«
  1. Ana sayfa
  2. MAKALELER
  3. Tâğût Nedir, Nasıl Reddedilir?

Tâğût Nedir, Nasıl Reddedilir?

Hamd, Allâh’a mahsustur. O’na hamd eder, O’ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüğünden O’na sığınırız. O’nun hidâyete erdirdiğini hiç kimse saptıramaz, saptırdığını ise hiç kimse hidâyete erdiremez. Şehâdet ederim ki, Allâh’tan başka ibâdete lâyık hiçbir ilâh yoktur. Ve yine şehâdet ederim ki, Muhammed aleyhisselâm O’nun kulu ve Rasûlü’dür.

Bundan sonra:

1. Tâğût, Allâh Subhânehu ve Teâlâ dışında kendisine ibâdet edilen ve buna râzı olan şeydir.

2. Allâh Subhânehu ve Teâlâ’dan başkasına ibâdete çağıran şeytân, kendisine tapılan put, gaybı bildiğini iddia eden kâhin, sihir yapan sihirbaz, dîndar kılığına girerek insânları Allâh’ın yolundan saptıran belâm, Allâh’ın hükümlerine mukâbil olmak üzere kanun ve yasa belirleyen ve bunlarla hükmeden idareciler başlıca tâğûtlardır. Bunların içinde ümmet için en tehlikeli olanı Allâh Subhânehu ve Teâlâ’nın hükümlerine mukâbil olmak üzere kanun ve yasa belirleyen ve bunlarla hükmeden idârecilerdir.

3. Her kavmin tâğûtu, Allâh’u Teâlâ’nın ve Rasûlü’nün kanunlarıyla hükmetmeyen, Allâh’tan başka kendisine muhâkeme olunan, ibâdet edilen ve Allâh’ın emrine dayanmaksızın, Allâh’a itaat etmeksizin kendisine tâbi olunanlardır.

4. Peygamberlerin kavimlerine gönderiliş nedeni tâğûtları reddetmek ve Allâh’ı tevhîd etmektir. Tüm peygamberler buna çağırmış ve bunun için mücâdele etmiştir. Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Andolsun, biz her ümmete: ‘Allâh’a kulluk edin ve tâğûttan kaçının’ diye bir rasûl gönderdik. Böylelikle, onlardan kimine Allâh hidâyet verdi, onlardan kiminin üzerine sapıklık hak oldu. Artık, yeryüzünde dolaşın da yalanlayanların sonunun ne olduğunu görün.”  [en-Nahl: 16/36]

5. Allâh Subhânehu ve Teâlâ’nın âdemoğluna farz kıldığı ilk emir tâğûtları reddederek Allâh’a tevhîd üzere îmân etmektir. Hiçbir kimse tâğûtu tüm cüzleriyle birlikte reddetmeden Allâh’u Teâlâ’ya sahîh bir şekilde îmân etmiş olmaz. Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “O halde her kim tâğûtu reddederek Allâh’a îmân ederse, kopması mümkün olmayan sapasağlam bir kulba yapışmıştır.” [el-Bakara: 2/256]

Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem ise şöyle buyurmuştur: “Her kim lâ ilâhe illallâh (Allâh’tan başka hak ilâh yoktur) der ve Allâh’tan başka tapılan şeyleri de (tâğûtları) reddederse onun malı ve kanı haram olur. Hesâbı ise Allâh’a kalmıştır.” [Müslim (37); Taberânî (el-Kebîr: 8190)…]

6. Tâğûtu reddederek Allâh’a îmân eden bir kimse kopması mümkün olmayan sapasağlam bir kulba yapışmış ve Allâh katından büyük bir müjde ile müjdelenmiştir.  Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Tâğûttan, ona ibâdet etmekten kaçınan ve içtenlikle Allâh’a yönelenler için müjde vardır. O hâlde, kullarımı müjdele!” [ez-Zûmer: 39/17]

7. Tâğûtun velâyeti, muhâkemesi, savunuculuğu ve itaati onun reddedilmesi gerekli olan cüzleridir.

Cüz, bir şeyi oluşturan aslî parçalardan her biridir. Ondan ayrılarak farklı bir hükme tâbi tutulmaz. Bu nedenle tâğûtu, tüm cüzleriyle birlikte reddetmeyen bir kimse, kelime-i şehâdeti de söylese, namaz kılıp hacca da gitse, tâğûtu kendisinden istendiği şekilde reddetmiş sayılmaz. Bilakis o, reddetmekle emrolunduğu tâğûta îmân etmiş bir kimsedir. Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Onlar, tâğûta ve cibte îmân ediyorlar.” [en-Nisâ: 4/51]

8. Tâğûtun velâyetinin reddedilmesi, ona hiçbir surette velâyet vermemekle, Müslümanlar üzerine emredici bir konuma getirmemekle ve onu dost edinmemekle gerçekleşir. Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Allâh, îmân edenlerin velîsidir. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Kâfirlerin velîleri ise tâğûttur. Onları aydınlıktan çıkararak karanlıklara sokarlar. İşte bunlar, Cehennemliklerdir. Onlar orada ebedî kalırlar.” [el-Bakara: 2/257]

9. Tâğûtun muhâkemesinin reddedilmesi, ondan büyük ya da küçük, açık ya da kapalı fark etmeksizin hiçbir mesele hakkında hüküm istememekle gerçekleşir. Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Sana indirilene ve senden önce indirilene gerçekten îmân ettiklerini zannedenleri görmüyor musun? Bunlar, tâğûta muhakeme olmayı istiyorlar. Oysa onlar onu reddetmekle emrolunmuşlardı. Şeytân da onları uzak bir sapıklıkla saptırmak istiyor.” [en-Nisâ: 4/60]

10. Tâğûtun savunuculuğunun reddedilmesi, onu hiçbir sûrette ve şekilde korumamakla ve yardım etmemekle gerçekleşir. Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Îmân edenler Allâh yolunda savaşırlar; kâfirler ise tâğût yolunda savaşırlar. Öyleyse şeytânın dostlarıyla savaşın. Hiç şüphesiz, şeytânın hilesi pek zayıftır.” [en-Nisâ: 4/76]

11. Tâğûtun itaatinin reddedilmesi, şer’î olan herhangi bir meselede ona itaat etmemekle gerçekleşir. Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:  “De ki: Allâh katında, kesinleşmiş bir cezâ olarak bundan daha kötüsünü size haber vereyim mi? Allâh’ın kendisine lanet ettiği, ona karşı gazâblandığı ve onlardan maymunlar ve domuzlar kıldığı ile tâğûta ibâdet edenler; işte bunlar, yerleri daha kötü ve dümdüz yoldan daha çok sapanlardır.” [el-Mâide: 5/60]

12. Tâğûtu reddetmenin keyfiyeti şöyledir: Kişi kalbiyle tüm tâğûtlardan nefret etmeli, onların yok olmalarını istemeli ve onlara karşı kalbinde en ufak bir sevgi bulundurmamalıdır. Bunu diliyle ifâde etmeli ve organlarıyla kalbinin ve dilinin ikrârını yalanlamamalıdır. Bu da tâğûtları ve tâğûtlara ibâdet edenleri tekfîr etmekle, onlara düşmanlık ederek buğzetmekle, onları hiçbir surette velî edinmemekle, onlardan hiçbir şekilde hüküm istememekle, onları hiçbir zaman desteklememekle, onların savunuculuğunu hiçbir şartla yapmamakla ve onlara şer’î olan herhangi bir meselede asla itaat etmemekle gerçekleşir. Bunlar yerine gelmeden dil ile kelime-i şehâdeti söylemek kişiye fayda sağlamaz ve Müslüman olması için yeterli olmaz.

13. Tâğûtu reddetmek, ancak onu tekfîr etmekle mümkündür. Kişi, tâğût olduğu sâbit ve bilinen bir kimseyi tekfîr etmeden Allâh’a tevhîd üzere îmân etmiş sayılmaz. Bu, kendisinde hiçbir kapalılık bulunmayan bir hükümdür. 

Salât ve selâm yaratılmışların en hayırlısı Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem’in, âlinin ve ashâbının üzerine olsun.

Yardım ve başarı, izzet ve şeref Allâh’tandır.

Abdullâh Saîd el-Müderris.

 1440 h. / 2019 m.

İktibas Yapacakların Dikkatine!