«
  1. Ana sayfa
  2. EDEBİYAT
  3. Sözün Özü

Sözün Özü

Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın ismiyle…

1.Sözün inkılabıyla nice gönüller değişmiş ve değişen gönüller nice şeyleri değiştirmişlerdir. Gönüllerin değişimi için “SÖZÜN ÖZÜ” okyanustaki bir damladır. Damlaların gönüllerinize akması duasıyla…

2.Besmele İslami bir şuurdur. Müslüman İslami bilincini besmeleyle kazanır. Besmele bir bakıma: “Allah’ım Senin izin verdiğini, Senin izninle yapıyorum.” demenin bir ifadesidir.

3.İnsanın Allah subhanehu ve teâlâ’nın ilahi hâkimiyetini tanımayarak ortaya koyduğu her sistem, Allah subhanehu ve teâlâ’ya karşı bir ayaklanma; Allah subhanehu ve teâlâ’nın ilahi sistemi olan İslam’a karşı bir meydan okumadır.

4.İlahi kitabımıza baktığımızda: “Sizin dininiz size, benim dinim de bana.” (Kâfirun: 109/6) Ayetinde cahiliye Mekkesindekilerin dininden söz ettiğini görürüz. Oysa onların isimlerini bildiğimiz bir dinleri yoktur. Buradan, Kur’an’a göre Allah subhanehu ve teâlâ’nın dininin haricindeki her inanış ve bu inanışın pratik yansıması olan yaşantının bir “din” olarak bizlere sunulduğunu anlarız.

5.Bir olan Allah’a iman, O’nun dini İslam’ı kabul edip, tağuti sistemlerden beri olmakla mümkündür. Tüm tağuti sistemler insanlığa kan, gözyaşı, ölüm ve vahşet getirmişler ve getirmektedirler. İnsanlığın dünya ve ahiret mutluluğu ancak Allah subhanehu ve teâlâ’nın dinine tam bir teslimiyetle teslim olmakla mümkündür.

6.İnsan ki aciz, insan ki Allah subhanehu ve teâlâ’ya itaat için var, bak sen şu unuttuğu şeye! Ne için var edildiğini unutan insanlar, azgınlaştıkça azgınlaşmakta… Allah’ın aciz bir kulu olmalarına rağmen Allah subhanehu ve teâlâ’nın dininin karşısında din koymakta ve batıl dinlerinin batıl ilahları da kendileri olmaktalar. 

7.Evet, demokrasi halkın dinidir; ama asla Hakk’ın dini değildir. Demokrasi azgınlaşmak için azgın insanların arkasına saklandıkları bir azgınlar sistemidir. Tüm peygamberler Allah subhanehu ve teâlâ’ya kayıtsız şartsız itaat etmişlerken, demokrasilerde kayıtsız şartsız kimlere itaat edilmektedir?

8.Ey Allah’ın kulları! Müslüman teslim olanken, bizler de teslim olanlarız. Kurtuluş teslim olmakla mümkünken, gelin sizlerde O’na, O’nun hükümlerine teslim olunuz! 

9.Ey insanlık âlemi! Biliniz ki sizler her daim Allah subhanehu ve teâlâ’ya muhtaçsınız. O’nun emirlerine muhtaçsınız. O’nun yasalarına muhtaçsınız. O’nun Kur’an’ına muhtaçsınız. Gelin bunları görün ve muhtaç olduğunuza dönün artık! 

10.Ey Kur’an’a sırt çevirenler! Kur’ansız Müslümanlık mümkün müdür? Kur’an’ın ikazlarını önemsemeyerek kendi doğrularının peşinde koşanların akıbetleri hiç iyi olabilir mi?

11.Ey Acziyetini unutanlar! Gelin, her gittiğiniz yerde laikliği anlatmayı bırakın. Laiklik dünya ve ahirette hüsrana götüren sistemin adıyken, hüsrana götüren bir sisteme insanlığı nasıl çağırabilirsiniz? Dünyanızın ve ahiretinizin kurtuluşu İslam’la mümkünken, neden insanları İslam’a çağırma gayretinde değilsiniz? 

12.Vallahi bu gidişat hüsrandır, ey insanlar! Gelin vakit varken İslam’a dönün! Kurtuluşunuz ancak İslam ile mümkünken, İslam’ı parçalamadan kabul edip, tevbe edin. İnsanımız batmış batılının kopyası olmuşken, gelin bu batışa bir dur deyin! 

13.Ey akıl sahipleri! Cahiliye toplumlarında hayata maddeler koyanlar Allah subhanehu ve teâlâ’nın ismiyle hayata yönelebilenler olabilirler mi? Bir düşünün! Kerhaneleri, meyhaneleri, kumarhaneleri… açanlar, açılmasına izin verenler, besmele ile bunları yapabilirler mi? Bir düşünün!

14.Dünü ve bugünüyle Allah subhanehu ve teâlâ’nın ismiyle bir hayatı yaşamayanlar, başkalarının ismiyle bir hayatı yaşamaya mahkûmdurlar. İsimler ve cisimler değişse de değişmeyen şey, Allah subhanehu ve teâlâ’dan başkalarına yöneldiği gerçeğidir. 

15.Dünün Mekke müşriki devletinde küfür inançlarını ve yaşantısını korumak için müşrikler nasıl ki Rasulullah’ın ve Müslümanların karşısına çıkarak malları ve canlarıyla İslam’ın yok olması için çaba harcamışlarsa, bugünün cahili küfür düzenleri de Rasulullah’ın dininin ve Müslümanların karşısında, malları ve canlarıyla beklemektedirler.

16.İslam’a açıkça saldırılar yapılırken, İslami hiçbir madde içermeyen kanunlarla İslam düşmanlığı korunmaktadır. Kolluk güçleri bu kanunların hayata hâkim olmaları için çalışıp çabalarlar. Bir tane bile ‘Allah’ın isminin geçmediği besmelesiz yasaların korunması ve hayata hâkim olması adına abdestli, namazlılar seferber olmaktadırlar. Heyhat! 

17.Tevhid; ‘Allah’ı ibadetlerle birleme’nin adı olup, tüm muhtevası ve kapsamıyla ibadettir. Hayat ibadetten ibarettir. Tevhid ehli hayat ile memat arasındakileri âlemlerin Rabbi için yaptığından, onun hayatı ibadete dönüşür.

18.Müslüman iki hayatlı kişidir. O dünya hayatına faniliği kadar; ahiret hayatına ise ebediliği kadar değer verir. Geçici dünyanın peşinde koşmakta süratli ve hevesli olan insanın, ebedi hayatı için uyuşuk ve hevessiz olması şaşılacak olan şeylerdendir.

19.Nerede olursak olalım, ne iş yaparsak yapalım hangi makam ve mevkide olursak olalım değişmeyen asıl vazifemiz; bizi yoktan yaratana kulluk vazifemizi en güzel şekilde yerine getirmektir. Önce kul olmalıyız sonra meslek sâhibi… Mesleğimiz kulluğumuzun önüne hiçbir zaman geçmemeli. 

20.Sentez; iki ayrı şeyin birleşip yeni bir şey meydana getirmektir. İslam ile demokrasiyi sentezleyip İslam demokrasisi diyemeyeceğiniz gibi demokratla Müslüman’ı sentezleyerek Demokrat Müslüman da diyemezsiniz. İslam tüm dinleri red ettiği gibi Müslüman da bu dinlerden beridir.

21.‘Tağuti Müslüman’ olamayacağı gibi ‘Demokrat Müslüman’da olamaz. ‘İslam tağutluğu’ olamayacağı gibi ‘İslam demokrasisi’ de olmaz. İslam tağutlara yani tuğyanın failerine ve onların fiillerine karşıyken, İslam ile tağutları ve onların tuğyan projelerini yan yana getirmek ya büyük bir cehalet ya da büyük bir ihanettir. Müslüman ise bu cehalet ve ihanetten beri kişidir.

22.Demokrasi kelimesin aslı yunaca demos/halk ve kratos/yönetim kelimelerinin birleşmesinden meydana gelmiştir. Yani demokrasi, halkın yönetimi manasındadır. Demokrasi yönetimi, egemenliği ilahi değil beşeri gören sistemin adıdır.

23.İslam’da hâkimiyet Allah’ındır. O’nun yerine halkı görmek Allah şirk koşmaktır. Kim ki halkı Allah’ın yerine geçeğini söylüyorsa diliyle ve inancıyla, söylediği bu sözü uyguluyorsa ameliyle şirk koşmuş olur.

24.Demokrasi halk denen Allah’a kullukla mükellef olan insan topluluklarının Allah’ı bırakıp başkalarını rableştirmesinin bir ürünü olarak karşımıza çıkar. Oysa halkın söylemesi gereken şey: “Allah’ı bırakıp ta kimimiz kimimizi rabler edinmeyelim” (Ali İmran: 3/64) demektir.

25.“Lâ” kaynağı vahiy olmayıp, insân ürünü olan tüm beşeri ideolojileri, beşeri ideolojilerin kurucu ve yöneticilerine yönelik bir İslâmi protestodur. Bu protestoyu hayatlarında gösterenler Müslüman’dırlar, gösteremeyenlerse Müslüman olamazlar.

26.“Lâ” tevhid ile şirk arasındaki ilahi bir ayrımdır. “Lâ” olmazsa tevhid ve şirk birbirinden ayrılamaz. “Lâ” Allah subhanehu ve teâlâ’ya ait olmayan yasacıkları, onları çıkartan sahte ilahları bir çırpıda yere sermektir. “Lâ” zulmün ve zalimin önüne koyulmuş olan bir sözdür. Şirki hayat yapan zalimlerin zulüm dolu sistemlerine en büyük redtir “Lâ”

27.“Lâ” kullara kulluk etmemek için kullara ilahi bir hediyedir. “Lâ”yı hayat yapanlar Allah subhanehu ve teâlâ’nın kullarını kendilerine kul yapmaya çalışan tüm zalimlerin büyük önder denen büyük zorbaların, hayatlara karışan diktatör firavunların düzenlerini kabul etmeyenlerdir.

28.“La ilahe” kıyamete kadar “illallah”tan önce gelecektir. Bir Muvahhid öncelikle tüm insânlığa şunu duyurur: “La ilahe” yoktur benim için, kabul etmem; sahte ilahları, canlı-cansız putları, put haneleri, put sistemlerini, put yasalarını, putperestleri inkâr ediyorum. Kabirlere, ağaçlara, bezlere muskalara yönelmekten, her türlü aracılığı ve kendilerini Allah ile aracılar olduğunu iddia eden insan şeytanından beriyim ben.” 

29.Ey Allah subhanehu ve teâlâ’nın kulu! İyi bil ki! Tağutları red etmek imanın ilk şartı olan Allah subhanehu ve teâlâ’ya imanın ön şartıdır ki; tağutlar red edilmeden Allah subhanehu ve teâlâ’ya iman söylemi geçerli olmaz.

30.Tüm hak davetçileri batıla karşı hakkı haykırırken tağuta düşmanlıklarını göstermişlerdir. Zira tağut karanlığın temsilcidir. İnsanlara kara bir hayatı sunar. Onları imanın nurundan uzaklaştırıp, küfrün karanlıklarına çeker. 

31.Rabbimiz Allah subhanehu ve teâlâ yüce kitabında kendisinden başka ilah edinenleri yaratılış amacının dışına çıktıklarından kınamış ve bu insânların bu halleriyle ölmeleri üzerine ebedi bir ateşte kalacaklarını bildirmiştir. “Allah ile birlikte başka ilâh edinme; sonra kınanmış ve (Allah’ın rahmetinden) uzaklaştırılmış olarak cehenneme atılırsın.” (İsra 17/39)

32.“La ilahe” ile kişi ‘hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir!’ sözünü kabul etmeyip “İllallah” ile ‘hâkimiyet kayıtsız şartsız Allah’ındır’ demektedir. Ancak ağızlarıyla bu sözü dillendirenlerin meclislerinin başında hâkimiyetin Allah subhanehu ve teâlâ’nın olmadığını ifade eden bir cümle yazılıdır da, kimse buna aldırmaz.

33.İnsanlar sahipsiz değildirler ki, kendi kendilerine sahiplik etmeye çalışsınlar. İnsana belli bir ömür veren Allah subhanehu ve teâlâ, bu ömür süresince ondan kendisinin kanunlarına uymasını emretmiştir, başıbozukluk ederek kendi nefsinden kanunlar çıkarmasını emretmemiştir.

34.Her kim ki haddi olmayarak ve aczini bilmeyerek Allah subhanehu ve teâlâ’nın yasaklarını serbest ve serbestlerini yasak yapar ve her kim de onun bu yaptığını kabul ederse ise, bunların her biri Allah subhanehu ve teâlâ’ya eş koşmuş olurlar.

35.Dünya misafirhanesinde birkaç sayılı gün geçirerek hesaba çekilmek için yüce ilahın huzuruna çıkacağını unutarak; “beni kimse hesaba çekemez!” mantıksızlığıyla hareket edenler, kendilerini ilah konumunda görmektedirler. Bu gün kendilerine dokunulmazlık zırhını biçen yeryüzünün sahte ilahları elbette kendi arkalarından sürükledikleriyle birlikte Hak İlâh’ın huzurunda hesâb vereceklerdir. 

36.Tüm yetkiler kendisine ait olan zat, her şeye egemen olandır. Egemenlik kayıtsız ve de şartsız O’na aittir. O dilediğine fayda ve dilediğine zarar verir. Onun dışındakilerin bu konuda da hiçbir yetkileri yoktur. Onun dışındaki her kim mutlak manada fayda ve zararın sahibi olduğuna inanırsa kendisini O’nun yerine koymuş olur. 

37.Müslüman; neyin dinden olduğunu, ya da neyin dinden olmadığını veya dinden olanların nasıl yaşanılıp, dinden olmayanlarınsa nasıl reddedileceğini ancak ilimle öğrenebilir. İlmin zıttı cehalettir. Cehaletse kâfirlerin özelliğidir. Her kimde cehalet var ise, onun dini doğru anlaması söz konusu değildir.

38.Elbette ki kulluğumuzu Rabbimizin razı olduğu şekilde yerine getirmek için ilim şarttır. Kişi bu şartı yerine getirmediyse, Allah subhanehu ve teâlâ’ya karşı olan kulluğunu da yerine getiremeyecektir. Allah subhanehu ve teâlâ’ya karşı kulluk görevini yerine getirmeyenler, kaçınılmaz olarak başkalarına kulluk yapacaklardır.

39.İlim ile kulluğun nasıl yapılacağı bilinir. İnsanlar dünyadaki hayatlarında geçici, “dünyevi meslekler”i öğrenip, dünyevi bir takım gelirler elde etmeye çalışırlar. Ama çoğu “kulluk mesleği” için ilim öğrenme yoluna girmez. Hep bir takım nefsi mazeretleri ileri sürerek, cehaletlerine ve dinden yüz çevirmişliklerine bahaneler ararlar. Ancak bu bahaneler yarın ahirette geçerli olmayıp, bahane sahipleri için azap vesilesi olacaktır. 

40.Daha vakit varken, kulluk ilmini öğrenmeye başla. Tüm bahanelerinden sıyrıl, bütün mazeretlerini bir kenara at. Lâ İlâhe İllallâh’ın hakikatini öğren ki, onu yaşayabilesin. Biliyorsun ki: “Yaşamak için önce öğrenmek gerekir.” 

41.Müslüman bir kimse, “Rabbim Allah’tır” dedikten sonra hiçbir şüpheye düşmeden, istikametini bozmadan Rabbine kavuşuncaya kadar, kesin bir inanışla iman eder. Ve bu imanını tavizsizce hayatında gösterir. 

42.İnsanlar elini ateşin içerisine sokan kişinin elinin yanacağına nasıl kesinlikle inanırlarsa, Müslümanlar da kelime-i tevhid ehli olmayan kimselerin ebedi olarak Cehennem ateşinde yanacaklarına kesinlikle inanır. 

43.Allah subhanehu ve teâlâ Yahudi ve Hıristiyanların kâfir olduklarını bizlere bildirmiştir. Oysa bu gün Yahudi ve Hıristiyanlarla kol kola, omuz omuza olanlar şehadeteynin ikinci kısmına gerek olmadan ehli kitabında cennete gideceklerini söylemektedirler ki, bu asla mümkün değildir. 

44.Nasıl ki şeytanı, Allah subhanehu ve teâlâ yaratmıştır. Ama bizler onu sevmiyorsak, yine aynı şekilde de şeytanın yolunu takip ederek şeytanlaşanları da bu sözün gereği olarak sevmeyiz, sevemeyiz. Onları sevmek şeytanı sevmek gibidir ve bu da ‘Lâ İlâhe İllallâh’ ile çelişir.

45.Müslüman bir kimse îmânın gereği olarak Allah subhanehu ve teâlâ’nın sevmediklerini sevemez. İslâm’da ‘hümanizm’ diye bir şey yoktur. Müslüman’da ‘hümanist’ değildir ve olamaz. Birileri ‘yaratandan ötürü, yaratılanlara da hoş görülü olmalı’ gibi bir sözün içerisini ‘tüm kâfirleri ve müşrikleri, tüm tuğyan ehli tağutları hoş görmeli’ diyerek dolduruyorsa, elbette bu hoşgörü anlayışı batıldır, asılsızdır. 

46.Dünün cahiliye Mekke’sindeki müstekbirlerin büyüklenişi gibi bir büyüklenme, günümüzde de gözükmektedir. Günün müstekbirleri de dünün müstekbirleri izinde tevhide ve tevhid davasının sahibine ve o davanın ehline karşı amansız düşmanlıklarını sergilemekteler.

47.Hiç şüphesiz ki, şu imtihan dünyasında bulunmamızın tek amacı Rabbimizin razı olacağı tevhidi bir kulluğu gerçekleştirmektir. Yani varlık sebebimiz tevhid öğrenip, yaşantı yapmak içindir. Ne yazık ki bu gerçekten bu gün oldukça uzaklaşılmıştır. Bu unutmanın sonu ise ebedi hüsrandır. 

48.Rabbimizin rızasını ve ebedi cenneti kazanmak, O’nun gazabından ve cehennem azabından korunmak için tevhidi bir kulluk gerçekleştirmek gerekiyorsa bundan nasıl geri durulabilir? 

49.Hâkimiyet kayıtsız şartsız Allâh subhanehu ve teâlâ’nınken, “hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir” demek, milleti Allâh subhanehu ve teâlâ’nın yerine koymaktır. İslam Dini’ne göre milletin helal ve haram belirme yetkisi yoktur ve hiçbir zamanda olmayacaktır.

50.Dar’un-Nedve, Allâh subhanehu ve teâlâ’nın emir ve yasakları çiğnenerek kararlar alınan Mekke cahiliye sisteminin meclisidir. Cahiliye devrinin bu mekânının yerini bu gün çağdaş meclisler, parlamentolar aldıklarından, değişik top¬lumlarda benzer işlev gören tüm mekân ve kurumların sembolik ismi de Dar’un-Nedve’dir.

51.Ey Kardeşim! Senin de bildiğin gibi, kurtuluş şeytanın yolundan gidenlerden uzaklaşmak, onlardan beri olmakla mümkündür. Öyleyse ne derlerse desinler ve ne yaparlarsa yapsınlar dininin ve ebedi hayatın selameti için tüm küfür ehliden, onların uyduruk yasalarından, onların küfür kurumlarından, onların küfrü meşrulaştıran belamlarından beri ol! Ve beri olmaya çağır! 

52.‘Ölüm yok’ demekle yok olmadığı gibi, ahiret yok demekle de ahiret yok olmaz. Bilakis ölümün var olduğu gibi, ahiret de vardır. Ölümü inkâr edenin aklından sorunu olduğu gibi, ahireti inkâr edende akıllı olduğunu söyleyen delidir.

53.Tarikat, kelime olarak yol demektir. Ancak bu kelime bu gün kavramlaşarak bir inanışı ve o inanışa göre yaşamayı temsil eden bir yolun adı olmuştur.

54.Tarikatlar gayri resmi olarak resmi kurumların destekleyicileri durumundadırlar. Küfrün sunulduğu küfre destek veren yerleri red etmeyen mürşidiyle, müridiyle tarikatlar, tağuti rejimler için büyük bir destektir.

55.Tarikat şeyhlerinde ve onların etrafında isminin sonunda hoca olarak anılan kişilerde tağut kelimesini duyamazsınız. Bu kelimeyi daha bağlılarına anlatmayan kişiler nasıl olurda onu redde çağıracaklardır!?

56.Ağızlarıyla ‘La ilahe İllallah’ı söyleyen nice insân anlamını bilmediği bir kelimeyi ömrü boyunca tekrarlamakta ancak yaşantısıyla söylediğinin aksini yapmaktadır. Sözler yapılmak içindir. Tevhid kuru bir söz, kuru bir inanç değildir. Bilakis, tevhid Allah’ın kullarından isteği inanç ve bu inancın getirdiği yaşantıdır.

57.Hangi namaz kıldırma memur cemaate ‘hâkimiyet, kayıtsız şartsız milletin değil, yalnızca Allah’ındır’ demiştir? Zaten onların görevi de tevhidi anlatmak değil, tevhidi gizlemek ve çarpıtarak anlatmaktır. 

58.Tevhid ilk insândan itibaren, kıyamet kadar gelecek tüm insânlara, insânların sahibinin buyruğudur. İslam Dini insanlığın tek gerçek dinidir. İnsanların Rabbi her dönemde ve her yerde insanlara peygamberleriyle birlikte tevhid dinini göndermiştir. 

59.Tevhid; ‘Allah’ı ibadetlerle birleme’nin adı olup, tüm muhtevası ve kapsamıyla ibadettir. Hayat ibadetten ibarettir. Tevhid ehli hayat ile memat arasındakileri âlemlerin Rabbi için yaptığından, onun hayatı ibadete dönüşür.

60.Kulun vazifesi kendisini yaratanı bilmek ve hayatı boyunca yaratıcının önüne hiçbir şeyi veya hiçbir kimseyi geçirmeden bir hayatı yaşamaktır. Ancak kendi zatına itaat, kendi zatına yönelip istemek, kendi zatından beklemek… Bunlar her biri kulluğun içerisine giren şeylerdir. 

61.Kur’an; bazı zındıkların söylemeye yeltendiği gibi, sadece bir dönemi ilgilendiren bir kitap değil, dünya durdukça kendi de duracak, hükümleri kıyamete dek sürecek olan ilahi hükümler kitabıdır.

62.Kur’an; evrensel hitap… Arapça indirilmiş olsa da sadece Arapları ilgilendirmeyen, aksine her zamanda, her yerde ve her ırktan insana doğruya yönelmeleri için Rablerinden gönderilen ilahi mesaj…

63.Kur’an; Allah’ın hükmüne büyüklenerek karşı gelen şeytanın kâfirliğini, firavunun ve firavunlaşanların akıbetini bildirerek tuğyanın neticesinin hüsran olduğunu bizlere sunan ibretlik kitap… 

64.‘Kur’an, sadece okunmak için gelmiş bir kitap değildir. Okunmanın amacı öğrenmek, öğrenmenin amacı ise yaşamaktır. Öyleyse Kur’an yaşanmak için gelen hayat kitabıdır.’

65.Cahiliye sistemleri Kur’an’ın hakikatlerinin anlaşılmasını değil, anlaşılmamasını isteyen sistemlerdir. Ne zaman ki Kur’an’ın hakikatlerini bütünüyle anlayan ve o hakikatleri yaşayan nesiller yetişirse, o zaman cahiliyenin saltanatı sallanacağından, bu sistemler insanlarla Kur’an’ın hakikatlerinin önüne geçmeye çalışırlar.

66.Cahili düzenlerin insanlığa sunduğu ifsad müfredatlarının insanımızı ve insanlığı getirdiği yer önümüzdedir. İnsanlık insanların müfredatlarıyla ancak batışını hızlandırmaktadır, çıkış ve kurtuluş ise ancak ilahi müfredata yönelmekle mümkündür. 

67.Şu dünya misafirhanesinde misafirhaneyi sahiplenmeye çalışan niceleri kulluk vazifesini unutmuş bir halde ölümsüz gibi yaşamaktalar. En yakınlarını kendi elleriyle gömen niceleri bir gün de sıranın kendisine geleceğini hatırına hiç getirmemekte. 

68.Belâm, ilmiyle ahiret insanı olması gerekirken dünyanın insanı olmuş, ahiretini dünya için satmış kişidir. Doğruları biliyor olsa bile, menfaatine ters düştüğü için doğruların karşısında set olan yanlışın savunucusudur, Belâm.

69.Her devirde ve her yerde nerede hak ve hakikatlerin karşısında ilmi ile direnip, saptırıcılık yapan varsa o Belâm’ın yolunun yolcusu, Belâmlık mesleğini icra eden bir Belâm’dır.

70.Dünkülerin yolundaki bugün ki Belamlar da küfür ve zulüm iktidarlarını yanında o iktidarlardan beslenerek, onların koltuklarını sağlamlaştıranlar olarak karşımıza çıkmaktadırlar. Onlar Belâmlık teşkilatlatlarıyla cahiliye sistemlerinin en büyük destekçisidirler.

71.Tevhid ehline karşı saldıranların tevhidi bilmeyenler oldukları ise açıktır. Onlar ne kadar dilleriyle bildiklerini iddia etseler de tevhid ehline söyledikleri sözlerle tevhidin ümmisi oldukları ortadadır. 

72.Hak din bir tanedir, ancak bâtıl dinler çoktur. Bâtıl dinler, insanlar tarafından konulan hayat şekilleridir. Kanun ve kuralların Allah’a dayanmadığı sistem ve nizamların tümü bu gruptandır.

73.İsimlerine ne denirse densin hangi yaldızlı kelimelerle sunulursa sunulsun ilahi otoriteye karşı insan otoritesine dayanan her sistem bir put sistemidir. Canlı putlar helaller/serbestler ile haramlar/yasaklar yaparak kendilerine itaate/ibadete insanları çağırmaktadırlar. Onların çağrısına uyanlar elbette onların şirk dinine girmektedirler. 

74.Allah subhanehu ve teâlâ hükmünde kimseyi ortak kabul etmezken yaptıklarıyla Allah subhanehu ve teâlâ’ya karşı: “Bizlerde ortaklarız!” diyenler ne demek istemektedirler? Bunlar dilleri ile firavun gibi rab olduklarını söylemeseler de, yaptıkları ile insanlara firavunlarını ilan etmektedirler.

75.İyi bil ki! Cahiliyenin Allah subhanehu ve teâlâ’yı tanımayan yasalarına: ‘İlericilik, modernlik, özgürlük, insan hakları…‘ diyenlerin Müslümanlıkla hiçbir ilgileri yoktur. Namaz kılarlarsa kanma, oruç tutarlarsa aldanma, hac yapmaları gezi, zekât vermeleri hediyedir. Onların hiçbir ibadetleri geçerli değildir. 

76.Tağutların İslami hâkim kılmak gibi hedefleri yoktur. Onlar kendilerini İslam’ın hükümlerini ortadan kaldırdıktan sonra nasıl olurda İslam’dan söz edebilirler?

77.Laik-demokratik devletlerin İslam Devleti olduğu söylenemeyeceği gibi, bu devletlerin orduları içinde ‘peygamber ordusu veya peygamber ocağı’ denilemez. Bu tabir kullanılacaksa ancak İslam Devletinin ordusu için kullanılabilir. Peygamberin ordusu, İslam düşmanlarından oluşan bir orduyla asla bir tutulamaz.

78.Peygamber ordusunun mücahidleri din uğrunda canlarını, mallarını Allah yolunda verirlerken, laik-demokrat ordularda en büyük tehlike olarak ilan ettikleri İslam dininin hâkim olmaması uğrunda canlarını ve mallarını ortaya koyarlar.

79.Müslümanlığından ve dindarlığından bahseden kişi, Rabbinin dinini, O’nun emirlerini baş tacı yapmalıdır. Rabbinin dinine, O’nun dininin emirlerine saldırırlarken onun saldıranlara buğz etmemesi nasıl mümkün olabilir? Ya buğz etmeyi bir kenara atıp, bu saldırganların tarafında onların hizmetinde bulunmak ne ile ifade edilebilir? 

80.Rasulullah sallallahu aleyhi vessellem’in karşısında ebu cehilin yanında Müslümanlara silah doğrultanlar, nasıl Rasullullah sallallahu aleyhi vessellem’in dininin galip gelmesini istediklerinden bahsedebilirler ki?

81.İslam’a açıkça saldırılar yapılırken, İslami hiçbir madde içermeyen şeytani kanunlarla İslam düşmanlığı korunmaktadır. Kolluk güçleri bu kanunların hayata hâkim olmaları için çalışıp çabalarlar. Bir tane bile ‘Allah’ ismi geçmeyen besmelesiz yasaların korunması ve hayata hâkim olması adına abdestli, namazlılar seferber olmaktadırlar. Heyhat! 

82.Elbette, küfür tek millettir. Nasıl ki Müslümanlar İslam milleti olarak tek milletlerse, Müslümanların dışındaki tüm kâfirler de tek millettirler. Hal böyle olunca, kendilerinin İslam milletinden olduğunu söyleyenlerin küfür milletinden ayrılmaları gerekir. Onlardan ayrılmayıp, dünya menfaatleri için, onların zulmüne yardımcı olanlar İslam milleti üzere değildirler.

83.Şu geçici dünya hayatında bile çalışmadan dünyalıkları elde edemeyen bizler, tağutları reddedip, Rabbimizin yolunda çalışmadan cenneti nasıl bekleyeceğiz?

84.Bir insana dahi ‘emret’ diyen kişi ne dediysen yapacağım demek ister. Ya Rabbimize sadece tavafta ‘lebbeyk/emret’ deyip, O’nun emirlerine karşı gelenler, hatta emirlerine savaş açanlar! Sizler ne söyleyip, ne yaptığınızın farkında mısınız?

85.İslam öyle bir dindir ki, hem bireye, hem devlete, hem topluma hem de sokağa karışır. İslam devlete ve topluma karışmaz, karışamaz demek, ‘Allah karışamaz!’ demektir! İşte laiklik ‘Allah’ı işimize karıştırmayız!’ diyen azgınca bir düşüncenin ürünüdür.

86.Allah subhanehu ve teâlâ’nın rahmet nebisi bizler için en güzel örnekken, onun yaşantısı ve Kuran’ın buyrukları önümüzdeyken, ey Rasule uyması gerekenler! Ey Rasulu sevdiğini söyleyenler! Laiklik ve demokrasi ile onun yolundan nasıl gideceksiniz?

87.Dosdoğru yol elbette peygamberlerin, sıddıkların, şehidlerin ve salihlerin yolu olan İslam’ın yoluyken, demokrasi ve laiklik yolu sıratı mustekimin yolu nasıl olabilir? Hangi peygamber laik ve demokrattı? Hangi sıddık, hangi şehid, hangi salih laik ve demokrat olabilir?

88.Bâtıl dinler, Allah subhanehu ve teâlâ tarafından kabul edilmediği gibi, onlar ne insanın yaratılış sebebine cevap verebilir, ne dünyadaki huzuru sağlayabilir, ne adâleti yerine getirebilir, ne de âhiret kurtuluşuna götürebilirler. Çünkü hepsi de insan hevâsının ürünüdür. İnsanda hevasıyla insanlığı ancak hüsrana sürükler.

89.Bizler Rabbimizden razıysak O’nun bizim için seçtiği dinden, o dinin emir ve nehiylerinden razıyız, demektir. Emir ve nehiylerinden razı olduğu halde insan başka emir ve nehiylere nasıl yönelebilir?

90.Ey Muhammed aleyhisselâm’ı sevdiğini söyleyenler! Ey Rasul olarak Muhammed aleyhisselâm’dan razı olduk diyenler! Seven sevdiğinin izinden gitmeliyken, sizler onun izini hayattan silmiş kişiler olarak sevginizde ne kadar samimisiniz? Onun evde, camide, devlette, orduda nasıl hareket ettiği belliyken, onun hareket tarzının tam aksine hareket edenlerden acaba o razı olacak mı?

91.Ey Kuran’ı ölmüşlerine okuyanlar! Kur’an ölüler için okunmaya gelmiş bir kitap değildir. Ey Kur’an’ı ölüler kitabı ilan edip, yaşayanlara Kur’an’ı yasaklayıp, Rabbinden razı olduğunu söyleyenler! Bu yaptıklarınızla, Kur’an’ın sahibinin sizlerden razı olduğunu düşünmekte misiniz?

92.Kur’an, ‘ölülere okuyasınız, duvarlara asasınız, okuma yarışmaları düzenleyesiniz, anlamını bilmeden ezberleyesiniz, yazıya döküp sanat yapasınız,’ diye inmemiştir. Böyle sananlar varsa büyük bir yanılgı içerisindedirler. 

93.Ey işinize geldiğinde, İslam deyip, işinize gelmediğinde Batı diyenler! Böyle bir Müslümanlık nasıl olur? Bizler işimize gelmiyor diye İslam’dan ayrılabilir miyiz? İnsanların beğenmesini düşünerek Allah’ın dinini terk edebilir miyiz?

94.Ağızlarıyla Müslüman olduğunu söyleyip, ‘İslam nedir? Müslüman nasıl olur?’ bilmeyen ve her türlü İslam’a ters şeyler hayatlarında olanlar hangi Müslümanlıktan bahsetmektedirler?

95.Şimdi ey Rabbimiz Allah diyenler! Geliniz Rabbimizin şeri kanunlarına alternatifler çıkarmayı bırakın! Güneşe, aya ve yıldızlara kanunlar koyan Allah’ın kanunlarının karşısında kanunlar koymaya cüret edemediğiniz gibi, O’nun insanlara yolladığı kanunlar karşısında da kanun koymaya cüret etmeyin. Gelin, O’nun kanunlarına teslim olun. Gelin Müslüman olun!

96.İslam’da hâkimiyet kayıtsız şartsız Allah subhanehu ve teâlâ’nındır. O’nun yerine halkı görmek Allah subhanehu ve teâlâ‘ya şirk koşmaktır. Kim ki Allah subhanehu ve teâlâ’nın yerine halkın geçeğini söylüyorsa veya diliyle söylemeyip, uygulamasıyla bunu gerçekleştiriyorsa Allah subhanehu ve teâlâ’ya şirk koşmuş olur.

97.Batılıların kendi kanunları vardı. Bizlerin kendi kanunlarımız… Asırlarca bu kanunlarla hareket etti ümmetimiz. Ya sonra… Kertenkele deliğine bile girseler batılıları takip edenler çıktı. Bizim olanı bırakıp, onların olana yönelip onların olanı aldılar. Onlar gibi oldular. Hatta kraldan çok kralcı, batılıdan çok batıcı oldular.

98.Aklı körleşmişler, kendilerine büyük bir nimet olarak verilen akıl nimetine rağmen o nimetin sahibinin varlığını, birliğini ve yüceliğini akletmiyorlarsa; hakikatlere kulakları tıkalıysa, hakikatler yerine birtakım saçma sapan sözler konuşuyorlarsa, onlar kör, sağır ve dilsizdirler. Onlardan, yeryüzünde debelenen hayvan, hatta hayvanların en kötüsü olarak söz edilmiştir.

99.Bu gün Efendimiz sizlere seslenseydi ve İslam’a dönmeye çağırsaydı acaba ona ne derdiniz? ‘Doğru söylüyorsun ya Rasulallah, ancak zaman ve mekân değişti. Amerika şöyle, Rusya böyle…’ mi derdiniz? Ya da ‘emir kuluyuz ya Rasulallah, ne yapabiliriz ki?’ diye mazeret mi bildirirdiniz?

100.Efendimiz, gayri İslami sistemleri, o sistemlerin İslam’a uymayan yasalarını ve o yasaların icra edildiği yerleri red etmeye sizleri çağırsaydı: ‘Ya Rasulallah! Mevcut yasalara göre suç işlediniz. Seni canımızdan çok seviyoruz ama görevimizi de yapmalıyız’ deyip ona da cezaevinin yolunu mu gösterecektiniz?

Son olarak:

Ey Allah subhanehu ve teâlâ’nın kulu! Söylemen gereken şey: ‘Kuran’ın sahibine ve O’nun tüm hükümlerine iman ettim. Tüm sahte hükümleri de red ettim’, demek ve sözünün ehli olarak yaşamaktır.

Selâm olsun, sözünün ehli olanlara!

Esedullah Saîd el-Muallim

 

Bir Cevap Yaz

Bir Cevap Yaz

E-Posta adresiniz paylaşılmayacaktır. Doldurulması zorunlu alanlar işaretlenmiştir *