«
  1. Ana sayfa
  2. MAKALELER
  3. Tevhîd Nedir?

Tevhîd Nedir?

Hamd, Allâh’a mahsustur. O’na hamd eder, O’ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüğünden O’na sığınırız. O’nun hidâyete erdirdiğini hiç kimse saptıramaz, saptırdığını ise hiç kimse hidâyete erdiremez. Şehâdet ederim ki, Allâh’tan başka ibâdete lâyık hiçbir ilâh yoktur. Ve yine şehâdet ederim ki, Muhammed aleyhisselâm O’nun kulu ve Rasûlü’dür.

1. Tevhîd, Allâh Subhânehu ve Teâlâ’yı rubûbiyyetinde, ulûhiyyetinde, isim ve sıfatlarında birlemektir. Allâh Subhânehu ve Teâlâ’yı tevhîd eden kimseye “muvahhîd” denir. Tevhîdin zıddı ise şirktir.

2. Cinlerin ve insânların yaratılış gayesi Allâh Subhânehu ve Teâlâ’yı tevhîd etmeleridir. Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Ben cinleri ve insânları, ancak bana (tevhîd üzere) ibâdet etsinler diye yarattım.” [ez-Zâriyât: 51/56]

3. Tevhîd, zamanlara yahut mekânlara göre değişmez. Tevhîde dâir olan herhangi bir mesele de zaman yahut mekân farklılığı ile ondan ayrılmaz. Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Senden önce hiçbir rasûl göndermedik ki ona: Şüphesiz, benden başka hiçbir ilâh yoktur. Öyleyse bana ibâdet edin’ diye vahyetmiş olmayalım.” [el-Enbiyâ: 21/25]

4. Rubûbiyyet tevhîdi, Allâh’u Teâlâ’yı fiillerinde birlemektir. Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Şüphesiz ki Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra Arş’a istivâ eden, geceyi, durmadan kendisini kovalayan gündüze bürüyüp örten; güneşi, ayı ve yıldızları emrine boyun eğmiş durumda yaratan Allâh’tır. İyi bilin ki, yaratmak da emretmek de O’na mahsustur. Âlemlerin Rabbi Allâh ne yücedir!” [el-Arâf: 7/54]

“De ki: Kimdir sizi gökten ve yerden rızıklandıran? Kimdir kulaklarınızı ve gözlerinizi yaratan? Kimdir ölüden diriyi, diriden ölüyü çıkaran. Kimdir bütün işleri çekip çeviren, kâinatı yöneten. ‘Allâh’ diyecekler. De ki: O hâlde, Allâh’a karşı gelmekten sakınmayacak mısınız?” [Yûnus: 10/31]

“Hüküm vermek yalnızca Allâh’a âittir. O, kendisinden başka hiçbir şeye ibâdet etmemenizi emretmiştir.” [Yûsuf: 12/40]

“İşte Rabbiniz Allâh budur. O’ndan başka ilâh yoktur. O, her şeyin yaratıcısıdır. Öyleyse yalnız O’na ibâdet edin. Zîrâ O, her şeye vekîldir.” [el-Enâm: 6/102]

Rubûbiyyet tevhîdi, Allâh Subhânehu ve Teâlâ’nın her şeyin rabbi, mâliki, yaratıcısı ve rızık vericisi olduğuna; O’nun hayat veren ve öldüren, fayda ve zarar veren olduğuna; zorda kalanların duâsına sadece O’nun icâbet ettiğine; her şeyi yönettiğine; her hayrın O’nun elinde olduğuna, her şeye gücü yettiğine, hâkimiyetin kayıtsız ve şartsız O’na âit olduğuna ve rablığın gereği olan şeylerin tamâmında hiçbir ortağının bulunmadığına inanmakla gerçekleşir. Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Hamd, âlemlerin rabbi, er-Rahmân, er-Rahîm, dîn gününün (âhiret gününün) mâliki Allâh’a mahsustur.” [el-Fâtiha: 1/2-4]

5. Ulûhiyyet tevhîdi, kulların kendi fiillerinde (ibâdetlerinde) Allâh’u Teâlâ’yı birlemeleridir. Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Senden önce hiçbir rasûl göndermedik ki ona: Şüphesiz, benden başka hiçbir ilâh yoktur. Öyleyse bana ibâdet edin’ diye vahyetmiş olmayalım.” [el-Enbiyâ: 21/25]

“(Allâh) Göklerin, yerin ve her ikisi arasındakilerin Rabbi’dir. Şu halde O’na ibâdet et ve O’na ibâdette kararlı ol. Hiç O’nun adaşı (dengi ve benzeri) olan birini biliyor musun?” [Meryem: 19/65]

“Allâh’a (tevhîd üzere) ibâdet edin ve ona hiçbir şeyi şirk koşmayın.” [en-Nisâ: 4/36]

Ulûhiyyet tevhîdi, Allâh Subhânehu ve Teâlâ’nın tek hak ve gerçek ilâh olduğuna, O’ndan başka ibâdeti layık ilâh bulunmadığına ve O’nun dışındaki tüm ilâhların bâtıl ve sahte olduğuna kesin olarak inanmak; ibâdeti, inkiyâdı (boyun eğmeyi) ve itaati kayıtsız ve şartsız olarak sadece O’na tahsis etmek; kim olursa olsun hiçbir kimseyi hiçbir şeyde O’na ortak etmemekle gerçekleşir. Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Eğer göklerde ve yerde Allâh’tan başka ilâhlar olsaydı, ikisinin de düzeni bozulup gitmişti. Arş’ın Rabbi olan Allâh, onların niteledikleri şeylerden yücedir.” [el-Enbiyâ: 21/22]

“Bu böyledir. Çünkü Allâh hakkın tâ kendisidir, onu bırakıp da taptıkları ise bâtıldır. Şüphesiz Allâh el-Alî (çok yüce) el-Kebîr’dir (pek büyüktür).” [Lokman: 31/30]

6. Allâh Subhânehu ve Teâlâ’yı rubûbiyyette birleyen fakat ulûhiyyette birlemeyen yani Allâh’ın yaratan ve rızıklandıran olduğunu kabul ettiği halde, Allâh’tan başkasına duâ etmek gibi bir ibâdet ile ona ortak koşan kimse Müslüman değildir. Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Ey insânlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize ibâdet edin ki, Allâh’a karşı gelmekten sakınasınız.” [el-Bakara: 2/21]

7. İsim ve sıfat tevhîdi, en güzel isimlerin ve en kâmil sıfatların Allâh Subhânehu ve Teâlâ’ya âit olduğunu tasdik ederek O’nu bu isim ve sıfatlarında birlemektir. Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “En güzel isimler Allâh’ındır. O halde O’na o güzel isimleriyle duâ edin.” [el-Araf: 7/180]

“Kötü sıfâtlar âhirete inanmayanlara âittir. Mesel-i a’lâ/en yüce sıfatlar ise Allâh’ındır.” [en-Nahl: 16/60]

8. İsim, Kur’ân ve Sünnet’te Allâh Subhânehu ve Teâlâ’nın isimlendirdiği şeydir. Sıfat ise, Kur’ân ve Sünnet’te Allâh Subhânehu ve Teâlâ’nın vasfedildiği şeydir. O’nu, Kur’ân ve Sünnet’te bildirilmeyen isim ve sıfatlarla isimlendirmek veya vasfetmek câiz değildir. Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Allâh’ın isimleri hakkında yanlış yola (ilhada) sapanları bırakın. Onlar yaptıklarının cezâsına çarptırılacaklardır.” [el-Araf: 7/180]

9. Allâh Subhânehu ve Teâlâ’nın isim ve sıfatlarını belirli bir sayı ile sınırlandırmak câiz değildir. İsim ve sıfatlar tevkifi olup,  vahye dayalıdır. Bunda aklın hiçbir dâhili yoktur. O’nun isim ve sıfatlarından bizim bildiğimiz ancak Kur’ân ve Sünnet’te bildirildiği kadardır. Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Hakkında kesin bilgi sâhibi olmadığın şeyin peşine düşme. Çünkü kulak, göz ve kalb, bunların hepsi ondan sorumludur.” [el-İsrâ: 17/36]

10. Allâh Subhânehu ve Teâlâ’yı, Kur’ân ve Sünnet’te geçen isim ve sıfatlarla tanımak ve nitelendirmek asıldır. Kur’ân ve Sünnet nasslarında bildirilen isim ve sıfatlara, hiçbir tahrif, hiçbir ta’til, hiçbir tekyif, hiçbir temsil tanıma olmaksızın geldikleri gibi hiç birini inkâr etmeden îmân etmek gereklidir. Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “De ki: Allâh’a ve Rasûle itaat edin. Eğer yüz çevirirlerse şüphe yok ki Allâh kâfirleri sevmez.” [Âli İmrân: 3/32]

“Kim Allâh’a ve Rasûlü’ne isyân eder ve O’nun koyduğu sınırları aşarsa, Allâh onu ebedî kalacağı Cehennem ateşine sokar. Onun için alçaltıcı bir azâb vardır.” [en-Nisâ: 4/14]

11. Allâh Subhânehu ve Teâlâ’nın zâtı diğer zâtlara benzemediği gibi sıfatları da aynı şekilde mahlûkatın sıfatlarına benzemez; benzetilemez. İsim benzerliği hakikatteki bir benzerliği gerektirmez. Allâh’ı yaratılmışlara benzetmek küfürdür. Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “O’nun benzeri hiçbir şey yoktur.” [eş-Şûrâ: 42/11]

“O’nun hiçbir dengi yoktur.” [el-İhlâs: 112/4]

12. Allâh Subhânehu ve Teâlâ’nın sıfâtlarının mânâları bilinmekle birlikte keyfiyetleri ve hakîkatleri kullar için meçhuldür (bilinmezdir). Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Bilgice Allâh’ı kavrayamazlar (anlayamazlar).” [Tâhâ: 20/110]

Salât ve selâm yaratılmışların en hayırlısı Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem’in, âlinin ve ashâbının üzerine olsun.

Yardım ve başarı, izzet ve şeref Allâh’tandır.

Abdullâh Saîd el-Müderris.

 1440 h. / 2019 m.

İktibas Yapacakların Dikkatine!