«
  1. Ana sayfa
  2. EDEBİYAT
  3. Yeşilçam&Karaçam

Yeşilçam&Karaçam

Bir videoya gözüm takıldı. Baktım ölen bir sanatçının(!) cenaze namazı görüntüleri… Tekmili kıyafet bir memur, başında sarık, üstünde cüppesiyle, o her zaman yaptığı şeyi yapmakta… Senelerce dinsiz, imansız yaşayıp, din aleyhtarlığından vazgeçmeyenleri yine dini bir törenle gömecek… E, ne yapsın emir kulu(!) diyor kendine, emir büyük(!) yerden…

Sorun da değil hani! Nasıl olsa ölen de, necip milletin bir evladı! Kültür, sanata böyyük hizmetleri(!) geçmiş bir sanat adamı! Böyle büyük hizmeti geçen kimler var kimler, bizim tarihimizde. Milleti dünyada güldürüp, ahirette ağlamalarına vesile olan nice böyyük sanatçı(!) geldi de geçti bu diyardan.

Eyy ey! Şimdi acep ne haldeler? Gülüyorlar mı yoksa gülmeyi de mi unuttular? Üç beş günlük dünya hayatında çok güldürüp gülmüşlerdi ama şimdi…

“İnkâr edenlere dünya hayatı çekici kılındı (süslendi). Onlar, iman edenlerle alay ederler. Oysa korkup sakınanlar, kıyamet günü onların üstündedir. Allah, dilediğine hesapsız rızık verir.” (Bakara:2/ 212)

Onlar, senelerce Yeşilçam denen sanat ve kültür yuvasının biricik sanatçıları olarak hizmet(!) etmişler, hizmette sınır tanımamışlardı. Tüm helal sınırlarını aşarak haram bölgelerde sanat için dolaşmışlardı.

Sanatkârlar olarak, sanat gereği çeşitli kılıklara girmişler, açılmış saçılmışlar, öpüşüp koklaşmışlar, şarkılar türküler söylemişlerdi. Hepsi ama hepsi rol icabıydı. Hatta yeri gelmiş sevmedikleri kişilerin kılıklarına bile girmişlerdi.

Nedense bu sanat denen sakat şey de hep din düşmanlığını, dine aykırı olmayı ele alıyordu ya! Ve nedense bu hacılar-hocalar, sakallı-çarşaflılar hep kötü, hep yaramaz insanlardı. Tabi bu çağdaş, ilerici iyi insanlar da bir vazife ve bir sorumluluk duygusuyla beyaz perdeye bu kötü ve yaramaz insanları(!) taşıdılar.

Yapılan bu filimler de ilerici, modern, çağdaş sanatçıların yedikleri naneler, ettikleri haltlar, söyledikleri sözler, verdikleri pozlar ve kırdıkları cevizler ortadadır… Onlarla büyüyen nesillerin hali de…

Yüzlerce, binlere zehirli film çevrildi de, bu uyutulan millet ne fayda gördü Yeşilçam’dan? Kendi dinini-inancını, örfünü-âdetini inkâr eden, alaya alan insanlardan ne fayda görebilirdi ki?

Kim inkâr ile yol alıp hedefe varmış

Bak batış sürekli inkârla yaşanmış

Evet, Yeşilçam böyle… Gerçi renk olarak yeşili de sevmezler ya! Yeşil, Şeriatçıların rengidir! Aslında bu kara kalpliler, yeşilin yerine, isim değiştirip kara diyebilirlerdi ama… Demek düşünememişler! Nice İslam’ı çağrıştıran isimle alay etmek akıllarına gelmiş, isimlerin formunu bozmuşlar, aptal insanlara takmışlar ama bu akıllarına gelmemiş! Hani sanatçılar da isim, soy isim değiştiriyor ya, Yeşilçam’ı değiştirselerdi olurdu o zaman Karaçam. Çamları devirenlerin mekânı, ileri kültürün, çağdaş sanatın beşiği, Karaçam…

Ah o çam, çan beldesi! Ah o Müslüman mahallesinde salyangoz satanlar… Şimdi vaah, vah deseler de iş bitti. Ömür bitti.

İnsan, öyle bir varlık ki hem kendine faydası olur, hem başkalarına; ya da hem kendine zararı olur ya da başkalarına… Bir insan ki, başkalarına faydalı şeyler yaptı ve ardından bıraktıysa bu güzeldir. Bu kişi iman ile Rabbine kavuştuysa bu faydalı işten ecrini almaya ölümünden sonrada devam eder. Tabi bu durumun tam tersi de söz konusu. Bir kişi de zararlı işler yapmış ve arkasından miras olarak bu zararlı işleri bıraktıysa ona da, zarara uğrayanların günahı eklenmeye devam eder.

Hayırdan çığır açana hayır, şerden çığır açana şer var. Yeşilçamlar, Karaçamlar hayırdan değil, şerden kapı açtılar. Bu kapıyı açanlar kendileri ölseler de onların bıraktıkları şerri seyredenlerin günahlarını da yükleneceklerdir. Nesillerin imanını ve ahlakını bozanlar, bozanlara yardımcı olanlar elbette hesap gününde hesap verecekler.

Kimin yanına yaptığı kâr kaldı, kâr kalacak? Mademki ölüm var, bil ki ölüm, yokluk kapsı değil,  ahiretin kapısı. Mademki ölüm, ahiretin kapısı, orada sorgu var, sual var.

Ey devirdikleri çamlar bini geçenler!

Ey kültür, sanat adına bu milletin evladını zehirleyenler!

Birileri sizlere haklarını helal etseler de, biz hakkımızı helal etmiyoruz!

Esedullâh Saîd