«
  1. Ana sayfa
  2. MAKALELER
  3. Sünnetten Ne Anlıyoruz?

Sünnetten Ne Anlıyoruz?

makale

SÜNNETTEN

NE ANLIYORUZ?

Esedullâh Saîd

 

 Nebisine tebyin görevi verenin yüce ismiyle…  

İnsanlar durdukları yere göre baktıkları şeyleri tanımlamaktalar. Değerli değersiz, güzel çirkin, gerekli gereksiz ve daha birçok algıyı belirleyen şey durdukları yer. Hak batıl mücadelesinin verildiği bu imtihan dünyasında bu böyle…

Ya din deyince…

Evet, din de buna dâhil…

Dünya üzerinde farklı dine mensup inanç sahiplerinin değer algılamaları her birinin durdukları yere göre farklı farklı. Bu farklılaşma İslam âleminde de böyle oldu ve halen de devam etmekte…

Efendimiz aleyhisselâm’dan sonra farklı fırkaların zuhuruyla dine ve dinin iki temel kaynağı olan Kur’ân ve Sünnete kendi mecralarından bakanlar oldu ve olmakta…

“Sünneti akıl süzgecinden geçirerek kabul ederiz!” diyenler olduğu gibi, bir zaman sonra Sünnet inkârcıları da çıkarak Sünnetin tamamen devre dışı bırakılmasını savundular. Oturdukları yerden kafalarına göre konuşmamaları gerekenleri konuştular, inkâr etmemeleri gerekenleri inkâr ettiler.  Hadlerini bilip, Sünnete karşı edepli olmaları gerekirken hadlerini aşarak Sünneti inkâr ettiler. Sonuç olarak; herkes inandığı dini yaşadı ve yaşıyor… Ve de herkes inanıp, yaşadıklarından, ya da inkâr edip yaşamadıklarından hesap verecek.

Gelelim bize, biz Sünnetten ne anlıyoruz?

Evet, “Sünnet, bizim için dindir. Din nasıl inkâr edilir?”

“Sünnet, son elçinin yaşayış tarzı ve tebliğleridir. Onun yaşantısını bırakanlar neyi yaşayıp, neyi tebliğ edeceklerdir?

“Sünnet, Nebinin yolunu ve gidişatını bizlere gösteren pusuladır. Onu kaybedenler yollarını nasıl bulabileceklerdir?

Sünnet, Allah Rasulü Muhammed aleyhisselâm’ın tebliğ ettiği İslami esasların en anlaşılır ve isabetli açıklamasıdır. Onu bırakanlar İslami esasları nasıl isabetlice anlayabileceklerdir?

Sünnet, Müslümanların dini doğru anlayıp, yaşamaları için doğru öğrenmeleri gereken ana kaynaklardan bir sağlam kaynaktır. Onu öğrenmeyenler dinlerini nasıl öğrenecek ve yaşayacaklardır. 

Sünnet, din düşmanların dine doğrudan saldıramadıklarında kendisine saldırdıkları, dinin temellerden sağlam bir temeldir. Ona saldıranlar aslında dine saldırmaktayken, nasıl din adına bunu yaptıklarını ifade etmeye cüret edebilmektedirler?

Sünnet, Nebimizin bizlere bıraktığı ve sımsıkı sarıldığımızda asla sapıtmayacağımız iki kaynaktan biridir. Onu bırakanlar Onun yerine hangi kaynağa sarılabileceklerdir?

Sünnet, Nebimizin hılkî ve hulkî vasıflarıyla bize bildiren, o en güzel ahlaklıyı bize anlatan mekteptir. O mektep milyonlarca talebesiyle insanlığa örnek olmuşken, Onu bırakanlar yerine kimi ve neyi örnek olarak koyabileceklerdir?

Sünnet, Nebimizin Kur’ân-ı Kerîm’i yaşayarak şerhi ve tefsiridir. Onu bırakanlar kendileri mi şerh edip, tefsirini yapacaklar yoksa bu işi müsteşriklere mi havale edeceklerdir?

Sünnet, Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın ayetlerini okuyan ve Müslümanları arındıran, Allah’ın elçisine verilen hikmettir. Onu bırakanlar nelerden mahrum olabileceklerini hayal dahi edebilmişler midir?

Sünnet, kendiliğinden konuşmayan, konuştuğu ve yaptığı vahiy olan son nebiye ikram edilen metluv olmayan vahiydir. Onu inkâr edenler neyi inkar ettiklerinin farkında mıdırlar?

Sünnet, İslami bir kimlik ve kişiliğin sağlanması için bilinmesi zaruri düsturdur. Onu hesaba katmayanların İslami kimliğini kimler nasıl inşa etmektedir?

Sünnet, kendisine itaat etmemiz farz olan Nebimizin vefatından sonrada itaat etmemiz gereken bizlere bıraktığı nebevi mirastır. Onu reddi miras yapanlar kimin mirasına red ettikleri akıllarına gelmekte midir?

Sünnet, terk ettiğimizde Nebimizi terk ettiğimiz anlamının çıkacağı sonuçta asla terk edemeyeceğimiz Nebimizle ve dinimizle olan bağdır. Onu sırt gerisi atanlar, o bağı koparanlar Onun yerine geçebilecek neyle bir bağ kurmaktadırlar.

Sünnet, nesiller boyu aktarılan, öğrenilip öğretilen, yaşanarak hayat yapılan rehberdir. Onu terk edenler hangi rehberliği kendileri için en güzel örnek olarak görebileceklerdir?

Evet, daha birçok cümlelerle ifade edilebilecek Müslüman için inkârı etmesi mümkün olmayan bir hakikattir Sünnet… Sünnet bizler için önemlidir cümlesi bile Sünnetin önemi anlatabilmek için nakıstır. Hal böyleyken, Sünneti önemsemeyip, sırt gerisi yapanlar dinin iki temelinden birini yıkmaktadırlar.

Bizler inanmaktayız ki; son peygamberin yanında ona iman edip onunla birlikte olan nesil yani sahabe övülmüş nesildir. Ve onlara baktığımızda Kur’ân ve Sünnet birlikteliğiyle dini anladıklarını görmekteyiz. Efendimiz aleyhisselâm’ın vefatından sonrada onlar peygamberimizin Sünnetini birbirlerine hatırlatmışlar, öğretmişler ve Sünnet eksenli bir dini yaşamışlardır. Efendimiz aleyhisselâm’ın övdüğü selef nesli de bu menhec üzere dini anlamış ve yaşamışlardır. Kur’ân ve Sünneti birbirinden ayırmak, Kur’ân’ın sahibiyle Kur’ân indirileni birbirinden ayırmak olacağından onlar asla böyle bir yanılgının içerisine düşmemişlerdir.

Ne var ki, gel zaman git zaman değişen nesillerle kâfirlerin etkisiyle farklı anlayışlara kapı hazırlanmış Sünnet farklı değerlendirilir olmuştur. Özellikle günümüzde birçok harici ve dâhili etkiyle Sünnete farklı bakan tiplemeler ortaya çıkmıştır. Ancak bu ümmettin selef neslini takip eden rabbani ulemasında böyle bir durum görülmezken, reformist anlayış sahipleri oryantalistlerin ekmeğini yağ sürmüş ve sürmektedir. İslam düşmanları İslam’a ve ehline saldırılarını çok farklı yollarla yaparlarken Sünneti inkâr projesi de İslam düşmanlarının desteklediği projelerdendir. Bu gün batılı ve doğulu oryantalistler görevlerini yapıp yerli tilmizlerine görevi tevdi edince ortaya bizim dilimizle konuşan yerli Goldziherler almıştır.

Özellikle cahil bırakılan halk üzerinde sünnet imamlarını eleştirerek dinin iki temelinden birisini yıkma gayreti içinde olunmuştur ve halende bu plan işletilmektedir. Ne hazindir ki sünnet düşmanı olanlar neye düşman olduklarını bilemeyecek kadar kördürler. Ümmeti Muhammed’in hayırlı insanlarının söylemediklerini söylemiş ve yapmadıklarını yapmış ve kendilerine farklı bir yol edinmişlerdir. Peki, sonuç nedir? Sonuç, sünneti aradan çıkaranlar, kendi başlarına kalarak sünnetin yerine kendi aciz akıllarını koyarak yeni dalalet yolları edinmişler ve edinmektedirler.

Oysaki kitabını peyderpey indiren Rabbimiz Nebimize bu kitabın nasıl hayata yansıyacağını Nebimizin yaşantısıyla bizlere göstermiştir. Kur’ân’ı Kerim’de yeri gelmiş Nebimizin uygulamalarını Rabbimizin ikaz ettiği olmuştur. Ki bunlar çok değildir. Ancak bunların haricinde Nebimizin birçok uygulamasında Rabbimizin takririni bir nevi takrirullahı görmekteyiz. Nasıl ki Nebimizin saraheten ve zımnen bir takriri mevcutsa Rabbimizin de böyledir. Nasıl ki Nebimiz dine muhalif olan şeylerde susmamışsa, Rabbimizin de saraheten bildirmediği yerlerde Nebimizin uygulamasına yani Sünnet karşısında takriri de Sünnetin doğruluğunu ve Rabbimizin rızasını celp edecek uygulama olduğunu bizlere göstermektedir.

Şimdi hal böyleyken bizler nasıl olurda “Rasul -yani elçi- postacıydı!” deriz? Bu söz edebe, dine ve akla muhaliftir.

Şöyle ki; âlemlere rahmet olarak gönderildiğine inandığı ve tüm insanlığa seçilerek gönderilen iman ettiği peygamberine insan nasıl bu benzetmeyi yapabilir? Ancak Sünnet inkârcılarının edepsizliği zaten ortadadır. Sünneti inkâr eden insanın dilinde bu tür bir gafın çıkması onlar için normal bizler için anormal bir durumdur. Bizler Rasulullah aleyhisselâm’ın ismi geçtiğinde salavat getirmediğimizde ona edepsizlik yapmış hissediyorken onlar çok rahat peygamberimizin sadece ismiyle yetinmekte, ondan çocukluk arkadaşı gibi bahsedebilmekteler. Tıpkı oryantalistler gibi…

Bizler Allah’ın kitabını açıklayan tebyin görevi olan bir nebiye iman ediyoruz. Allah Subhânehu ve Teâlâ, bu kitabı açıklansın ve öğrenilsin diye elçisini muallim olarak görevlendirmiştir ki, onun dilinden biz bu ifadeleri de görmekteyiz. Evet, O ahlakı azim olan insanlığın büyük öğretmenidir.

Bakınız mektepte sadece kitap olsa ancak muallim olmasa bu durumda nasıl bir eğitim söz konusu olabilir? Bu dünyevi eğitim için bile böyleyken bu ilahi kitap, insine ve cinnine gönderilip hakkı beyan ile dünya ve ahiret saadetine çağıran ve yolunu gösteren bir kitaptır. Ancak bu kitapta tüm teferruat yoktur. İşte biz teferruatı tebyin görevi olan Nebimizin sözlerinde, fiillerinde, takrirlerinde, siretinde ve suretinde görmekteyiz. Bunları görmemek ve insanlığı sadece kitabın önüne koyup, “haydi oku ve anla!” demek, ilk defa okumaya başlayan bir talebenin önüne derin bir kitabı koyup, “oku ve anla, anla ve yaşa!” demek gibidir.

Tabi buradan şu da çıkmasın: Biz birtakım insanların dediği gibi; “aman Kur’ân’ı okuma anlayamazsın!” demiyoruz. Oku ama Sünnetle anla!” diyoruz. Neden böyle diye soranlara? Çünkü “Sünnet, Kur’ân’ın yaşantıya geçmiş halidir” diyoruz. Çünkü “Sünnet, Kur’ân’ın şerhidir” diyoruz. Çünkü “Sünnet, takrirullahtır” diyoruz. Elbette biz, Kur’ân’a yöneleceğiz. Allah Subhânehu ve Teâlâ, bu kitabı Arabına Acemine, medenisine bedevisini, âlimine cahiline göndermiştir. Anlaşılsın diye de kolay kılmıştır. Kitabın çoğu muhkem, az bir kısmı ise mütaşabihtir. Biz ehli kitabın dediği gibi; “din adamı sınıfı bu kitabı anlar gerisi okuyamaz, bilemez ve ondan hiçbir şey anlayamaz!” demiyoruz. Ancak “kitabı hakkıyla anlamak ve yaşamak için Sünnetin bilinmesi gerekir,” diyoruz.

Sözü daha fazla uzatmadan:

“Sünnet olmadan İslam anlaşılamaz, anlaşılamayan İslam’da yaşanamaz,” diyoruz.

Sünneti anlamak ve yaşamak duasıyla…

— Esedullâh Saîd | Ağustos’15