«
  1. Ana sayfa
  2. Akaid Soruları
  3. Îmânın tarifi hususunda Ehl-i Sünnet arasında ihtilaf var mıdır?

Îmânın tarifi hususunda Ehl-i Sünnet arasında ihtilaf var mıdır?

Soru: Îmânın tarifi hususunda Ehl-i Sünnet arasında ihtilaf var mıdır?

Cevâb: Hamd ve hüküm, Allâh Subhânehu ve Teâlâ’ya mahsustur.

Allâh’a hamd olsun ki, îmânın tarifi noktasında Ehl-i Sünnet arasında hakikatte bir ayrılık yoktur. Fakat lafızda ise bir ayrılık söz konusudur. Zîrâ Ehl-i Sünnet’in cumhuruna göre, “Îmân: Dil ile ikrar, kalb ile tasdik ve organlarla ameldir.” İmâm Ebû Hanîfe rahimehullâh ise “Fıkhu’l-Ekber” şöyle demiştir: “Îmân: Dil ile ikrar, kalb ile tasdiktir.” Böylelikle o, amelleri bu tanımın içine katmamıştır.

Ancak “Kitâbu’l-Âlim” de “Îmân: Tasdik, marifet, yakin, ikrar ve İslâm’dır” diyerek, îmânın müsemmasına İslâm’ı yani Allâh’ın emir ve yasaklarına tam bir teslimiyet ile boyun eğerek gereğini yerine getirmeyi zikretmiştir. Zîrâ “Fıkhu’l-Ekber” de İslâm’ı şöyle tanımlamaktadır: “İslâm; teslim olma ve Allâh’ın emrine boyun eğme mânâsına gelir.” [Beyazızade, el-Usulu’l-Munife li’l-İmâm Ebî Hanîfe: 119.]

Sonra İmâm Ebû Hanîfe rahimehullâh: “İslâm’sız îmân ve îmânsız İslâm olmaz. Bu ikisi sırt ve karın gibidir. Dîn ise îmân, İslâm ve şer’i hükümlerin hepsine birden verilen isimdir” diyerek îmân ve amelin birbirinden ayrılamaz olduğunu, ayırmanın ise dînsizlik anlamına geleceğini açık olarak belirtir. [Beyazızade, el-Usulu’l-Munife li’l-İmâm Ebî Hanîfe: 120.]  

Yine şöyle demiştir: “Günâhlar, mü’min’e zarar vermez’ demeyiz. Yine ‘günâh işleyen kimse cehenneme girmez’ de demeyiz. ‘Dünyâ’dan mü’min olarak ayrılan kimse fasık olsa da cehennemde ebedî kalacaktır’ demeyiz. Mürcie’nin dediği gibi: ‘İyiliklerimiz muhakkak kabul edilmiştir, günâhlarımız da muhakkak affedilmiştir’ demeyiz. Fakat ‘kim bütün şartlarına uygun ve ifsâd edici kusurlardan arınmış bir iyilik işler ve onu küfür ve dînden dönme gibi şeylerle boşa çıkarmaz ve dünyâdan mü’min olarak ayrılırsa şüphesiz Allâh onun amelini zayi etmez, bilakis kabul eder ve ondan dolayı ona sevâb verir’ deriz.” [Beyazızade, el-Usulu’l-Munife li’l-İmâm Ebî Hanîfe: 141.]  

İmâmın bu sözlerinden de açık olarak anlayacağın üzere o, mürcie ve harici akidelerini tamamen reddetmektedir. Binaenaleyh Ehl-i Sünnet’in diğer imâmları ile arasındaki ihtilafın sadece lâfzî olduğu, hakiki bir ihtilaf olmadığı ortaya çıkmaktadır. Nitekim onun îmân hakkındaki görüşlerinin tamamını inceleyen muhakkikler, buradaki ihtilafın hakiki bir ihtilaf olmadığını, bunun lâfzî bir ihtilaf olduğunu beyân etmişlerdir. Çünkü neticede ayrılık doğurmayan ihtilaflar, lâfzî olmaktan öteye geçmezler. İmâm Gazâlî, Hafız ez-Zehebî ve Allame Muhammed Enver Şah Keşmirî gibi âlimler bu ayrılığın sadece lafızda kaldığını ve hakikatte bir ayrılık olmadığını söyleyenlerden bazılarıdır. [Bak: Alûsi, Ruhu’l-Meani: 9/1617; Zehebi, Siyer: 5/233; Feyzu’l-Bâri âlâ Sahihi’l-Buhari: 1/53-54.]

Bu ayrılığın sadece lafızda kaldığını söyleyenlerden birisi de büyük âlim İbn Ebi’l-İzz el-Hanefî rahimehullâh’dır. O, şöyle demiştir: “Ebû Hanîfe ile Ehl-i Sünnet’in geri kalan îmâmları arasındaki ihtilaf (anlaşmazlık) şekli (görünüşte kalan hakikate ulaşmayan) bir anlaşmazlıktır. Çünkü uzuvların amellerinin kalbin îmânı için gerekli olması veya îmândan bir cüz (parça) olması, büyük günâh işleyenin îmândan çıkmadığı, aksine Allâh’ın meşietinde olduğu, isterse Allâh’ın ona azab edeceği, isterse de onu affedeceği konusunda varılan ittifakla beraber lâfzî bir ihtilaf olmakta ve herhangi bir itikad bozukluğunu da gerektirmemektedir.” [Şerhu’l-Akideti’t-Tahaviyye: 2/462.]

Sonuç olarak îmânın tarifi konusunda Ehl-i Sünnet arasında hakikatte bir ayrılık yoktur. Ehl-i Sünnet’in tamamı îmân ve İslâm’ın arasını ayırmamış; ibâdetleri yapmanın, haramlardan kaçınmanın gerekli olduğunu söylemişlerdir. İşlenen günâh küfre varmadığı sürece failini tekfir etmemişler, mutlak cehennemlik ya da cennetlik olduğuna hükmetmemişlerdir.

 

Başarı, el-Hamîd ve el-Hakîm olan Allâh’tandır. 

O, her şeyin en iyisini bilendir.

Abdullah Saîd el-Müderris.

1435h./2013m.