«
  1. Ana sayfa
  2. Akaid Soruları
  3. Tâğutların reddedilmesinin hükmü nedir?

Tâğutların reddedilmesinin hükmü nedir?

Soru: Tâğutların reddedilmesinin hükmü nedir?

Cevâb:  Hamd ve hüküm, Allâh Subhânehu ve Teâlâ’ya mahsustur.

Tâğutları reddetmek her mükellef için farz olup,  îmânın ilk şartının ön şartıdır. Yani Müslüman olmanın ilk şartı Allâh’a îmân etmek, Allâh’a îmân etmenin ilk şartı ise tâğutları reddetmektir. Nitekim İmâm Muhammed bin Süleymân rahimehullâh, şöyle demiştir: “Allâh’u Teâlâ sana rahmet etsin. Bil ki! Allâh’ın âdemoğluna farz kıldığı ilk şey tâğutu reddetmek ve Allâh’a îmân etmektir.” [ed-Durerus-Seniyye: 1/161.]

Şart lügatte: “Alâmet” demektir. Istılâhta ise: “Yok olması halinde hükmünde yok olacağı, var olması halinde ise bizâtihi hükmün varlığının veya yokluğunun gerekli olmadığı şeydir.” [Bak: el-Mevsûatu’l-Fıkhiyye: 3/22.]

Misâlen: Yapılan ibâdetlerin sahîh yani kabul olma şartlarından ilki îmândır. Bir kimsenin îmânlı olarak yapmış olduğu namaz, oruç ve cihad gibi ameller, eğer bu amelleri ifsad edici başka bir durum yok ise kabul olunur ve âhirette bunlara mukabil ecir alınır. Ancak îmân olmadan yapılacak tüm ibâdet çeşitleri sahîh olmaz. Zîrâ îmân olmadan ibâdet etmek, kişiye fayda sağlamaz. Yani yapılan ibâdetlerin geçerli olmasındaki ilk şart, îmândır. Îmânın ilk şartı ise tâğutları reddetmektir. Tâğutları reddetmeden onlardan uzak olmadan îmân asla kabul olunmaz. Îmânın kabul olması tâğutların reddedilmesi şartına bağlanmıştır. Nitekim Allâh Subhânehu ve Teâlâ, şöyle buyurmaktadır: “Artık hak, bâtıldan apaçık ayrılmıştır. O halde her kim tâğutu reddederek Allâh’a îmân ederse, kopması mümkün olmayan sapasağlam bir kulba yapışmıştır.” (Bakara: 2/256)

Âyet-i kerîmede “Her kim tâğutu reddederek, Allâh’a îmân ederse”  buyrulmuş Allâh’a îmân için önce tâğutun reddi emredilmiştir. Yani kelime-i tevhîd’de olduğu gibi önce red, sonra isbât/kabul emredilmektedir. Kelime-i tevhîd’in “İlâh yoktur” kısmı red, “Allâh’tan başka” kısmı ise isbâttır. Âyetteki “Her kim tâğutu reddederse” kısmı red, “Allâh’a îmân ederse” kısmı ise isbâttır. Bu âyet-i kerîme bilindiği üzere Medenî (Medîne’de inmiş) olup, Kur’ân-ı Kerîm’ de tâğuttan bahseden Mekkî âyetlerde de aynı durum mevcuttur. O âyetlerde de tâğutların reddi istenmiş, bu red Allâh’a îmân ve ibâdetten önce zikredilmiştir. Nitekim Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“Tâğuta ibâdet etmekten kaçınan ve Allâh’a içten yönelenler için bir müjde vardır. Öyleyse kullarıma müjde ver.” (Zumer: 39/17)

Bu âyet-i kerîmede de “Tâğuta kulluk etmekten kaçınan” kavliyle öncelikle tevhîdin red kısmının teşekkülü istenmiş, “Allâh’a içten yönelenler” buyrularak da tevhîdin isbât kısmını ortaya koyanlara müjdeler olduğu beyân edilmiştir.

Şeyh Süleymân bin Abdullâh rahimehullâh, şöyle demiştir: “Mânâsını bilmeden, gerektirdiği tevhîdi sağlamadan, bütün şirkleri terketmeden ve tâğutu reddedip tekfîr etmeden şehâdet kelimesini söylemek icmâ ile sâhibine bir fayda sağlamaz.” [Süleymân bin Abdullâh, Teysiri’l-Azîzi’l-Hâmid: 51.]

Şeyh Şankîtî, ise şöyle demiştir: “Tâğutu reddetmedikçe hiçbir kimsenin îmân etmiş sayılmayacağını aşağıdaki âyet çok iyi açıklamaktadır. Allâh Subhânehu ve Teâlâ, şöyle buyuruyor: ‘O halde her kim tâğutu reddederek Allâh’a îmân ederse, kopması mümkün olmayan sapasağlam bir kulba yapışmıştır.’ (Bakara: 2/256)

Âyet-i kerîmede tâğutu inkâr etmeksizin kopmak bilmeyen sağlam bir kulba tutunmanın söz konusu olmadığı bildirilmektedir. Zîrâ böyle bir durumda kişi, kendini îmândan mahrum bırakmıştır. Çünkü ‘Sapasağlam kulb’ îmânın ta kendisidir. Tâğutu inkâr etmeme hadisesi hiçbir zaman îmân ile bir arada bulunmaz. İkisinin bir arada bulunması imkânsız bir şeydir. Nedeni ise Allâh’a îmânın şartı veya rüknü tâğutu reddetmektir. Zîrâ açık olarak ‘Her kim tâğutu reddederek’ buyrulmuştur…” [Şankîtî, Edvâu’l-Beyân: 1/244-245.]

İfade olunduğu üzere tâğutun reddedilmesi îmânın ön şartıdır ve hiçbir kimse tâğutu reddetmeden Müslüman olamaz. Tâğutun reddi kalb, dil ve tüm âzâlarla gerçekleşmelidir.

Müslüman olmak ve de Müslüman kalmak isteyen bir kimse, kalbiyle tüm tâğutlardan nefret etmeli, onların yok olmalarını istemeli ve onlara karşı kalbinde en ufak bir sevgi dâhi bulundurmamalıdır. Bunu diliyle ifâde etmeli ve organlarıyla kalbinin ve dilinin ikrârını yalanlamamalıdır. Bu da tâğutlara düşmanlık ederek buğzetmekle, onları velî edinmemekle, onlardan hüküm istememekle, onları desteklememekle, onların savunuculuğunu yapmamakla ve onlara ibâdet etmemekle gerçekleşir. Zîrâ tâğutların reddi tecezzi (parçalara ayırma) kabul etmediğinden tâğutların reddedilmesi, onların tüm cüzlerinden ve çeşitlerinden teberri (arınıp yüzçevirmek) ile mümkün olur.

Misâlen: Tâğuti bir sistemin kendisini, velâyetini, savunuculuğunu ve ona ibâdeti reddettiğini söyleyen bir kimse “tâğutun hâkimiyetini reddetmiyorum” diyemez. Yine tâğuti bir sistemi, hâkimiyeti dâhil tüm cüzleriyle reddettiğini ikrâr eden bir kimse, tâğuttan herhangi bir mes’ele hakkında hüküm talebinde bulunamaz. Bu ancak münâfıklığı meslek edinmiş kâfirlerden sudûr edebilecek bir harekettir. Allâh Subhânehu ve Teâlâ, şöyle buyurmaktadır:

“Münâfıklara Allâh’ın indirdiğine ve Rasûl’e gelin dendiği zaman, onların senden büsbütün uzaklaştıklarını görürsün.” (Nisâ: 4/61)

“Onlar, aralarında hüküm vermesi için Allâh’a ve Rasûl’e (Kitâb ve Sünnet’e) çağırıldıklarında, bakarsın ki içlerinden bir kısmı yüz çevirip dönerler.” (Nûr: 24/48)

“Kâfir olanlara gelince onlar uyarıldıkları şeylerden yüz çevirmektedirler.” (Ahkâf: 46/3)

Mü’minlerin ise herhangi bir mes’ele hakkında içerisinde bulundukları ihtilâfın çözüm kaynağı Kur’ân ve Sünnet’tir. Onlar tâğutu tüm cüzleriyle ve çeşitleriyle reddederek Allâh Tebâreke ve Teâlâ’ya îmân ederler ve ancak Kur’ân ve Sünnet’e itaat ederler. Tamamı adâlet olan Kur’ân ve Sünnet’in hükümlerine muhâkeme olmaya çağırıldıklarında “işittik ve itaat ettik” diyerek icâbet ederler. Çıkan hükümden dolayı da içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın âlemlerin Rabbine teslim olurlar. Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“Aralarında hüküm vermesi için Allâh’a ve Rasûl’e (Kur’ân ve Sünnet’e) çağırıldıklarında mü’minlerin sözü ancak ‘işittik ve itaat ettik’ demeleridir. İşte asıl bunlar felâha (kurtuluşa) erenlerdir.” (Nûr: 24/51)

Kur’ân-ı Kerîm’de tâğutların tüm cüz ve ceşitleriyle reddedilmesine dair birçok âyet-i kerîme bulunmaktadır. Misâlen:

Tâğutlara îmân etmenin reddine dair, Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:  

“Kendilerine Kitâb’tan bir pay verilenleri (Yahûdîleri) görmedin mi? Onlar, tâğuta ve cibte îmân ediyorlar.” (Nisâ: 4/51)

“Andolsun, biz her ümmete: ‘Allâh’a kulluk edin ve tâğuttan kaçının’ diye bir rasûl gönderdik.” Nahl: 16/36)

“O halde her kim tâğutu reddederek Allâh’a îmân ederse, kopması mümkün olmayan sapasağlam bir kulba yapışmıştır. Allâh işitir ve bilir.” (Bakara: 2/256)

Tâğutların velâyetinin reddine dair, Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“Allâh, îmân edenlerin velîsidir. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Kâfirlerin velîleri ise tâğuttur. Onları aydınlıktan çıkararak karanlıklara sokarlar. İşte bunlar cehennemliklerdir. Onlar orada ebedî kalırlar.” (Bakara: 2/257)

Tâğutların muhâkemesinin reddine dair, Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“Sana indirilene ve senden önce indirilene gerçekten îmân ettiklerini zannedenleri görmüyor musun? Bunlar, tâğuta muhâkeme olmayı istiyorlar. Oysa onlar onu reddetmekle emrolunmuşlardı. Şeytân da onları uzak bir sapıklıkla saptırmak istiyor.” (Nisâ: 4/60)

Tâğutların savunuculuğunun reddine dair, Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“Îmân edenler Allâh yolunda savaşırlar; kâfirler ise tâğut yolunda savaşırlar. Öyleyse şeytânın dostlarıyla savaşın. Hiç şüphesiz, şeytânın hilesi pek zayıftır.” (Nisâ: 4/76)

Tâğutlara ibâdet etmenin reddine dair, Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“De ki: Allâh katında, kesinleşmiş bir cezâ olarak bundan daha kötüsünü haber vereyim mi? Allâh’ın kendisine lânet ettiği, ona karşı gazâblandığı ve onlardan maymunlar ve domuzlar kıldığı ile tâğuta ibâdet edenler; işte bunlar, yerleri daha kötü ve dümdüz yoldan daha çok sapmışlardır.” (Mâide: 5/60)

Anlaşıldığı üzere tâğutların reddi kalb, dil ve tüm âzâlarla olmadıkça, îmânın ön şartı olan tâğutların reddedilme şartı yerine gelmemektedir. Allâh’a îmân ettiğini iddia etmekle beraber, tâğutları emredildiği üzere reddetmeyenler, Allâh’a şirk koşmuş olacaklarından ebedî olarak cehennemde kalacaklardır. Tâğutları tüm cüz ve çeşitleriyle reddederek Allâh’a îmân edenlere müjdeler vardır. Nitekim Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“Tâğuta ibâdet etmekten kaçınan ve Allâh’a içten yönelenler için bir müjde vardır. Öyleyse kullarıma müjde ver.” (Zumer: 39/17)

 

Başarı, el-Hamîd ve el-Hakîm olan Allâh’tandır. 

O, her şeyin en iyisini bilendir.

Abdullah Saîd el-Müderris.

1436h./2014m.