«
  1. Ana sayfa
  2. Fıkıh Soruları
  3. Su-i zan nedir? Bunun hakkında bilgi verir misiniz.

Su-i zan nedir? Bunun hakkında bilgi verir misiniz.

Soru: Su-i zan nedir? Bunun hakkında bilgi verir misiniz.

Cevâb: ve hüküm, Allâh Subhânehu ve Teâlâ’ya mahsustur.

Kardeşim bil ki! Su-i zan, kalb ile yapılan gıybettir. Dil ile yapılan gıybet gibi haramdır. Su-i zan: Kişi hakkında kötü düşünmek olup, onu açık delîl ve belge olmadan herhangi bir şeyle itham etmektir. Nitekim İmâm Nevevî rahîmehullâh şöyle demiştir: “Bil ki, (Müslüman hakkında) kötü zan beslemek haramdır. Bu söz ile yapılan gıybet gibidir. Bir insânın kötülüklerini söylemen gibi, bunu kendi nefsine söylemen ve ona kötü zan beslemen de haramdır.” [el-Ezkâr: 344.]

İmâm Gazâlî rahîmehullâh ise şöyle demiştir: “Kötü söz gibi su-i zan da haramdır. Bu bakımdan başkasının kötülüklerini dil ile zikretmek haram olduğu gibi, Müslüman hakkında içinden su-i zanda bulunmak da haramdır. Ben bundan kalbin kinini ve başkasının aleyhine kötülükle hükmetmesini kastediyorum. Kalbinden bir anda gelip geçen şeyler affedilmiştir…

Kötü zannın haram olmasının sebebi şudur: Kalbin esrarını ancak allâmu’l-guyûb olan Allâh bilir. Bu bakımdan başkası hakkında kötü zanda bulunamazsın. Ancak te’vîl kabul etmeyecek şekilde sana âyan beyân olursa, o zaman bildiğine ve gördüğüne inanmaktan başka seçeneğin yoktur. Gözünle görmediğin, kulağınla işitmediğin bir şeyin kalbine düşmesine gelince, o şeyi senin kalbine Şeytân atmıştır. Bu bakımdan Şeytân’ı yalanlaman gerekir. ” [el-İhyâ: 3/150.] Allâh’u Teâlâ, şöyle buyurmuştur:

“Ey îmân edenler, zandan çok kaçının.” [el-Hucurât: 49/12.]

İmâm Kurtubî rahimehullah âyetin tefsîrinde şöyle demiştir: “Allâh’u Teâlâ’nın ‘Ey îmân edenler, zandan çok kaçının’ buyruğu söylendiğine göre, Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in ashâbından olup, arkadaşlarının gıybetini yapan iki ki­şi hakkında inmiştir. Şöyle ki: Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem yolculuğa çıktı mı muhtaç olan bir kimseyi hali iyi olan iki kişiye katar, o da onların hizmetini görürdü. Selmân’ı da bu şekilde iki kişiye kattı. Selmân eve geldi, uykusuna karşı direnemeyip, uyudu. Onlara da herhangi bir şey hazırlamadı. Öbür iki kişi geldik­lerinde, yiyecek ve katık yapacakları bir şey bulamadılar. Ona: ‘Git, Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’den bize bir yiyecek ve bir katık iste’ dediler, o da gitti. Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem ona: ‘Usâme bin Zeyd’e git ve eğer yanında artmış yiyecek varsa, sana vermesini söyle’ dedi. Usâme Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in hazinedarı idi. Selmân ona gitti. Usâme: ‘Yanımda bir şey yok’ dedi. Bunun üzerine Selmân öbür iki arkadaşına dönüp, durumu bildirdi. Onlar da: ‘Onun yanında bir şeyler var­dı, fakat cimrilik etti’ dediler. Sonra Selmân’ı bazı sahâbelerin yanına gönder­diler, onların yanında da bir şey bulamadı. Bu sefer ikisi de: ‘Şayet biz Selmân’ı Sumeyha kuyusuna göndersek, onun dahi suyu yerin dibine çekilir’ dedi. Son­ra Usâme’nin yanında bir şeyin olup olmadığını araştırmak üzere gittiler. Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem onları görünce şöyle dedi: ‘Nasıl oluyor da ben sizin ağızları­nızda yemiş olduğunuz etin izlerini görüyorum!’ Onlar: ‘Ey Allâh’ın Rasûlü, Allâh’a yemin ederiz biz bugün et olsun, başka bir şey olsun bir şey yemiş değiliz’ dediler. Bunun üzerine Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem: ‘Fakat sizler Selmân’ın ve Usâme’nin etini yiyip durdunuz’ buyurdu. Bunun üzerine: ‘Ey îmân edenler, zandan çok kaçının’ buyruğu indi. Bunu es-Salebî zikretmiştir.” [el-Câmi 16/300.]

Ebû radîyallâhu anh’dan rivâyet edildiğine göre, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Zandan sakının, çünkü zan sözün en yalanıdır.” [(SAHÎH HADÎS:) Buhârî (5143); Müslim (2563)…]

İmâm Nevevî rahîmehullâh bu hadîsi zikrettikten sonra şöyle demiştir: “Bu anlattığım mânâda hadîsler çoktur. Yasak olan kötü zandan maksad, kalb ile işi kararlaştırmak ve başkasına kötü hüküm vermektir. Fakat kalbten geçenler ve nefis kuruntuları kararlaşmaz ve üzerinde devamlı olarak durulmazsa, âlimlerin ittifakı ile bağışlanmış sayılır. Çünkü bunun kalbe gelişi elde olmayan bir şeydir ve onu kalbten (kolayca) sıyırıp atma imkânı da yoktur…

Bu gibi haller gıybet olsun yahut küfür olsun yahut bunlardan başkası olsun hüküm birdir. Kimin aklına kasıtsız olarak küfür düşüncesi gelir de onu derhal atarsa, o kimse kâfir değildir; bundan ona bir günah da gerekmez… Bunların bağışlanmasının sebebi, onlardan sakınmak mümkün olmadığındandır. Mümkün olan şey, bunlar üzerinde durmamak ve üzerlerinde devamlı olarak durmaktan kaçınmaktır. Bunun içindir ki, bu kötü düşünceler üzerinde durmak ve kalbi bunlara bağlayıp kesinlik elde etmek haram kılınmıştır. İnsâna ne zaman böyle bir gıybet düşüncesi yahut bundan başka günahlar arız olursa, bunlardan yüz çevirmek sureti ile onları engellemek ve engelleyici sebebleri hatırlamak vâcib olur.

İmâm Ebû Hâmid el-Gazâlî ‘el-İhyâ’ da şöyle demiştir: ‘Kötü bir zan kalbine gelince, bu Şeytân’ın senin kalbine bıraktığı vesvesesidir. Bunu yalanlaman gerekir. Çünkü Şeytân en büyük bir fâsıktır. Allâh’u Teâlâ şöyle buyurmuştur:

“Bir fâsık size bir haber getirirse (o haberin doğruluğunu) araştırın. Yoksa bilmeyerek bir topluluğa zarar verirsiniz de, sonra işlediklerinize pişman olursunuz.” [el-Hucurât: 49/6]

Binaenaleyh İblis’i doğrulamak câiz değildir.

Eğer gıybet işinde fesada delâlet eden bir alâmet varsa ve bunun hilafı da muhtemel ise, kötü zan beslemek câiz olmaz. Su-i zannın alâmeti, kalbin bulunduğu halden değişip ondan nefret etmesi, onu yüksünmesi ve ona riayetten, saygıdan nefret etmesi ve o kötü düşünceden dolayı üzülmesidir. Zîrâ Şeytân, en olmaz hayallerle insânların kötülüklerin, kalbe getirir. Ona bunun uyanıklık ve zekâ gereği ve çabuk kavrayış olduğu hissini verir ve: ‘Mü’min Allâh’ın nuruyla görür’ der. Hâlbuki o gerçekte Şeytân’ın aldatmacasının ve kalbe getirdiği karanlığın ifâdesidir. Artık doğruluğuna güvenilir bir adam sana bir kimse hakkında haber verirse, adamı ne tasdik et, ne de yalanla. Çünkü doğrularsan gıybete iştirak etmiş olursun. Eğer doğrulamazsan, haber vereni yalanlamış sayılırsın.

Her ne zaman bir Müslüman hakkında kalbine bir kötülük gelirse, ona ikrâmı ve onu korumayı daha çok yap. Çünkü bu tutum, Şeytân’ı öfkelendirir ve onu senden uzaklaştırır. Artık kardeşine duâ ile meşgul olursun diye korkarak böyle bir zan kalbine bırakmaz. Her ne zaman şüphe edilmeyecek şekilde bir delîlle Müslümanın bir kusurunu görürsen, ona gizlice öğüt ver ve asla Şeytân seni aldatıp onu gıybet etmeye götürmesin. Ona öğüt verince de, kusurunu gördüğünden dolayı sevinçli bir hal ile öğüt verme. Böyle yaparsan o seni gözünde büyütür, sen de onu gözünde küçümsersin.

Sadece onu günahtan kurtarmayı hedefle. Sen bir kusur yaptığın zaman nasıl üzgün olursan, ona karşı da hüzünlü ol. Senin öğüdün olmaksızın adamın o kusuru terk etmesi, senin öğüdünle terk etmesinden sana daha sevimli olması uygun düşer. Gazâlî’nin sözü budur…” [el-Ezkâr: 344 vd.]

Sonuç olarak diyebiliriz ki, zu-i zan delîl ve beyyine olmadan Müslüman kardeşin hakkında kötü düşünmendir. Şeytan’ın İslâm kardeşliğine karşı geliştirdiği ve zayıf kalblere attığı zehirli bir hastalıktır. Kaçınmak farzdır…

Rabbimden ümmet adına selâmetlik dilerim…

 

Başarı, el-Hamîd ve el-Hakîm olan Allâh’tandır. 

O, her şeyin en iyisini bilendir.

Abdullah Saîd el-Müderris.

1435h. / 2014m.