«
  1. Ana sayfa
  2. AKAİD
  3. Tağutları Red Etmek Tevhidin Gereğidir

Tağutları Red Etmek Tevhidin Gereğidir

makaleTAĞUTLARI RED ETMEK
TEVHÎDİN GEREĞİDİR

Esedullâh Saîd 

 

Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın ismiyle…

Ey Allah subhanehu ve teâlâ’nın kulu, iyi bil ki! Allah subhanehu ve teâlâ’ya itaat ve ibadet edilmesi gerekirken, -bunu önemsemeyip- kendilerine itaate ve ibadete çağırıp, -bunu da zorla yaptırarak- haddini aşan her tuğyan ehli, tağuttur. Ve tağutları red etmek tevhîdin gereği bir farz olup, imanın ilk şartı olan Allah subhanehu ve teâlâ’ya imanın ön şartıdır.

Tağut inkâr edilmeden Allah subhanehu ve teâlâ’ya iman edilemez. “Amentu billâh; Allah’a iman ettim” diyen bir kişi öncelikle tağutları red etmelidir ki, hakkiyle iman edebilsin. Allah subhanehu ve teâlâ’ya iman ettiklerini söyledikleri halde tağutları red etmeyenlerin imanları ancak zandır. Onlar kendi zanlarınca iman iddiasında bulunmuşlar, ancak bu sözde iddia -tağutları red etmediklerinden- gerçekleşmemiştir.

Bakınız! Kullarını karanlıklardan aydınlığa çıkaran yüce Rabbimiz, hakikatleri bilsinler ve yaşasınlar diye kullarına peygamberler göndermiştir. Ve Peygamberler kavimlerini Allah subhanehu ve teâlâ’ya ibadete ve gayrsini de redde çağırmışlardır.

“Andolsun ki biz her ümmete arasında Allah’a ibadet edin ve tağuttan kaçının diye bir peygamber göndermişizdir.” (Nahl: 16/36)

Ve yine Kur’ân’ın bildirdiğine göre peygamberlerin bu gerçeği şöyle ifade ettiklerini görmekteyiz.

“Ey kavmim! Allah’a ibadet edin! Sizin O’ndan başka ibadet edeceğiniz yoktur.” (A’raf: 7/59)

Evet, tüm gönderilen tevhîd elçileri kavimlerine Allah subhanehu ve teâlâ’a itaat ile ibadete ve O’ndan başka itaat ile ibadet edilen şeyleri red etmeye çağırmışlardır. İnsanlara Allah subhanehu ve teâlâ’ya itaat ve ibadet ile O’ndan başkasına itaat ve ibadet bir arada bulunamayacağını ve Allah subhanehu ve teâlâ’ya ibadet edecek olanların yapması gerekli olanın öncelikle tağutları red etmek olduğunu bildirmişlerdir. Tağutlar, hak davetçilerinin söylemlerinden rahatsız olup düşman kesildiklerinde, tevhîdin tebliğcileri de apaçık olarak düşmanlıklarını onlara göstermişlerdir.

Tevhîd elçilerinin yolu üzerinde olan tüm Muvahhidlerin de yapmaları gerekli olan: Tağutlara ‘La’ diyerek, Allah subhanehu ve teâlâ’ya şirksiz bir şekilde ibadet etmeleri ve tağutlarla mücadele edip onlara düşman olmalarıdır. Tağutlar red edilmeden, şirk hayattan çıkarılmadan Allah subhanehu ve teâlâ’ya ibadet edildiği iddiası boş bir iddia olup; tağutları red etmeden yapılan tüm ameller de kabul olmayan amellerdir. Öyleyse yapılması gereken şey, hak davetçilerinin davetine sarılmak ve ne pahasına olursa olsun reddi hayat yapıp yaşayarak, tevhîd uğrunda şirk ehliyle mücadele etmektir.

Zaten Müslüman, red bilinci kuşanan ve hayatında da gereklerini uygulayarak gösteren kişidir. O, Allah subhanehu ve teâlâ’nın dinine, o dindeki tüm emir ve yasaklara kayıtsız ve şartsız teslim olur. Tağutlar, Allah subhanehu ve teâlâ’nın dininin haricinde başka bir din ve kendi dinlerinde ki başka emir ve yasaklarla önüne çıktığında onları red eder.

O bilir ki, tağutu tüm cüzleriyle inkâr etmeden Allahsubhanehu ve teâlâ’ya iman edilemez. Nasıl ki cahiliye Mekkesindekiler tağutlarını red etmeden iman edemediyseler, bu günün cahiliyesinde de durumun farklı değildir. Tevhid ehli bunun farkındadır.

Bakınız! Kabul edileceği üzere, tüm ibadetlerin kabul şartı öncelikle geçerli bir imandır. Namaz, oruç, zekât, hac… gibi ibadetler iman olmadıkça kabul olmazlar.

Şimdi bir düşünelim! Almanya’dan seyahat için bir Alman turist gelse, ona: “Namaz kıl, oruç tut!” demezsiniz, diyemezsiniz! Ona öncelikle denilecek şey: “İslam’ı kabul et” olmalıdır. Onun İslam’ı kabul etmesi içinde, önceki inancında İslam’a aykırı olan ne kadar şey varsa hepsinden uzaklaşmalı, onların hepsini red etmeli ve ondan sonra İslam’ı kabul etmelidir. Hıristiyan olan bir kişi, namaz kılsa ve oruç tutsa ve de kafasını da örtse, teslis inancıyla nasıl Müslüman olabilir?

İşte o kişi gibi tüm insanlara da bizler “İslam’ı kabul et” derken, “tüm tağutları red et” de “İslam’ı kabul et” demekteyiz. Aksi halde redsiz yapılan bir tasdikle İslam kabul edilmiş olmaz. Kişi Hıristiyanlığı, Yahudiliği, Budistliği, Komünizmi, Kemalizmi, Laisizmi… ve tüm uyduruk düzenleri, muharref ve sahte dinleri red etmeden Müslüman olamaz. Müslümanlık öncelikle red ile başladığından, bu düzenlerden ve İslam’ın haricindeki dinlerden -tamamiyetle- beri olunmalı, onlar -tüm cüzleriyle- red edilmelidir. Biraz ondan, biraz bundan diyerek karma bir inanç ve yaşantı oluşturulması İslam ile bağdaşmaz. Böyle bir kişinin de Müslümanlık iddiası boştur. Bu boş söylemin sahipleri bu halleriyle ateşten kurtulamayacaklardır.

Evet, tekrar tekrar söyleyeceğimiz hakikat şu dur ki: Kişi tağutlardan uzaklaşmadan, onları kabul ederek Müslüman olamaz ve Müslüman kalamaz. Tağutlarla iç içe, kol kola, omuz omuza bir hayatı yaşayıp, onlara her türlü desteği verenlerin iman söylemleri kendi kuruntularıdır. Onlar kendilerini Müslüman olarak görseler, hatta bir takım ibadetleri yapsalar da -bu halleriyle- Müslüman değillerdir. Tevbe etmeden ölürlerse cehennem ehli olacaklardır.

Ne yazık ki, dinden ve ilimden uzak müşrikî yığınlar bu gün, tüm tağutları kabul ettikleri halde, kendilerinin de Müslüman olduklarını, her ne yaparlarsa yapsınlar, hangi şirkleri işlerlerse işlesinler Müslümanlıklarının devam ettiklerini ve Allahsubhanehu ve teâlâ’nın onları affedeceğini sanmaktadırlar. Bu sonu ebedi ateş olan büyük bir yanılgıdır.

Onlar bu cahilane zanlarını taşırlarken, tağuti rejimleri halka meşrulaştıran sarıklı-kravatlı-kısa paçalı sözde hocalar, hacılar da suskunluğa bürünürler. Tağutları red etmeyen bu ihanet şebekeleri elbette ki kaçınmadıkları bir şeyden insanlara “kaçının!” dememekte; her daim efendilerine itaat etmekte ve itaate çağırmaktadırlar.

Tüm dünya ülkelerinde bu insanlar, tağutî rejimlerin en büyük destekçileri ve dostlarından, Muvahhidlerin de en büyük düşmanlarındandırlar. Muvahhidlere düşmanlıklarını her fırsatta göstermekten geri durmazlar. Muvahhid Müslümanlar, -onları red ettikleri gibi- hak tarafın eri olarak, tüm batıl taraftarlarına da düşmanlıklarını göstermelidirler.

Bakınız! Tüm hak davetçileri batıla karşı hakkı haykırırken tağutlara olan düşmanlıklarını ortaya koymuşlardır. Zira tağut, karanlığın temsilcidir. İnsanlara kara bir hayatı sunar. Onları imanın nurundan uzaklaştırıp, küfrün karanlıklarına çeker. İşte tüm seçilmiş peygamberler küfrün karanlığının temsilcilerine savaş açmışlardır. Savaş açılanlar kimi zaman cansız putlar olabildiği gibi, kimi zamanda canlı putlar olan Firavun, Nemrut, Karun, Belam olmuştur. Onlardan kimi iktidarıyla, kimi maddi varlığıyla, kimi de ilmiyle batıla hizmet etmiş, batılın galibiyeti için çalışmıştır. Durum bu günde aynıdır.

Aydınlığın karşısında yer olan bu karanlık cephe, insanlığı Allah subhanehu ve teâlâ’ya kulluktan kullara kul olmaya çağırmışlar, hatta sadece çağırmakla da kalmayarak kendilerine boyun eğmeyenlerle de savaşmışlardır. Elbette ki ilahi vahyin taraftarları her zaman ve zeminde bu batıl güçlere, bu tağuti otoriterlere karşı direnmiş, olanlara boyun eğmemişlerdir. Durum bu gönde farklı değildir. Hakkın batılla mücadelesi sürerken, bizlere düşen görev de, hak tarafta yer alanlar olarak, batıla ve ehline karşı mücadelemizi devam ettirmemizdir.

Güzel son, hayırlı sonuç hak taraftarlarınındır. Rabbim bizleri son nefesimize dek onlardan kılsın. Ve yeryüzünde tevhidin inşası için çalışan muvahhidleri, Rabbim galib eylesin. Onları görünür ve görünmez ordularıyla desteklesin. Rabbim tüm dünyada, küfrün sonunu, putların yıkıldığını, tağutların alaşağı edildiğini görme bahtiyarlığına bizleri eriştirsin. Bu uğurda can veren mücahidleri, Rabbim cenneti ve cemaliyle ödüllendirsin.

Allahumme âmin. Allahumme âmin. Allahumme âmin.