«
  1. Ana sayfa
  2. MAKALELER
  3. Teşride Bulunmak Allah’a Aittir

Teşride Bulunmak Allah’a Aittir

 

Yaratan ve emredenin yüce ismiyle… 

Zamane insanları dünya ve ahiret kendilerine zerre faydası olmayan nice şeyin içerisinde ömürlerini tüketiyorlar. Lüzumlu lüzumsuz demeden önlerine çıkan birçok bilgiyi öğrenmekten çekinmeyenler bilgi komasındalar. Ya da bir nevi bilgisel obezite söz konusu; ancak ne hazin ki obezite bedensel şişmanlık hastalığı olduğu gibi internet kültürünün etkisiyle ortaya çıkan “bilgisel obezite” zihinsel birçok hastalığa sebebiyet vermekte.

Özellikle seküler kültürün etkisiyle hayata bakan insanlar birçok konuda bilgi sahibiler; ancak yine ne hazindir ki, “inandık ve iman ettik!” dedikleri dinleri hakkında bilgileri kulaktan dolma, atadan deden duyma köksüz bilgiler. Her konuyu açgözlü yaklaşanların nazarında konu din olunca her nedense gözleri tok! Sanki bu konuyu halletmişler. Senelerce bir sürü kitabın peşinde, diploma uğruna ömür tüketenler ebediyet saadeti uğruna inandıkları bir kitabı okumaktan acizler.

Eee, hal böyle olunca da dinin ümmisi olup kendini de kültürlü sananlara bir şeyleri izah edip anlatmakta kolay değil elbet! Ayrıca zamane din tüccarı dört tarafı kaplamışken sizin çıkıp; “ey insanlar!” diye anlatmaya başladığınızda farklı algılanabilmekte. Ne olursa olsun duyurmak bizden, hidayet Allah’tandır.

Böyle bir girişten sonra bu yazımızda kısaca inandığımız Allah’a ait bir özellikten bahsedeceğiz. Nedir o dersek, özetle “kanun koyma yetkisi” diyebiliriz.

Evet, şimdi “teşri” ve “şari” ne demek diye sorup, sorularımıza cevap arayalım.  

Teşri, ‘kanun, şeriat koymak’;  şari ise, ‘kanun, şeriat koyucu’ anlamlarına gelmektedir. Yegâne teşri koyan Şari Allah Subhânehu ve Teâlâ’dır.

Bizler Müslümanlar olarak, tek teşri yetkisi sahibinin Allah Subhânehu ve Teâlâ olduğuna iman edenleriz. Kim olursa olsun, ister resmi, ister gayri resmi kurumlar ya da ulusal veyahut uluslararası kuruluşların hiçbirinin Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın kanunları varken, O’nun kanunlarının yerine başka kanunlar çıkarma hakları yoktur. Hiçbir zaman ve hiçbir yerde de böyle bir hakları olmayacaktır. Yani teşri yetkisi Allah’ınken insanlar bu yetkiyi kendi üzerlerinde göremezler. Görürlerse bu Allah Subhânehu ve Teâlâ’ya şirk koşmaktır.

İnsanlar ancak, Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın kanunlarıyla çelişmeyecek bir takım kanunları yapabilirler. Bu kanunlar; idari, siyasi, ikdisadi ya da ictimai alanlarda olabilir. Misalen; çalışma saatleri, aylık ücretler, trafik düzenlemeleri ve benzeri bir takım kanunlar gibi… Ancak bunun dışına çıkarak yaratanın koyduğu sınırları çiğnemeleri haddi aşmaları demektir.

Günümüzde haddi aşan tağuti düzenler kanun koyma hakkını her nasılsa tamamiyetle kendilerinde görmektedirler. Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın emir ve yasaklarını beğenmeyenler, yetersiz bulanlar, tarihsel diyenler Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın hükümlerine alternatifler getirerek, Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın kullarını kendi uydurdukları yasalarına çağırmakta, yasaları halka dayatmakta ve uymayanlarıysa cezalandırmaktadırlar.

Kulların Allah’ın yasalarına boyun eğmeleri gerekirken, kullar ilahi yasalara isyan edebilmektedirler. Bununla da kalmayıp kullar kullara: “Sizler bizim kanunlarımıza boyun eğmek zorundasınız!” demektedirler. Allah Subhânehu ve Teâlâ’ya karşı isyan edip, şirki meslek yapanlar ne kadarda cüretkârdırlar!

Zamane insanlarının bir kısmı şirki kelime olarak bilseler de, şirkin kapsamı konusunda farklı bakış açılarına sahiptirler. Bu farklı bakış açıları ümmete musallat olan tağuti yönetimler ve bu yönetimleri kutsayan kötü din adamlarıyla her yana yayılmıştır. Onlar yalnızca Allah Subhânehu ve Teâlâ’ya ait olan vasıfları işlerine gelmediğinde “Sezar’ın hakkı Sezar’a!” demekten hiç çekinmezler.    

Teşride bulunmak ilahlığın özelliklerinden birisi olup, insanların hayatlarına yön verecekleri ‘yasa, kanun, nizam, sistem’ yapmakta sadece insanları yaratan ve yaşayan her şeye gücü yeten Allah’a aittir. 

 “İyi bilin ki! Yaratmak da, emretmek de (hükmetmek de yalnızca) O’na aittir. Âlemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir.” (A’raf: 7/54)

 Ve O tek hüküm koyucu, kendisinden haber vererek, yaşayacakları nizamı onlara anlatan peygamberlerini insanlara göndermiştir. Son olarak tüm insanlığa Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem’i göndererek hükümlerini açıklatmıştır.

 “Biz seni bütün insanlara ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik; fakat insanların çoğu bunu bilmezler.” (Sebe: 34/28)

İnsanlar sahipsiz değildirler ki, kendi kendilerine sahiplik etmeye çalışsınlar. İnsana belli bir ömür veren Allah Subhânehu ve Teâlâ bu ömür süresince ondan kendisinin kanunlarına uymasını emretmiş, isyan ederek kendi nefsinden kanunlar çıkarmasını ise yasaklamıştır. İnsan bu dünyada nefsinin arzularına göre kanunlar koymak için değil, Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın kanunlarına göre hareket etmek için gelmiştir.

Allah Subhânehu ve Teâlâ insanların kendi menfaatleri için helaller ve haramlar tayin etmiştir. Helal haram belirleyen, yasak serbest kılan, doğru veya yanlış, iyi veya kötü diyecek tek mercii sadece ve sadece O’dur. O’ndan başka hiçbir yaratılmış insan veya cin bu yetkiyi kendilerinde göremezler. O’nun vermiş olduğu hükmün üzerine bir hüküm çıkarmaları söz konusu değildir. Eğer böyle bir durum söz konusu olursa bu işe yeltenenler kendilerini ilah yerine koymuş ve batıl birer ilah olmuşlardır.  

Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

 “Yoksa onların Allah’ın izin vermediği şeyleri kendilerine dinden teşri yapan(yasa koyan) ortakları mı vardır?” (Şûrâ: 42/21)

Allah Subhânehu ve Teâlâ Müslümanlardan kendisine ve kendisinin emirlerini insanlara açıklayan peygamberine uyulmasını emrederek şöyle buyurmaktadır:

 “Allah ve Rasulü bir işi hükme bağladığında hiçbir mümin erkek ve hiçbir mümin kadına işlerinde istediklerini yapma hakkı yoktur. Kim Allah’a ve Rasulüne karşı gelirse, şüphesiz ki o apaçık bir şekilde sapmıştır.” (Ahzâb: 33/36)

Kur’ân-ı Kerîm’e iman eden her Müslüman Yüce kitabımızda Rabbimizin kâinatı yönettiği gibi kullarını da yönetmek için yasalarını belirlediğini görecektir. Müslüman hak ilahın yasalarına boyun eğerek O’nun helal(serbest) ve haramlarını (yasaklarını) kendisini yaşantı kabul eder. Her kim ki haddi olmayarak ve aczini bilmeyerek Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın yasaklarını serbest ve serbestlerini yasak yapar ve her kim de onun bu yaptığını kabul ederse ise, bunların her biri teşride Allah Subhânehu ve Teâlâ’ya eş koşmuş olurlar. Yani bu durumda olanlar dilleri ile kendilerine Müslüman deseler ve Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın bir takım emirlerini yapıp, bir takım yasaklarından kaçınsalar da, bu durumdakiler Allah Subhânehu ve Teâlâ’ya şirk koştuklarından müşriktirler.

Şimdi ey Allah’ın kulu!

Rabbinin rızasını kazanmak için her türlü şirkten beri ol! Rabbimize ortaklığa kalkışarak teşride bulunan tuğyankâr şarileri kabul etme! Öğrendiklerin hayır ve fayda olsun. Duymayanlara da duyur. Yeryüzünde bilmeyen kalmasın. Uyuyanlar uyansın. Sahte ilahlığa kalkan şariler deşifre olsun.

“İyi bilin ki! Yaratmak da, emretmek de (hükmetmek de yalnızca) O’na aittir. Âlemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir.”(A’raf: 7/54)

Muvahhidlere selâm ve dua ile…

 

— Esedullâh Saîd | Ağustos’15