«
  1. Ana sayfa
  2. Akaid Soruları
  3. Tekfîr dînin aslından mıdır?

Tekfîr dînin aslından mıdır?

Soru: Tekfîr dînin aslından mıdır?

Sorunun tam metni: Selâmun aleykum. Tekfîrin dînin aslından olmadığı ile alakalı olarak bazı sözler ve görüşler yayılmakta. Bu konuda bizi bilgilendirmenizi istiyoruz. Allâh mükâfatınızı versin.

Cevâb: Hamd ve hüküm, Allâh Subhânehu ve Teâlâ’ya mahsustur.

Allâh Azze ve Celle’den tüm ümmet adına hayırlar diliyorum. Rabbim ayaklarımızı dîni üzere sâbit kılsın. Allâhumme âmîn.

Tekfîr, İslâm Dîni’nin aslındandır. Bunda zerre kadar şüphe ve ihtilaf yoktur. Şeyhu’l-İslâm Muhammed bin Abdulvahhâb rahîmehullâh bu noktada şöyle demiştir: “İslâm Dîni’nin aslı ve kâidesi iki önemli hususu ihtiva etmektedir. Bunlardan birincisi:  Tek ve şeriki olmayan Allâh’u Teâlâ’ya ibâdet edip insânları buna davet etmek, bunu kabul edenleri dost edinip sevmek ve bunu terk edenleri ise tekfîr etmektir. İkincisi: Allâh’u Teâlâ’ya ibâdet hususunda insânları şirkten sakındırmak ve bu hususta sert davranmak, düşmanlığı bundan dolayı yapıp, şirk işleyenleri tekfîr etmektir.” [ed-Dureru’s-Seniyye: 2/22 vd.]

Allâh Azze ve Celle şöyle buyurmaktadır:

“Muhakkak ki İbrâhîm ve onunla birlikte olanlarda sizin için güzel bir örnek vardır. Hani onlar kavimlerine demişlerdi ki: Biz sizden ve Allâh’ı bırakıp taptıklarınızdan beriyiz. Sizi tekfîr ediyoruz. Siz bir tek Allâh’a inanıncaya kadar, sizinle bizim aramızda sürekli bir düşmanlık ve buğz başlamıştır.” [el-Mumtehine: 60/4]

Âyet-i kerîmede hanîflerin imâmı İbrâhîm aleyhisselâm ve onunla beraber olanlar övülmüş ve yaptıkları bir numune olarak çağlar sonrasına taşınmıştır. Müslümanlar için emsal teşkil eden İbrâhîm aleyhisselâm ve onunla beraber olanlar, şirk koşan kavimlerinden ve şirk koştukları putlardan beri olmuşlar ve onları tekfîr etmişlerdir. Allâh Azze ve Celle de onların bu amellerini “usvetun hasene/güzel bir örnek” olarak isimlendirmiştir. Âyette dikkat edilirse tâğûtlara ibâdet edenleri terk ve tekfîr etmek tâğûtlardan önce zikredilmiştir. Bu da Allâh’tan başkasına ibâdet edenlerin tekfîrinin dîndeki önemini göstermektedir. Şeyh Hamd bin Atik rahîmehullâh şöyle demiştir: Bütün rasûllerin dîninin aslı: Tevhîdi yerine getirmek, onu ve ona bağlı olanları sevmek, onlara dost olmak, şirki reddetmek, şirk ehlini tekfir etmek, onlara buğzetmek ve onlara düşmanlık göstermektir. Allâh’u Teâlâ’nın: ‘Muhakkak ki İbrâhîm ve onunla birlikte olanlarda sizin için güzel bir örnek vardır. Hani onlar kavimlerine demişlerdi ki: Biz sizden ve Allâh’ı bırakıp taptıklarınızdan beriyiz. Sizi tekfîr ediyoruz. Siz bir tek Allâh’a inanıncaya kadar, sizinle bizim aramızda sürekli bir düşmanlık ve buğz başlamıştır’ [el-Mumtehine: 60/4] kavlinde buyurduğu gibi.” [ed-Dureru’s-Seniyye: 8/418]

Şeyh Velîd bin Râşid es-Sueydân ise şöyle demiştir: “Âlimler kâfir ve müşrikleri tekfîr etmeyen, onların küfründen şüphe eden veya onların yollarını doğrulayan kimselerin kâfir olacakları hususunda icmâ etmişlerdir.” [el-İcmâu’l-Akdî: 54. (374. Madde.)]

Bu nedenle küfrü ya da şirki açık ve sâbit bir kimseyi! tekfîr etmek, dînin aslından olup îmânın olmazsa olmaz bir gereğidir. Bunda tevil yahut cehâlet özür değildir. Müslüman ile kâfiri, muvahhid ile müşriği birbirinden ayıramayan Müslüman olamaz.   

Başarı, el-Hamîd ve el-Hakîm olan Allâh’tandır. 

O, her şeyin en iyisini bilendir.

Abdullah Saîd el-Müderris.

1439h./2017m.