«
  1. Ana sayfa
  2. MAKALELER
  3. Uyuşturucu Belası

Uyuşturucu Belası

UYUŞTURUCU BELASI

Esedulâh Saîd

 
El-Hakim olan Allah’ın ismiyle…
Konumuz, insanlık için “bela” olan şeylerden birisi olan; uyuşturucular. İnsan, kendi türünün belası olan şeyleri kendi eliyle yapıp, kendi eliyle dağıtan ve bundan da menfaat sağlayan canlı. Menfaati olduğunda kanunla izin veren, olmadığında ise yine kanunla yasaklayan, menfaati için dünyayı yakmaktan, insanları ezmekten çekinmeyen varlık. İnsan, yaratıcısına teslim olmadığında, büyük belaların müsebbibi olan “baş belası” yaratık…
Evet, insanlık âlemi için zehir olan uyuşturucuları yapanlar yine insanlar(!) Peki, insanların ürettiği bu uyuşturucular faydalı mı? Cevap: Hayır! Bu zehirlere kimse faydalı demiyor, diyemiyor. Ortak görüş: Uyuşturucu özelliği olan maddelerin hepsi zararlı. Ve zararlı olan bu maddelerin zararlarının boyutları da çok yönlü…
Bu maddeler, çok çeşitli bedensel hastalıklara sebebiyet verdikleri gibi, yine ruhsal hastalıklara da sebep vermekteler. Bu maddeleri kullananlar, kendilerine zarar verdikleri gibi, kendi ailelerinden başlayarak diğer insanlara da zarar vermekteler.
Bundan dolayıdır ki, “İslâm Dini’nde; akla, dine, nesle, mala ve cana zararı olan şeyler yasaklanmıştır.” Örneğin, alkollü içkiler, nasıl ki “akla, dine, nesle, mala ve cana” zarar vererek, insanda maddi ve manevi kalıcı etkilere sebep oluyorsa, uyuşturucu maddelerde böyledir. Tüm uyuşturucu maddeler de insanlığın düşmanıdırlar. Bu zararlı maddelerin; katı ya da sıvı olması, ağızdan ya da damardan alınması arasında bir fark yoktur. Çoğu haram olanın azı da haram olduğu gibi, yine katısı haram olanın sıvısı da haramdır. Haram olmasının illetini taşıyan tüm uyuşturan ve sarhoşluk veren maddeler, tek tek isimleri kitaplarımızda zikredilmemiş olsalar da bile (bonzai gibi) bu maddeler de haramdırlar. Bakınız, insanlara hakkı beyan eden Nebimiz aleyhisselâm konuya açıklık getirecek şu sözleri söylemiştir:
“Her sarhoşluk veren şey haramdır.” (Buhari)
“Çoğu sarhoşluk veren şeyin azı da haramdır.” (Ebu Davud)
Bunları hakikatleri buyuran insanlara rahmet olarak gönderilen,  bizler için genel kaideleri koymuştur. Bizlere düşense buyrulanlara uymaktır. “Ne kadar uyuyoruz, ya da ne kadar uyutuluyoruz?” orası da cevaplanması gereken apayrı bir soru.
Bizler biliyor ve görüyoruz ki; her türlü haram, insanın hem bedeni ve hem ruhu için bela olduğu gibi, aynı zamanda hem nesli hem de malı için de bir bela. Ayrıcı bu bela, insanın kendisiyle kalmayarak tüm cemiyeti tehdit eden kitlesel bir belaya da dönüşmekte… Maalesef ki bunlar bilindiği halde, insanlık kendi sonunu kendi hazırlamakta son derece ısrarlı. Keyfi ve nefsi uygulamalar ile insanlık âlemi kendi mezarını kazıyor. Ancak cana kıymet vermeyen canavarlardan oluşan canavariyetler için bu çok küçük bir şey. İnsanları atom bombası ve benzer silahlarla katledenlerle, insanları zararlı maddelerde öldürenler, katliamlarda birbirleriyle yarışıyorlar.  
Bu gün her yerde ve her fırsatta, insanlık suçları işlenmekte… İnsana yönelik işlenen bu suçlar çok çeşitliyken, yine resmi ve gayri resmi zehir tacirleri de insanlık suçları işliyorlar. Aslında insanlık bunu görmeli.  Ve hep bir ağızdan şunu söylemeli: “Evet, hiç şüphesiz ki; insanların zararına olan şeyleri çıkartanlar, bunlarla insanları zehirleyip, öldürenler “insanlık suçu” işleyen suçlular.”
Bu suç, sadece uyuşturucu maddelerin kullanımında geçerli değildir; bilakis sigara ve alkollü içeceklerde insanlık için zehir olduklarından, bunları üretenler de “zehir tacirleri” olup, insanlık suçu işlemektedirler. Aslında “tüm insanlık suçlarına, hayır!” denilmesi gerekiyorken, nasıl oluyorsa bazılarının kullanımı serbest olurken, diğer bazıları yasaklanmakta; bazıları devlet eliyle ve kontrolünden geçirilerek piyasaya sürülürken bazılarına ise operasyonlar yapılmakta. Bu bir çelişki değil midir? Elbette, bu büyük bir çelişkidir ve bu çelişkinin arkasında yatan sebepte beşerin kendini ilahlaştırma hırsıdır.
Kendi aciz akıllarını kutsayanlar, insanları yok etmek için çeşitli silahlar geliştirdikleri gibi nesilleri bozmak içinde bir nevi “kitle imha silahları” üretmekte ve yeni katliamlara imza atmaktalar. Tüm dünyada bu silahla her yıl insanları öldürülmekte. Araştırmalara göre Türkiye’de uyuşturucu maddelerin kullanımı ilkokullara kadar düşmüş durumda. Uyuşturucu suçlarından cezaevlerinde yatanların sayısı da her gün kabarmaya devam ediyor. Uyuşturucu kullanımı her gün yeni facialara sebep olurken, bu dram haber değeri kazanabilirse bile ancak gazetelerin üçüncü sayfalarında yer alabiliyor. Her gün yeni birileri zehir tacirlerinin ağına yakalanırken, insanlık yine üç maymunu oynuyor. Görmeyen, bilmeyen ve duymayanlardan oluşan bir dünyada da, her gün yeni kıyımlar yaşanmaya devam ediyor.
Son olarak, “bu beladan nasıl kurtulabiliriz, çözüm nedir?” denirse:
Evet, bu ve benzeri daha birçok sorunu düzelmek için, tekrar dinimize dönmeliyiz. Şunu bir düşünün ki, dini yaşantısından dolayı sigara içmeyen bir gencin alkol ya da uyuşturucu kullanması mümkün mü? Hayır! Neden? Çünkü “İnanç, bu dünyada en güçlü yaptırımdır.”
Bu konuyla ilgili yazıp çizen ve referansları başka yerler olanlar; “bunun çözümü dinde değildir! Öyle olsaydı Mısır’da ve İran’da da bu kullanılmazdı!” demekteler. Bakınız; biz din derken, şu an Türkiye’deki ya da başka yerlerdeki din algısından ve bu algıyla yapılanlardan bahsetmiyoruz. Laik devlete bağlı camilerde anlatılan bir dini algı toplumu kurtaramaz. Dini sadece belirli ibadetlerle sınırlayıp, hayata karışmayan bir din algısı biz Muvahhidlerin din algısı değildir.
Bilakis “Din, inançlarını ve yaşantılarını düzenlesinler diye, Allah’ın kullarına gönderdiği ilahi nizamdır. Hayata hâkim olmayan din, din değildir.” Bu gün camilerde namazdan ve diğer ibadetlerden bahsedenler, dinin hayata hâkim olması gerektiğinden ne kadar bahsetmekteler?
Sonuç olarak, “Dine dönüş yapılmalıdır. Ancak vicdanlara hapsedilen ve hayata karışmayan ve yaptırımları olmayan bir dine değil; bilakis Allah’ın katındaki ve Rasulü’nün yaşadığı dine…”
Selâm ve dua ile…

Esedullâh Saîd

1439/2017