«
  1. Ana sayfa
  2. EDEBİYAT
  3. Tevhîd Ehli

Tevhîd Ehli

tevhid_ehliTEVHÎD EHLİ

Esedullâh Saîd

 

Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın ismiyle…

Tevhîd ehli, sadece Allah’a teslim olan kişidir. Onun boyun eğme ve zilleti sadece ve sadece Âlemlerin Rabbinedir. O yaratılmışlar karşında izzetli olup, onlara boyun eğmez. Ehli küfür, küfür projeleriyle insanlığı kendilerine teslimiyete çağırdıklarında, bir Muvahhid olarak o da, Allah’a teslimiyete çağırır.

O, hayatına İslam ile yön verir. Yapacağı ve yapmayacağı şeyleri cahiliye sistemlerinden almaz. Cahiliyeyi red eden bir Muvahhid olarak cahiliye ait ne varsa hepsine savar açar. Cahilî değerleri hayatından tamamen kovduğu gibi, toplumdan kovulması için de mücadele eder. Cahili yığınların sapık örflerinden, bidat geleneklerinden beridir. Ağaçlara ve kabirlere bağlanan çaputlara, mekânlara asılan boncuklara nefretle bakar. Tüm şirk inançlarının ve amellerinin toplumdan gitmesi için davet yapar, davet yapmaya çağırır.

O, tâğûtları tekfir etmenin, kâfire kâfir demenin tevhîdin bir gereği olduğunu bilir ve tevhîdin gereğini yerine getirir. Kendisine ne denildiğini umursamaz. Hatta söylenenler onun azmini ve kararlılığını perçinler. Peygamberimizin karşısında olanları ve onların söylediklerini hatırlar. Hak olduktan sonra tüm batıl ehlini karşısına almaktan asla çekinmez.

O, İslam davasının eri olup, uyduruk batıl davalardan beridir. Her adamın bir davası olduğu gibi, o tevhîd davasının eridir. Davasına hizmet etmek onun için şereflerin en büyüğüdür. Bu büyük şerefi elde etmek uğruna hayatını davasına vakfeder. Vakfetmeye çağırır ve vakfedenlerle birlikte hareket eder. Muharref ve uyduruk dinlerden, insanlığın düşmanı olan izmlerden uzak ve onlara düşmandır. Onun gayesi İslam’ın galibiyeti için mücadele etmek olup, bu gayeye giderken önüne çıkan tüm engelleri aşar. Engeller ve onların sahipleri, onunla amacının önüne geçemez. Muvahhidlerin ortak gayede toplanması için gayret sarf eder.

O, red edilmesi gerekenleri bir çırpıda red eden bir Muvahhid olarak, tevhîd ehli olmanın hayattaki en kıymetli şey olduğunun farkındadır ve bunun fark edilmesi için uğraşır. Gece-gündüz yeryüzünde batılın izalesi ve hakkın ikamesi için çalışır. Batıla düşman ve hakka dosttur. Batıla düşmanlığa sözde değil özdeyken, hakka dostluğu da yine özdedir. Sevdikleri Allah’ın taraftarları, sevmedikleri tüm geri kalanlardır. Tevhîd ehline dost olup, dostluğu Âlemlerin Rabbi içindir. Allah için sever, Allah için buğz eder. Allah’ın dostlarına dost olup, dostluğunu güçlendirir. Allah’ın düşmanlarına düşman olup, düşmanlığını pekiştirir. Kâfirlerle hiçbir yer ve zamanda dost olunamayacağını şuuruyla hareket eder ve böyle hareket etmeye davet eder.

O, herkesi örnek ve önder kabul etmez. Onun örneği ve önderi Allah’ın son nebisi ve onun kardeşleri nebilerdir. Onların hayatlarını okur. Okumakla kalmaz onların hayatlarından dersler alır. Hayatına bu derslerle yön vermeye çalıştığı gibi, durmadan bu seçilmiş hayatları anlatır. Ayrıca son nebinin yolunu ihsan ile tutan o değerli yolcuların yolunu kendine yol edinir. O hiçbir zaman ve mekânda cehaletin babalarını, atalarını önder olarak kabul etmez. Onların ilke ve inkılaplardan beridir.

O, putlar asrında yaşasa da putperestlerden ve onların putlarından beridir. Putperestlerin meydanlara dikip, adlarına kanunlar düzdükleri ebedi ateşin yakıtı olan putlarına nefretle bakar. Putların yıkılacağı zamanı gözler, gözlerken boş durmaz vazifesini yapar. Ayrıca birer tapınak haline gelmiş türbelere karşıda tepkilidir. Efendimizin Mekke’nin fethiyle putları alaşağı edip kırdığını sürekli hatırlar ve elinde balyozla Mekkelerin fethini hayal eder.

O, cahiliye sistemlerini ve onlara ait ne varsa hepsini bir çırpıda red edip, Allah’ın sistemini benimseyen bir Muvahhid olarak, cahilî değersizliklere karşı öfkelidir ve her fırsatta bu öfkesini de dile getirir. Ayrıca cahiliye sistemlerine destek olan sözde din adamları ve dindarlara da öfke doludur. Ancak cahilî yığınların ebedi ateşe gittiği gerçeği karşısında da kalbi burkulur. Onlara tevhîdi daveti ne pahasına olursa olsun yapar. Yapılması için Muvahhidleri teşvik eder.

O, ahiret adamı olarak en büyük gayenin peşindedir. En büyük gayesi de Allah’ın rızasıdır. O’nun rızası için çalışır. ‘Ahirete iman ettim’ diyerek yetinmez ve ahiret azığı toplamak için gece-gündüz çalışır. İnsanlara ahireti ve sonrasını anlatır. Kendi hazırlanmaya çalıştığı gibi başkalarını da ahirete hazırlamaya çalışır. Allah’ın rızasını elde etmek için şeytanîleri kızdırması gerekiyorsa, Allah’ı razı etmek için şeytanîleri kızdırır.

O, Müslümanlara karşı şefkatli, kâfirlere karşı şediddir. Ancak tüm insanlığın kurtuluşu için uğraşmaktan da geri durmaz. Konuşurken -kâfirlere dahi- yumuşak söz söyler. Amacı insanların helak olması değil, kurtulması; ölmesi değil, ölü kalplerin dirilmesidir. Ancak meydanlarda kılıcı sert ve keskindir. Tağutları yerle bir edecek şeyin ancak kıtal olduğunun bilincindedir.

O, ahlakî değerleri sekülerizmin etik anlayışından almaz. Onların etik değerlerinin değersiz olduğunun farkındadır. İnsanlık ahlakî buhrandayken o, selametin nebinin ahlakında olduğunu bilir. Güzel ahlaklı olmak için dua eder, fili olarak da çabalar. Ümmete güzel ahlakın hâkim olması için gayret eder. Her yerde peygambere uymayı sever. Peygamber dualıyken onun dili de dualıdır. Sünnetlere yapışır. Peygamberin dualarını öğrenir ve hayatın her alanında dualı olmaya çalışır. Amel ettiklerini insanlara da öğretir.

O, dünyaya kulluk için geldiğinin yakinen bilincindedir. Hiçbir şeyi kulluğunun önüne geçirmez. Allah’a itaati öncüler ve hiçbir şeyi Allah’a itaatin önüne geçirmez. İbadetlerine bağlıdır. İbadetleri külfet gören çarpık bakışlıların aksine o, ibadetleri rahmet bilir. Rahmete ermek için her fırsatı değerlendirir. Allah’ın kullarını Allah’a ibadete çağırır.

O, adalet dininin bağlısı olarak yeryüzünde adalet inkılabının gerçekleştirmeye çalışırken önce kendinden başlar. Önce kendi adil olur, adaleti önce kendi hayatında ve elinin altındakilerde tahakkuk ettirir. Büyük adalet projesinin yürürlüğe konmasında küçükte olsa bir rol almaya çalışır. Adalet sahibi bir adil olarak zalimlerin karşısındaki yerini alır ve almaya çağırır.

O, Ensarî ve Muhacirî kardeşliği yakalamış bir ümmetin özlemindedir. Renkler, diller ve ırklar onun yanında İslam kardeşliğinin önüne geçemez. O küçük-büyük her türlü ırkçılıktan uzak durur. Ayrıca ümmeti parçalayan ulusal sınır denilen sınırlara aldırmaz. Her türlü ulusalcılık onun ayağının altındadır. O ümmetçi olup, ümmetçi olmaya çağırır.

O, İstişarenin Müslümanın vazgeçilmez bir ameliyesi olduğunun bilincinde olup, işlerinde istişare ehlidir. İstişareyle hareket eden Müslümanlarla birlikte hareket eder. Münferitliğin kurtuluş ve başarı sağlamadığının farkında olarak cemaate sarılır. Yine kurtuluş ve başarı için ilim ve amelin birlikte olduğunun farkında olarak öğrendiklerini yaşar. Yaşamak için öğrenir.

O, Allah yolunda mücadele ehlidir. Hayatında cihad vardır. O kimi diliyle, kimi kalbiyle, kimi malıyla ve kimi de canıyla Allah’ın dininin galibiyeti için çalışır. Amacı O’nun dininin en yüce olmasıdır. Bu amaç için gerektiği yerde, gerektiği gibi Muvahhidlerle birlikte hareket eder. Hayırlı işleri sever, kötü işleri sevmez. Hayırlı işlerin organizesinde yer alıp, hayırlara koşar. Hayra destek, şerre set olur. Hayrın ve şerrin küçüğünü küçük görmez; büyük görüp ona göre davranır. Hayırdan çığır açmaya çağırır, onların hadimi olur.

O, her işinde ve her meselede İslam’a göre bir yolu benimser. Asla ve asla İslamsızlığı benimsemez. İslamsızlık kimden gelirse red eder. İslam’ı edebine kadar yaşama gayretindedir. Ölüm kendine gelinceye dek Allah’ın haramlarından kaçınır, hatta şüphelerinden bile uzak durma gayretindedir. Helalden kazanıp helale harcar. Helal yoldan kazanmanın ibadet olduğunun bilinciyle hareket eder. Takvanın boyutlarının farkında olup takva azığıyla yol alır. Haramdan kaçmayanın başı secdeden kalkmasa da muttaki bir kul olamayacağını beyan eder. Emin bir nasihatçi olup, insanları haramlara karşı uyarır.

O, her türlü sıkıntılar ve meşakkatler karşısında Allah yolunda sabretmesi gerektiğinin bilincindedir. Belalar kapısını çaldığında, hatta kapısını kırıp içeri girdiğinde Allah’a tevekkül eder. Sabreder ve direnir. Şeytanî ve nefsî kışkırtmalar ruhuna saldırdığında onlara karşı da direnerek saldırıları boşa çıkarır. Bu durumda olanları da uyarır. Hakkı ve sabrı tavsiye eder.

O, tevhîd ehli olmanın bedel ödemek olduğunu peşinen kabul eder. Her daim bu bedeli öder ve ödemeye hazırdır. Allah yolunda başına gelenlerden haz alır. İbn Mesud radîyallâhu anhunun kâfirler tarafından hırpalandığında izzet ehli olarak çıkarak onları zelil gördüğü gibi, saldıranları zelil görür. Saldırılar imanını kuvvetlendirip, azmini pekiştirerek O’nu Allah’a yaklaştırır.

O, daimî bir gevşeklik ve hüzne kapılmaz. Bazen üzüntü ve yılgınlığın çelmesini yese de düştüğü yerden kalkar ve yoluna devam eder. İzzet sahibinin Allah ve Rasulü ve de tevhîd ehli olduğunu asla aklından çıkarmaz. Unutanlara hatırlatır, bilmeyenlere öğretir.

Sonuç olarak tevhîd ehli, Allah’ın rızasına göre yaşayan ve ölen kişidir. Rabbim bizleri onlardan eylesin. Allahûmme âmin.

Esedullâh Saîd el-Muallim.

 1435/2014