«
  1. Ana sayfa
  2. AKAİD
  3. Tevhîdin İnşası

Tevhîdin İnşası

027TEVHÎDİN İNŞASI

Ebû Ubeyde el-Muallim

 

TEVHİD BİLİNCİNİN İNŞASI

Hamd, -âlemlerin Rabbi olan- Allâh’a mahsustur. O’na hamd eder, O’ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüğünden O’na sığınırız. O’nun hidâyete erdirdiğini hiç kimse saptıramaz, saptırdığını ise hiç kimse hidâyete erdiremez. Şehâdet ederim ki, Allâh’tan başka ibadete lâyık hiçbir ilâh yoktur. Ve yine şehâdet ederim ki, Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem O’nun kulu ve rasûlüdür. Bundan sonra:

Rabbimiz Allah subhanehu ve teâlâ yüce kitabımız Kur’ân-ı Kerim’de bizleri ancak kendisine ibadet/kulluk etmemiz için yarattığını bildirmektedir.

“Ben cinleri ve insanları bana ibadet etsinler diye yarattım.” (Zariat: 51/56)

İlim ehli ayette geçen “bana ibadet etsinler” emrini “beni tevhid etsinler” diye manalandırmıştır. Yani tevhid yüce yaratıcımızın bizlerden istediği en büyük emirdir. Ve Rabbimiz Allah subhanehu ve teâlâ bizlere tevhidi bir cümlede özetlemiştir: “Lâ İlâhe İLLÂLLAH.” 

Lâ İlâhe İllallâh’a “kelime-i tevhid” denilmektedir. Yani Lâ İlâhe İllallâh tevhidi anlatan kelimedir.

Ey Allah subhanehu ve teâlâ’nın kulu! Çok iyi bil ve asla unutma ki! Kelime–i tevhid yani Lâ ilâhe illâllah senin, ailenin, neslinin ve tüm insânlığın kurtuluş sözüdür. Senin ve sevdiklerinin dareyn saadeti ancak bu sözle mümkündür.

Öncelikle bu sözü anlaman ve ardından da bu sözü yaşantıya geçirmen gerekmektedir. Kelime-i tevhîd iki kısımdan oluşmaktadır:

Birinci kısım; “Lâ ilâhe” ikinci kısım ise “illâllah”tır. Tevhidi gerçekleştirmen bu iki kısımda da yapman gerekeni yapmana bağlıdır. Biri olmadan yani birini gerçekleştirmeden tevhid de gerçekleşmiş olmayacaktır.

Bu tevhid kelimesi “Lâ” hayır yani red ile başlamaktadır. Nelere hayır, neleri red? İşte bu sorunun cevabını adımızı bildiğimiz gibi bilmemiz gerekmektedir. Çünkü bunu bilemeyenler reddi gerçekleştiremeyeceklerinden, tevhid ehli olamayacaklardır.

“Allah ile birlikte başka bir ilaha tapıp yalvarma! O’ndan başka ilah yoktur. O’nun vechi dışında her şey yok olacaktır. Hüküm O’nundur ve siz O’na döndürüleceksiniz.” (Kasas: 28/88)

TEVHİD “LA” İLE BAŞLAR

Hiç şüphesiz ki tevhid red ile başlar. Uyduruk sahte ilahları, batıl şeytani kanunları, tuğyanın zirvesindeki firavunları, onların zulüm sistemlerini, bu sistemleri ayakta tutan tüm karun ve belamları, insanlarla Allah arasında aracı olduğunu iddia eden canlı putları, meydanlara dikilen adlarına kanunlar düzülen cansız putları, çaputlar bağlanılan ağaçları, Allah’tan istenilir gibi istenilen canlı cansız putları, aracıları, kutsal olmayanı kutsamayı, fayda umulan inciğiboncuğu… ve bunlar gibi nice tevhide muhalif olan şirki inanış ve fiili RED.

İnsan hayatta seçim yapmaktadır. Bu seçimde ya tevhidi, ya da şirki seçmektedir. Bu seçimim sonunda ise ya tevhîd ehli olarak cennete, ya da şirk ehli olarak cehenneme gidecektir. İşte tevhidi seçenler, cennete varis olanlar “Lâ” ile tevhide muhalif olan tüm şeyleri reddeden Müslümanlardır.

Müslüman ilk olarak kendisinde red vasfını bulunduran kişidir. Red Müslümanın ilk îmânî hareketidir. Redsiz bir iman olamayacağı gibi, imansız bir Müslüman da olamaz. İman red ile başladığından, reddi olmayan sözde bir iman geçerli bir iman değildir. Ondan dolayıdır ki bir kişinin ilk öğreneceği şey, ‘nasıl red edilir?’ olmalıdır.

Dini anlamak öncelikle tevhidi anlamakla ve tevhidi anlamakta reddi yani La’yı anlamakla başlar. Lâ’yı anlamayan tevhid dinini de anlayamayacaktır. Dîni anlamayanın ise dine girmesi nasıl mümkün olabilir? Mümkündür diyenler kelime-i tevhidi nasıl ve neye göre anlamaktadırlar?

Tevhid “Lâ” ile mümkündür; Allah subhanehu ve teâlâ’ya ortaklıkta bulunmaya cüret edenleri bir çırpıda silip atmaktır “La.”

“Lâ” tevhid binasının ilk temel taşıdır. “Lâ” olmaz ise “illallah” fayda vermez. Yani “Lâ”sı olmayanların tevhidi de yoktur. 

“Lâ” kaynağı vahiy olmayıp, insân ürünü olan tüm beşeri ideolojileri, beşeri ideolojilerin kurucu ve yöneticilerine yönelik bir İslâmi protestodur. Bu protestoyu hayatlarında gösterenler Müslüman’dırlar, gösteremeyenlerse Müslüman olamazlar.
Tevhid okulunda ilk öğretilen kelimedir, “Lâ”. Bu kelimeyi ve anlamını öğrenmeyenler bu okulda okuyamazlar.

“Lâ” tevhid dininin ilk bölümüdür. Bu bölümden geçmeden Allah subhanehu ve teâlâ’nın dinine girmek mümkün değildir.

“La”sı olmayanın “illallah” demesi geçerli değildir.

“Lâ” ile Müslüman, insânların hayatlarına yön verme iddiasıyla yola çıkan lanetli kanunları, canlı-cansız tüm sahte ilahları ve putları tanımayarak, imanın inkılâbını gerçekleştirecektir.

“Lâ” tevhid ile şirk arasındaki ilahi bir ayrımdır. “Lâ” olmazsa tevhid ve şirk birbirinden ayrılamaz. “Lâ” Allah subhanehu ve teâlâ’ya ait olmayan yasacıkları, onları çıkartan sahte ilahları bir çırpıda yere sermektir. “Lâ” zulmün ve zalimin önüne koyulmuş olan bir settir. Şirki hayat yapan zalimlerin zulüm dolu sistemlerine en büyük redtir, “Lâ”

“Lâ” Müslüman’ın red bilincidir. “Lâ” İslâm’ın ilk giriş kapısıdır. “Lâ”sı olmayanın İslâm’ı ve imanı da yoktur.

“Lâ”sız bir hayat imansız, İslâmsız bir hayattır. “Lâ” yı bilmeyen bir insân tüm firavunlara, nemrutlara, ebu cehillere onay veren, onları kabul edip, onlara boyun eğen insândır.

“Lâ” kullara kulluk etmemek için kullara ilahi bir hediyedir. “Lâ”yı hayat yapanlar Allah subhanehu ve teâlâ’nın kullarını kendilerine kul yapmaya çalışan tüm zalimlerin büyük önder denen büyük zorbaların, hayatlara karışan diktatör firavunların düzenlerini kabul etmeyenlerdir.

“Lâ” Rabbani inkılâbın başlangıç ifadesi, Allah subhanehu ve teâlâ’ya teslim olan kişinin başkalarına teslim olmayacağının bir ilanıdır.

“Lâ” tüm batıl düşüncelerin sahiplerine ve onların batıl düşüncelerine ‘hayır’ demektir.

“Lâ” Allah subhanehu ve teâlâ’nın dinine boyun eğmeyen kâfirleri sevmediğinin, sevmeyeceğin bir göstergesidir.

“Lâ”yı anlamayan “Lâ”yı gerçekleştiremez. Hayatlarında “Lâ”yı anlatmayan satılmış belamların ağızlarına bakanların “Lâ”yı anlaması düşünülemez. “Lâ”yı anlayamayanların Müslüman olacakları düşünülemediği gibi.

“Lâ”yı hayat yapmayan bir toplum, her zaman kendilerine şeytanca karışıp müdahale eden firavunları başucunda görecektir.

Tevhid düzeni ancak “Lâ” inkılâbını gerçekleştirenlerle kurulacaktır. “Lâ” kuru kuruya söylenip geçilemez. Aksine “Lâ” zaruri olarak anlaşılması gereken imani bir derstir. Bu dersi öğrenmeyenler hayat imtihanında sınıfta kalacak olanlardır.

TÜM SAHTE İLAHLARA İMANİ BİR REDDİYE: “LA İLAHE”

“La ilahe” kıyamete kadar “illallah”tan önce gelecektir. Bir Muvahhid öncelikle tüm insânlığa şunu duyurur:

“La ilahe” yoktur benim için, kabul etmem; sahte ilahları, tüm putları, put haneleri, put sistemlerini, put yasalarını, putperestleri inkâr ediyorum. Kabirlere, ağaçlara, bezlere muskalara yönelmekten, her türlü aracılığı ve kendilerini Allah ile aracılar olduğunu iddia eden insan şeytanından beriyim ben.”

“La ilahe” ile batıl yıkılır. “İllallah” ile hak kabul edilir. “La ilahe” hak ilah olmayan tüm sahte ilahlara ‘hayır’ demektir. “La ilahe” ile ilahlık iddiasında bulunanlar bir çırpıda red edilir. Tüm sapık görüşler çöpe atılır.

Taşlardan, topraktan, tunçtan, bakırdan, ağaçlardan, etten ve kandan ilahlık yakıştırılan tüm sahte ilahlar reddedilir. “La ilahe” ile bu sahte ilahlar gönül evinden def edilir. Tüm putlar bu sözle yerlere serilir. Bu söz tüm sahte ilahları alaşağı eden bir sözdür. Bu sözün gücüyle, dev sanılan nicelerinin sinek kadar bile olmadığı, olamayacağı ilan olunur.

‘LA İLAHE’ TAĞUTLARI REDDİR

Ey Allah subhanehu ve teâlâ’nın kulu! İyi bil ki! Tağutları red etmek imanın ilk şartı olan Allah subhanehu ve teâlâ’ya imanın ön şartıdır ki; tağutlar red edilmeden Allah subhanehu ve teâlâ’ya iman söylemi geçerli olmaz.

‘Allah iman ettim’ diyen bir kişi öncelikle tağutları red etmelidir ki, hakkiyle iman edebilsin. Allah subhanehu ve teâlâ’ya iman ettiklerini söyledikleri halde tağutları red etmeyenlerin imanları -maalesef ki- ancak zandan ibarettir. Onlar kendi zanlarınca iman iddiasında bulunmuşlar; fakat bu iddia tağutları red etmedikleri için gerçekleşmemiştir.

Tağutu inkâr etmeden Allah subhanehu ve teâlâ’ya iman edilemez. Nasıl ki cahiliye Mekkesindekiler tağutlarını red etmeden iman edemediyseler, günümüz cahiliyesinde de durum aynıdır.

Cahili sistemlerde ki tüm tağutlar red edilmelidir ki Allah subhanehu ve teâlâ’ya hakkıyla iman edilebilsin. Aksi halde tağutları red etmeyen kişinin Allah subhanehu ve teâlâ’ya hakkıyla iman etmesi söz konusu değildir. Tağutları red etmeyenin iman iddiası boş bir söylemdir. Bu boş söylemin sahibi bu haliyle ateşten kurtulamayacaktır. Kişi tağutlardan uzaklaşmadan, onları kabul ederek Müslüman olamaz, Müslüman kalamaz. Tağutlarla iç içe, kol kola, omuz omuza bir hayatı yaşayıp, her türlü desteği onlara vererek imandan bahsetmek mümkün olabilir mi?

TAĞUT

Kur’an’dan habersiz bir hayat yaşayan insanların birçoğunun hiç duymadığı bu kelime, Kur’an-ı Kerim’de 8 yerde geçmektedir. Bunlar surelerin sıralanmalarına göre şöyledir:

“Artık doğruluk (tevhid) ile eğrilik (küfür) birbirinden ayrılmıştır. Artık her kim tağutu reddederek Allah’a imân ederse, kopması mümkün olmayan sapa sağlam bir kulba yapışmıştır. Allah işitir ve bilir.” (Bakara: 2/256)

“Allah, imân edenlerin velisidir. Onları karanlıklardan (küfürden) aydınlığa (imâna) çıkarır. Kâfirlerin velileri ise tağuttur. Onları aydınlıktan (imândan) çıkararak karanlıklara (küfre) sokarlar. İşte onlar cehennemliklerdir. Onlar orada ebedi kalırlar.” (Bakara: 2/257)

“Kendilerine kitaptan bir nasip verilenleri görmedin mi? Onlar, cibt’e ve tağuta imân ediyorlar ve diğer kâfirler için: ‘Bunlar, imân edenlerden daha doğru bir yoldadır’ diyorlar.” (Nisa: 4/51)

“Sana indirilene ve senden önce indirilene gerçekten imân ettiklerini zannedenleri görmüyor musun? Bunlar, tağuta muhâkeme olmayı istiyorlar. Oysa onlar onu reddetmekle emrolunmuşlardır. Şeytân da onları uzak bir sapıklıkla sapıttırmak istiyor.” (Nisa: 4/60)

“İman edenler, Allah yolunda savaşırlar; kâfirlerse tağut yolunda savaşırlar. Öyleyse şeytânın dostlarıyla savaşın. Şüphesiz ki, şeytânın hilesi pek zayıftır.” (Nisa: 4/76)

“De ki: Allah katında, bir ceza olarak bundan daha kötüsünü haber vereyim mi? Allah’ın kendisine lânet ettiği, ona karşı gazablandığı ve onlardan maymunlar ve domuzlar kıldığı ile tağuta ibâdet edenler; işte bunlar, yerleri daha kötü ve dümdüz yoldan daha çok sapmışlardır.” (Maide: 5/60)

“Andolsun ki biz her ümmete Allah’a kulluk edin. Tağuta kulluktan da kaçının diye bir peygamber gönderdik. Böylelikle, onlardan kimine Allah hidayet verdi, onlardan kiminin üzerine sapıklık hak oldu. Artık, yeryüzünde dolaşın da (tevhidi) yalanlayanların sonunun ne olduğunu görün.” (Nahl: 16/36)

“Tağuta kulluk etmekten kaçınan ve Allah’a gönülden yönelenler ise; onlar için bir müjde vardır. Öyleyse kullarıma müjde ver!” (Zümer: 39/17)

TAĞUTUN TANIMI

Hakkında birçok tanımlar yapılan tağut kavramı bilinmesi ve red edilmesi zaruri bir olan kavramdır. İnsanların bu kavramı ne kadar veya nasıl bildiği ve onu ne kadar red ettiği ise ayrı bir konudur.

Ancak İslam uleması bu Kur’anî kavrama yönelik tanımlar yapmışlardır. Bu tanımlar göstermektedir ki, onların bu kavramı bildiği ve insanları redde çağırdıkları bir kavramdı. Bu gün onların adını anıp, din adına konuşan ancak bu kavramı anlatmayanları ve çarptıranları onlarla bir tutulmamakladırlar.

 Şimdi o tanımlardan bazıları verirsek:

Tağut; “İnsanların idarecisi konumunda bulunan, halkın kendisine danışıp işlerinin hükme bağlanmasını istedikleri, insan suretindeki şeytânlardır. Tağut (Allah’ın kanunları dışında) kendisine başvurulan insanların efendisidir.” [İmam Mücahid’in tanımı, Suyuti, ed-Durru’l-Mensur: 2/22] Denilerek İslam dininin hükümlerini bırakarak nefsinin hükümleriyle hareket edip, insanları da bu hükümlere uymaya zorlayıp, bu hükümlerle hükümler veren isyan ehline denmiştir.

Ayrıca; “Allah’a karşı isyankâr olup, zorla, zorlamayla veya gönül rızasıyla kendisine tapınılıp mabut tutulan insan, şeytân, put, heykel ya da herhangi başka bir şeydir.” [İmam Taberinin tanımı, Camiu’l-Beyan: 5/419] Denilirken baş tağut şeytanla birlikte, şeytanlaşan insan ve insanların elleriyle yaptıkları put ve heykellerde tağut kavramı içinde değerlendirilmiştir.

Allah’ın dışında tapınılan şeylerin tamamı, sapkın önderler, hayır yolundan çevirenler ve Ehl-i Kitab’ın azgınlarının da tağut olarak isimlendirildiğini belirtmiştir. [Ragıb el’İsfehanin tanımı, Müfredat: 1/520-521]

Yine “tağut; kendisine ibâdet edilme, bağlanılma ve itaat edilme noktasında haddini aşan kul demektir. İnsanların tağutu, Allah ve Rasulü’nün kanunlarıyla hükmetmeyen, Allah’tan başka kendisine muhâkeme olunan, ibâdet edilen ve Allah’ın emrine dayanmaksızın, Allah’a itaat etmeksizin kendisine tâbi olunanlardır” [İmam İbn Kayyımın tanımı,  İlamu’l-Muvakkıîn: 1/40.] denilerek Allah’a itaatin/ibadetin karşısında kendilerine itaate/ibadete çağıran her kulun tağut olduğu vurgulanır. Ayrıca kendilerine itaate/ibadete çağıran Allah ve Rasulünün tanımayıp kendi kanunlarını koyanların ve bu kanunlarla hükümler verenlerin de tağut oldukları da ifade olunur.  

“İlkelerini Allah’u Teâlâ’nın kanunlarından almayan her sistem, her kurum, her düşünce, her davranış kuralı, her gelenek tağut kapsamına girer“ [Seyyid Kutub’un tanımı, Fi Zilali’l-Kur’an: 1/292.]denilerek,Bu tanımda da Allah subhanehu ve teâlâ’nın kanunlarına sırt çeviren sistem, o sistemin kurumları, o kurumları kuran düşünce, bu düşüncelerin toplumda aşılmaz hale geldiği geleneklerde tağut karamı içerisinde belirtilmiştir. 

Tağut kavramının kapsamı geniş tanımları yapılıp “Tağut: Allah’tan başka ibâdet/kulluk edilen her şeydir.” [İmam Malikin tanımı, Kurtubi, Camiu li Ahkâm: 5/248]  İnsanın tuğyan etmesine sebep olan her şeydir.” [İmam Beğavinin tanımı, Mealimu’t-Tenzil: 1/350] “Tuğyanın zirvesine ulaşan, Allah’a kulluğu engelleyen şeydir.” [Kadı Beydavinin tanımı, Envaru’t-Tenzil: 1/155] Dendiği de olmuştur. 

Sonuç olarak, La ilahe illallah diyenler tüm tağutları red etmelidirler. Aksi halde bu tevhid ehli olamazlar. Tüm peygamberler Allah subhanehu ve teâlâ’nın kullarını tağutu red ile başlayan tevhide çağırırmışlardır.

PEYGAMBERLERİN TAĞUTU RED ÇAĞRISI

Kullarını karanlıklardan aydınlığa çıkaran Rahmet sahibi yüce Rabbimiz kullarına hakikatleri bilsinler ve yaşasınlar diye peygamberler göndermiştir. 

“Andolsun ki biz her ümmete Allah’a ibadet/kulluk edin. Tağuta kulluktan da kaçının diye bir peygamber gönderdik.“ (Nahl: 16/36) 

Tağutu red etmeyenler tağuta kulluk yapıyorlar demektir. Rabbimiz; tağuta ibadet/kulluk edenler olduklarını bizlere bildirmiştir.

Allah subhanehu ve teâlâ’ya ibadete ve O’nun dışındakileriyse redde çağıran peygamberlerin kavimlerine bunu ifade ettiklerini görmekteyiz.

“Ey kavmim! Allah’a ibadet edin! Sizin ondan başka ibadet edeceğiniz yoktur.” (Araf: 7/59)

Evet, istisnasız tüm gönderilen elçiler, kavimlerini Allah subhanehu ve teâlâ’ya itaat ve ibadet etmeye, O’ndan başka itaat ve ibadet edilenlerin tümünü red etmeye çağırmışlardır.

Demek ki Rabbimiz Allah subhanehu ve teâlâ’ya itaat/ibadet ile O’ndan başkasına itaat/ ibadet bir arada bulunamayacağına göre, Allah subhanehu ve teâlâ’ya itaat/ibadet edenlerin yapması gereken şey öncelikle tüm cüzleriyle tağutu red etmektir. Yalnızca Allah subhanehu ve teâlâ’ya ibadet edebilmek için önce tağutlara ‘La’ denmelidir.

Yine Rabbimizin: Bunlar, (tağuta) muhâkeme olmayı istiyorlar. Oysa onlar onu reddetmekle emrolunmuşlardı.” (Nisa: 4/60) Buyruğunda da tağutun red edilmesi gerektiği açıklanmaktadır.

Tüm hak davetçileri batıla karşı hakkı haykırırken tağuta düşmanlıklarını göstermişlerdir. Zira tağut karanlığın temsilcidir. İnsanlara kara bir hayatı sunar. Onları imanın nurundan uzaklaştırıp, küfrün karanlıklarına çeker.

“Allah, imân edenlerin velisidir. Onları karanlıklardan (küfürden) aydınlığa (imâna) çıkarır. Kâfirlerin velileri ise tağuttur. Onları aydınlıktan (imândan) çıkararak karanlıklara (küfre) sokarlar. İşte onlar cehennemliklerdir. Onlar orada ebedi kalırlar.” (Bakara: 2/257)

Tüm gönderilen peygamberler küfrün karanlığının temsilcilerine savaş açmışlardır. Savaş açılanlar ise kimi zaman cansız putlar, olabileceği gibi, kimi zamanda canlı putlar olan Firavun, Nemrut, Karun, Belam olmuştur.

Aydınlığın karşısında yer olan bu karanlık cephe insanlığa Allah subhanehu ve teâlâ’nın kulluktan kullara kul olmaya çağırmışlar, hatta sadece çağırmakla da kalmayarak kendilerine boyun eğmeyenlerle savaşmışlardır. Elbette ki ilahi vahyin taraftarları her zaman ve de zeminde bu batıl güçlere, bu tağuti otoriterlere karşı direnmiş, olanlara boyun eğmemişlerdir. Durum bu günde farklı değildir.

Bu günde insanları Allah subhanehu ve teâlâ’nın yolundan alıkoymaya çalışan karanlığın savunucuları tağutlar iş başındadırlar. Onlara karşı uyanık olup, onları red etmek ve redde çağırmak her Müslüman için kaçınılmaz bir görevdir.   

“Tağuta kulluk etmekten kaçınan ve Allah’a gönülden yönelenler ise; onlar için bir müjde vardır. Öyleyse kullarımı müjdele!” (Zümer: 39/17)

İLAH KELİMESİNİN ANLAMI

İnsanlara kelime-i tevhidi sorduğumuzda size cevap veremeyenler olacaktır. Bazılarının ise ‘Allah’tan başka Allah yok’  dediklerine şahit olabilirsiniz.

Yine bazılarının da ‘Allah’tan başka ilah yok’ derler. Onlara ilahın anlamını sorduğunuzda bu kelimenin içeriğini bilmedikleri anlaşılmaktadır.

Topa-popa dalmış, tağutlara kanmış bir neslin tağutu ve ilahın anlamını bilmedikleri bir gerçektir.

Elbette ki kelime tevhidin içeriğini iyice anlayabilmemiz için öncelikle “ilah” kelimesinin anlaşılması gerekmektedir.

İlah: Kendisine ibadet edilen varlık/mabud demektir.

İlâh kelimesinin mabud olarak ifade edilmesinin nedenlerini şöyle sıralanabiliriz:

Mabud; ihtiyaçları gideren, yapılan işlerin karşılığını veren, huzur veren, musibet anında koruyan, kendisine kulluk edilip her zaman ancak kendisine yönlenilen, azameti karşısında hayrete düşülen, gönülden bağlanılıp, kendisine sığınılan, korkulan ve umulan, sevilen ve güvenilen, kendisine dua edilen, itaat edilip isyan edilmeyen, zillet ve teslimiyet gösterilerek boyun eğilendir.

Tüm bu sayılanların tamamı hak mabud olan yüce Allah subhanehu ve teâlâ’ya yapılmalıdır. Bunlardan bir tanesini bir yaratılmışa veren kişi Allah subhanehu ve teâlâ’yı birlemek demek olan tevhid inancını bozmuş olur.

Kuran-ı Kerim’de ilâh kelimesi iki manada kullanılmıştır:

Birincisi; batıl olarak, insânların kendisine tapındığı şey anlamında batıl mabud.

İkincisi; gerçekten ibadete lâyık olan varlık anlamında hak mabud yani Allah subhanehu ve teâlâ.

İlâh kelimesinde asıl olan çoğul yapılmamasıdır, çünkü; O’ndan başka (gerçek) mabud yoktur. Fakat cahiliye Arapları inanç sistemlerinde pek çok mabuda inandıklarından ötürü onu da çoğul yapmışlar ve ilahlar demişlerdir.

Bu günde ilah edinilenleri, kendilerini ilah ilan edenleri görmekteyiz. Bu günküler firavun gibi ‘ben ilahım’ demeseler de halleriyle aynı şeyi ifade etmektedirler.

Hak ilahın karşısında onu tanımayanların dilleriyle ‘biz onu tanımıyoruz’ demelerine gerek yoktur. Su içenin diliyle ben su içmiyorum demesine kimse inanmaz. Çünkü yapılan fiil sözü iptal etmiştir. Söz fiille iptal edilmediği zaman geçerli olur. Aynen böylede ilahlaşanların ‘biz Allah’ın ilahlığını kabul ediyoruz’ demesine bakılmaz. Onları red etmek tevhidin gereğidir. Bunlar red edilmeden tevhid gerçekleşmez.

Rabbimiz kitabında onları red etmeyip, kendisinden başka ilah edinenleri kınamış ve bu insanların bu halleriyle ölmeleri üzerine ebedi bir ateşte kalacaklarını bildirmiştir:     

“Sakın Allah ile birlikte başka ilâh edinme; sonra kınanmış ve kovulmuş olarak cehenneme atılırsın.” (İsra: 17/39)

REDDİYE SONRASI “İLLALLAH” TASDİĞİ

“La İlahe” ile tüm rablik iddiasında bulunan sahte rabler red edilip, “İllallah” ile Âlemlerin yaratan, yaşatan ve yöneten tek Rabbine iman edilir.

Kul “La ilahe” diyerek red ettiklerini “İllallah” ile Allah subhanehu ve teâlâ için tasdik eder. “İllallah” kulun Rabbine söz vermesidir. “La ilahe”yi gerçekleştirememiş bir kul ise, Rabbine olan “İllallah” sözünde sadık kalmamış kişi durumundadır.

“La ilahe” ile tağuta puta şeytana insana kulluk etmeyeceği vurgulanmışken “İllallah” ile de asıl kulluk edilecek olan vurgulanır. 

“La ilahe” demeyen bir toplum “İllallah” da diyemez. Oysa günümüzde “La ilahe İllallah” dediklerini iddia edenlerin yaşadıkları ülkelerde yönetimler sahte ilahların egemenliğindedir. Bu da bizlere onların “La ilahe”yi anlamadıkları için “İllallah”  da diyemediklerini göstermektedir. 

Kur’an’da firavunun rablik ve ilâhlık iddiasında bulunduğu geçmektedir. “La ilahe” ile tüm zamanların firavunları inkâr edilerek “İllallah” ile Âlemlerin yaratan Rabbi kabul edilir. Kişi firavunlara boyun eğmeyip, O’na boyun eğdiğini “İllallah” ile Rabbine bildirir.

Ne gariptir ki günümüzde bazı insanlar “Lâ İlâhe İllallâh”ı söylerler ancak kendilerinde de ilah gibi yönetim yetkisi görürler. Ve bu sözde yetkiyle Allah subhanehu ve teâlâ’nın dininin emir ve yasaklarını, kendi emir ve yasakları ile değiştirir, sahte birer ilah olmaktadırlar. Bu sözün manasının cahilleri olan milyonlarda bu sahtekârlarda ilahlık yetkisini görerek, onlara tabi olurlar. Buna rağmen yeri geldiğinde anlamadıkları “Lâ İlâhe İllallâh”ı dilleriyle söylemeye devam ederler.

“La ilahe” ile kişi ‘hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir!’ sözünü kabul etmeyip “İllallah” ile ‘hâkimiyet kayıtsız şartsız Allah’ındır’ demektedir. Ancak ağızlarıyla bu sözü dillendirenlerin meclislerinin başında hâkimiyetin Allah subhanehu ve teâlâ’nın olmadığını ifade eden bir cümle yazılıdır da, kimse buna aldırmaz.

“La ilahe” şirke hayır “İllallah” tevhide evettir. ‘Hayır’, önce ve ‘evet’ sonra gelmelidir. ‘Hayır’ diyerek ilahlıkta bulunmaya çalışanları red edilir. Ardından da tek hak olan ilah kabul edilir.

“La ilahe” şirki götürür, “İllallah” tevhidi getirir. Şirk gitmeden tevhid gelmez. “La ilahe” demenin önce gelmesi “İllallah” a bir hazırlıktır. 

“İllallah” yaratılanın yaratanını tanıması, O’nu kabul etmesidir. “İllallah” hayatı verenin yoluna hayat vermenin bir bildirimidir. 

“İllallah”  vahiyle var olmak, vahiyle doğrulmak, vahiyle yoğrulmak istemenin bir göstergesidir. 

“İllallah”  yanlışları atarak doğrulara inanıp yaşamanın adıdır. “İllallah” ile tek olan her şeye gücü yeten, doğmamış ve doğrulmamış tüm noksanlıklardan beri ve uzak olan Allah subhanehu ve teâlâ’nın tek hak ilah olarak kabulü vardır. 

“İllallah” ile kişi şunları söyler: 

“Beni yoktan var edip yaratan Rabbim Allah’tır. Tüm hayat sahipleri hayatı O’nun hayat vermesiyle alır. Tüm canlılar O’nun yaşatması ile yaşar. Tüm rızıkları veren yalnızca O’dur. Tüm Kâinat O’nun izniyle, O’nun koyduğu düzene göre hareket eder. 

Güneş, ay, yıldızlar, atomdan galaksilere kadar her şey O’nun emirlerine boyun eğmektedir. Ben de O’na boyun eğip, teslim olanım. O’nun benim için seçtiği dinden, gönderdiği kitap ve peygamberden razıyım. O’nun dininin emirleri nelerse onları kabul ederim. Onları benimseyerek yaşarım.”   

“Şüphesiz Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyle ise O’na kulluk edin. Dosdoğru olan yol işte budur.(Ali İmran: 3/51)

pdf-2

Bir Cevap Yaz

Bir Cevap Yaz

E-Posta adresiniz paylaşılmayacaktır. Doldurulması zorunlu alanlar işaretlenmiştir *