«
  1. Ana sayfa
  2. MAKALELER
  3. Velâ ve Berâ Nedir?

Velâ ve Berâ Nedir?

Hamd, Allâh’a mahsustur. O’na hamd eder, O’ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüğünden O’na sığınırız. O’nun hidâyete erdirdiğini hiç kimse saptıramaz, saptırdığını ise hiç kimse hidâyete erdiremez. Şehâdet ederim ki, Allâh’tan başka ibâdete lâyık hiçbir ilâh yoktur. Ve yine şehâdet ederim ki, Muhammed aleyhisselâm O’nun kulu ve Rasûlü’dür.

Bundan sonra:

1. Velâ, Allâh Subhânehu ve Teâlâ için sevmektir. Söz, fiil ve niyet ile birlikte Allâh’ın sevdiklerini sevmek, onlara yakın olmak, onların tarafında bulunmak ve onları dost edinmektir.

2. Berâ, Allâh Subhânehu ve Teâlâ için buğzetmektir. Söz, fiil ve niyet ile birlikte Allâh’ın sevmediklerine buğuz etmek, onlardan uzak olmak ve onlara düşmanlık etmektir.

3. Allâh için sevmek ve Allâh için buğzetmek İslâm Dîni’nin en önemli esaslarından biridir. Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:  “Îmânın en güçlü ve güvenilir kulbu, Allâh için sevmek ve yine Allâh için buğzetmektir.” [İbn Ebî Şeybe (321); Taberânî (el-Kebîr: 10357)…]

“Kim Allâh için sever, Allâh için buğzederse ve Allâh için verir, Allâh için vermezse îmânı kemâle erdirmiştir.” [Ebû Dâvud (4681); Taberânî, Evsât (9083)…]

4. Müslümanlar Müslümanların, kâfirler ise kâfirlerin velîleridir. Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velîleridirler.” [et-Tevbe: 9/71]

“Kâfirler birbirlerinin velîleridir.” [el-Enfâl: 8/73]

Bu itibarla Müslümanlar kâfirleri kendilerine velî edinmezler. Akrabalık bağı olarak en yakınları dahi olsalar onları kendilerine dost ve sırdaş, yardımcı ve yetkili edinemezler. Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Ey îmân edenler! Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanları velî (dost, yardımcı, sırdaş) edinmeyin. Siz onlara sevgi gösteriyorsunuz. Hâlbuki onlar size gelen hakkı inkâr ettiler.” [el-Mümtehine: 60/1]

“Allâh’a ve âhiret gününe îmân eden bir toplumun; babaları, oğulları, kardeşleri veya yakınları dahi olsa, Allâh’a ve Rasûlüne muhâlefet eden kimseler için bir sevgi beslediklerini göremezsin. İşte Allâh onların kalblerine îmânı yazmış ve onları kendi katından bir ruh ile desteklemiştir.” [el-Mücadele: 58/22]

5. Mutlak sevgi ve yardım ancak müminler içindir. Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Sizin velîniz (dost, yardımcı ve destekçiniz), ancak Allâh, O’nun Rasûlü, rükû ediciler olarak namaz kılan ve zekâtı veren müminlerdir. Kim Allâh’ı, Rasûlü’nü ve îmân edenleri velî edinirse, hiç şüphesiz galip gelecek olanlar, Allâh’ın taraftarlarıdır.” [el-Mâide: 5/55-56]

Mutlak buğuz ve düşmanlık ise sadece kâfirler içindir. Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Ey îmân edenler! Eğer küfrü îmâna tercih ederlerse, babalarınızı ve kardeşlerinizi bile velî (dost, yardımcı, lider) edinmeyin. İçinizden kim onları velî edinirse, işte onlar, zâlimlerin tâ kendileridir.” [et-Tevbe: 9/23]

Buğuz ve düşmanlığı en çok hak edenler tâğûtlar ve tâğûtî sistemlerdir. Sonra da bunların dostları ve yardımcılarıdır.

6. Hiçbir Müslüman’a mutlak olarak buğzetmek ve düşmanlık göstermek, onu tamâmen terk etmek, onun şeref ve haysiyetini zedelemek câiz değildir. Günahkâr bile olsa ancak günahı kadar ona buğzedilir. Îmânından ve güzel amellerinden dolayı da sevgi ve dostluk beslenir. Zîrâ İslâm kardeşliği işlenen günah küfre varmadığı sürece devam eder. Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Muhammed, Allâh’ın Rasûlü’dür. Onunla beraber bulunanlar kâfirlere karşı çok şiddetli ve metin, kendi aralarında pek yumuşak ve gayet merhametlidirler.” [el-Fetih: 48/29]

Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem ise şöyle buyurmuştur: “Müslüman Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu (zâlime) teslim etmez. Kim, Müslüman kardeşinin bir ihtiyacını giderirse Allâh da onun bir ihtiyacını giderir. Kim Müslümanı bir sıkıntıdan kurtarırsa, bu sebeble Allâh da onu kıyâmet günü sıkıntılarının birinden kurtarır. Kim bir Müslümanın bir kusûrunu örterse, Allâh da kıyâmet günü onun kusûrunu örter.” [Buhârî (2442); Müslim (2580)…]

7. Allâh Subhânehu ve Teâlâ, kâfirlere hiçbir dönemde velâyet yetkisi tanımamıştır. Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Allâh mü’minlere karşı kâfirlere asla yol vermeyecektir.”[en-Nisâ: 4/141]

Kâfirlere, müşrik ve mürtetlere velâyet vermek küfürdür. Bunun söz ya da yazı, fiil ya da niyet olması arasında fark yoktur. Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Eğer onlar Allâh’a, Nebî’ye ve ona indirilene (Kur’ân’a) inanıyor olsalardı, onları (kâfirleri) velî edinmezlerdi. Fakat onlardan birçoğu fâsık kimselerdir.” [el-Maide: 5/81]

8. Kişinin sevdiği, dost olduğu, savunduğu, şer’î olarak itaat ettiği, emri altına girdiği, kendisi üzerinde tasarruf yetkisi verdiği ve muhâkeme olduğu merci velâyet yetkisi verdiği yerdir. Bu itibarla Müslümanların velîsi Allâh Subhânehu ve Teâlâ’dır. Çünkü Müslümanlar, O’na boyun eğerek O’nun ilâhlığını kabûl ederler. O’nun gönderdiği dîni tasdik edip, kanunlarını benimseyerek uygularlar ve Allâh’ı kendilerine dost kabul ederler. Kâfirlerin velîsi ise tâğûttur. Çünkü kâfirler, Allâh’u Teâlâ’nın dînine boyun eğmezler, kanunlarını reddederler. O’nu kendilerine dost edinmezler. Kâfirler, idâre ve yaşam şeklinde, kanun ve nizam belirlemede Allâh’ın değil de, kendileri gibi beşer olanlara tâbi olarak tâğûtların velâyetini Allâh’ın velâyetine tercih ederler. Böylece velîleri olan tâğûtlar gibi Cehennem ateşinde ebediyen kalmayı hak ederler. Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Allâh, îmân edenlerin velîsidir. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Kâfirlerin velîleri ise tâğûttur. Onları aydınlıktan çıkararak karanlıklara sokarlar. İşte bunlar, cehennemliklerdir. Onlar orada ebedî kalırlar.” [el-Bakara: 2/257]

9. Kâfirleri ve tâğûtları yücelmek, onlara saygı göstermek ve onları övmek, İslâm’a karşı küfrün; Müslümanlara karşı kâfirlerin safında olmak, onların bekâsı ve düzenlerinin kuvvetlenmesi adına görev almak, Müslümanların gizli hallerini onlara haber vermek onlara velâyet vermektir. Böyle bir amelin sâhibi kâfirdir. Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Ey îmân edenler! Yahûdî ve Hıristiyanları velîler edinmeyin! Onlar birbirlerinin velîleridirler. Sizden kim onları velî edinirse, muhakkak o da onlardandır. Şüphesiz Allâh, zâlimler topluluğuna hidâyet vermez.” [el-Mâide: 5/51]

“Müminler, müminleri bırakıp da kâfirleri velîler edinmesinler. Kim böyle yaparsa, Allâh’tan hiçbir şey (yardım-bağlantı) yoktur.” [Âli İmrân: 3/28]

10. Kâfirler Müslümanlar üzerine yönetici olamazlar. Zîrâ bu, onlara velâyet vermek demektir. Bu nedenle Müslümanlar her nerede yaşarlarsa yaşasınlar kendi içlerinden bir kimseyi kendilerine yönetici olarak seçmeleri farzdır. Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Ey îmân edenler! Allâh’a ve Rasûlü’ne itaat edin. Ve sizden olan ulu’l-emre de itaat edin.” [en-Nisâ: 4/59]

Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem ise şöyle buyurmuştur: “Üç kişi yolculuğa çıktığı zaman içlerinden birini emîr seçsinler.” [Ebû Dâvud (2608); İbn Hibbân (2132)…]

11. Müslüman yöneticilere emrettikleri şeyde Allâh’a isyân olmadığı sürece hoşa gitsin yahut gitmesin -velâyetin bir gereği olarak- itaat etmek farzdır. İsyân etmek ise haramdır. Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Müslüman kişinin kendisine bir masiyet emredilmediği sürece sevdiği ve hoşlanmadığı hususlarda dinlemesi ve itaat etmesi üzerine bir yükümlülüktür. Masiyet emredildiğinde ise dinlemek ve itaat etmek yoktur.”[Buhârî  (7144); Müslim (1839)…]

12. Allâh Subhânehu ve Teâlâ’nın dînine karşı savaş açan, Müslümanları bulundukları yerlerden çıkaran, hapseden ve baskı uygulayan ve katleden kâfirlerle güç nispetinde savaşmak farzdır. Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Sizinle savaşanlara karşı Allâh yolunda savaşın (ancak) aşırı gitmeyin. Elbette Allâh aşırı gidenleri sevmez. Onları, bulduğunuz yerde öldürün ve sizi çıkardıkları yerden siz de onları çıkarın.” [el-Bakara: 2/190-191]

Müslümanlara zararı olduğu bilinmeyen kâfirlere karşı çeşitli iyiliklerde bulunmak ise câizdir. Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Allâh, sizinle dîn konusunda savaşmayan, sizi yurtlarınızdan sürüp çıkarmayanlara iyilik yapmanızdan ve onlara adâletli davranmanızdan sizi sakındırmaz. Çünkü Allâh, âdil davrananları sever. Allâh, ancak dîn konusunda sizinle savaşanları, sizi yurtlarınızdan sürüp çıkaranları ve sürülüp çıkarılmanız için destek verenleri velî edinmenizden sakındırır. Kim onları velî edinirse, artık onlar zâlimlerin tâ kendileridir.” [el-Mümtehine: 60/8-9]

13. Kâfirlerin imâmlığı câiz değildir. Onların ibâdetlerinin hiçbiri Allâh katında kabul edilmez. Müslümanların onların arkalarında namaz kılmaları sahih değildir.

14. Bid’âtcı kimselerle oturulmaz ve sözleri dinlenmez, onlarla konuşulmaz ve yardım edilmez. Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Her kim bir bidat çıkarır veya bidatçiye sığınıp destekçi olursa Allâh’ın meleklerin ve tüm insânların lâneti onun üzerine olsun. Böyle bir kimsenin ne tevbesi ne de fidyesi kabul edilir.” [Buhârî (3179); Ebû Dâvûd (2034)…]

Salât ve selâm yaratılmışların en hayırlısı Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem’in, âlinin ve ashâbının üzerine olsun.

Yardım ve başarı, izzet ve şeref Allâh’tandır.

Abdullâh Saîd el-Müderris.

 1440 h. / 2019 m.

İktibas Yapacakların Dikkatine!