anlamaya çalışalım. 

Selam olsun, vahyi anlayıp, vahyi hayat yapan zamane Bilallerine… 

 

Bir Cevap Yaz

Bir Cevap Yaz

E-Posta adresiniz paylaşılmayacaktır. Doldurulması zorunlu alanlar işaretlenmiştir *