«
  1. Ana sayfa
  2. Akaid Soruları
  3. Tâğûta muhâkeme olmanın küfür olması ihtilaflı bir mes’ele midir?

Tâğûta muhâkeme olmanın küfür olması ihtilaflı bir mes’ele midir?

Soru: Tâğûta muhâkeme olmanın küfür olması ihtilaflı bir mes’ele midir?

Cevâb: Hamd ve hüküm, Allâh Subhânehu ve Teâlâ’ya mahsustur.

İlk olarak bilmelisin ki! Tâğûta muhâkeme olmanın küfür olduğunda ümmet ittifak etmiştir. Bu hüküm zamanların yahut mekânların değişmesiyle değişmez. Zîrâ akideye yani inanışa dair olan şeyler sâbittir, değiştirilemez… Bu sebeble, ister dâru’l-islâm da, isterse de dâru’l-harb de olsun, inanca dair olan şeyler değişmez, sâbittir. Değişeceğini söylemek ümmetin bu zamana kadar söylemediği bir bid’ât çıkarmaktır.

İkinci olarak, ümmetin âlimleri kanun yani hüküm koymayı, koyulan bu hükümle hükmetmeyi ve bu hükümlerden hüküm istemeyi birbirinden ayırmamıştır… Bu sebeble, ister dâru’l-islâm da, isterse  dâru’l-harb de olsun hüküm koyma hakkı Allâh’a aittir. Bu hakkı dar farkı ile Allâh’tan başkasına vermek ya da başkasının kanunlarıyla hükmetmek küfürdür. Yine aynı şekilde hüküm istenecek merci ister dâru’l-islâm isterse de dâru’l-harb olsun Kur’ân ve Sünnet’tir. Kur’ân ve Sünnet ile hükmedecek olan hâkimlerdir. Şeyh Abdurrahmân bin Hasen rahimehullâh şöyle demiştir: “Her kim Allâh’ın Kitâbı ve Rasûlü’nün Sünneti dışında bir şeye başvurarak ona muhâkeme olursa, tâğuta muhâkeme olmuş demektir. Oysa Allâh mü’min kullarına, onu red ve inkâr etmelerini emretmiştir. Müslüman, bütün mes’ele ve problemlerini, yalnızca Allâh’ın Kitâbı’na ve Rasûlünün Sünneti’ne götürmek ve yalnızca bu ikisine muhâkeme olmakla mükelleftir.

Kim de bu ikisiyle hüküm vermez ve bu ikisi dışında başka bir hükme veya mahkemeye başvurursa, bu haliyle haddi aşmış olur. Böylece Allâh’ın ve Rasûlü’nün kendisi için şerîat kıldığı şeyin dışına çıktığını ve bu hükmü, lâyık olmadığı halde, şerîatın konumuna getirmiş olduğunu ortaya koymakta, şerîat dışı bir tutum ve davranış içine girmektedir. Dolayısıyla kim Allâh’tan başka bir şeye ibâdet ederse, o kimse bu haliyle tâğuta ibâdet etmiş olur.” [Abdurrahmân bin Hasen, Fethu’l-Mecîd: 391-392.]          

Üçüncü olarak, bir mes’elenin ihtilaflı olması, o mes’ele hakkındaki nassların ihtimalli olması ile alakalıdır. Bu da ancak imâmların nasslar hakkındaki içtihatlarının farklılığı ile anlaşılır… Bu sebeble bu mes’elenin ihtilâflı olduğunu söyleyen kimselerin, imâmlardan(!) nakiller getirmeleri gereklidir. Allâh Azze ve Celle şöyle buyurmaktadır:“De ki: Eğer doğru sözlüyseniz, kesin kanıtınızı (burhan) getirin.” [el-Bakara: 2/111]

Getirmedikleri sürece bu mes’eleyi ihtilaflı bir mes’eleymiş gibi görmek, -Allâh bizleri korusun- îmânı zan konumuna düşüren amellerdendir. Zîrâ tâğûta muhâkeme olmanın küfür olması hakkında nasslar muhkemdir yani kıyâmete kadar sâbit olan bir hükmü açık olarak ortaya koymaktadır. İmâm İbn Kesîr rahimehullâh, şöyle demiştir: “Kim ihtilâf halinde Kitâb ve Sünnet’in hakemliğine gitmez ve o ikisine müracaat etmezse, o Allâh’a ve âhiret gününe îmân etmiş değildir.” [İbn Kesîr, Tefsîru’l Kur’ân-il Azîm: 2/304.]

(Not: Bu mes’ele hakkında kaleme aldığımız “Tâğûta Muhâkeme Olmayı İstiyorlar” adlı kitâbımızı acil olarak okumalısınız…)

Başarı, el-Hamîd ve el-Hakîm olan Allâh’tandır. 

O, her şeyin en iyisini bilendir.

Abdullah Saîd el-Müderris.

1435h./2014m.