«
  1. Ana sayfa
  2. AKAİD
  3. Siz Hangi Zümredensiniz?

Siz Hangi Zümredensiniz?

 

Üzerimize vâcib olanın zikrinden sonra…

Bu günlerde birleri, “haricilik” yaftasıyla belirli kesimleri kötülemeyi meslek edinmiş durumda. Ancak bunu yapan kimseler, hariciliğin ne olduğunu anlatmıyorlar. Sadece karalıyorlar ve bilmeyenlere hedeflerini kötülüyorlar. 

Evet, nedir bu haricilik? Kimdir harici?

Hariciliğin tarihsel seyrinden öte olarak bu gün kullanıldığı mânâ itibariyle konuşursak, tekfîr söylemi yapmak, hariciliktir. Bunu yapan da haricidir. Maalesef ki durum, bu noktaya kadar geldi. Oysa haricilik büyük günâh işleyen bir kimseyi tekfîr eden zihniyetin adıdır. Onlar, içki içmek, zina etmek ve yalan söylemek gibi Ehl-i Sünnet nazarında haram olan şeyleri küfür olarak adlandırdılar. Bunları yapanları da tekfir ettiler. Ehl-i Sünnet âlimleri ise, bu tür günâhları işleyenlerin tevbe etmeden öldükleri takdirde Allâh’u Teâlâ’nın dilemesinde olacaklarını, dilerse günâhları kadar azâb edeceğini ve dilerse de azâb etmeden cennetine alacağını beyân etmişlerdir. Hak olan da bundan başkası değildir. Hiçbir Müslümanı işlediği günâhından ötürü tekfîr etmek caiz değildir. Tabi ki bu durum günâhı helâl görmemek ve işlenen günâhın da küfre varmaması şartıyla geçerlidir.

Pe ki, bu gün birilerinin harici diye kötülediği kimseler, gerçekten büyük günâh işleyenleri mi, yoksa büyük küfür işleyenleri mi tekfîr ediyorlar? Eğer ki büyük günâh işleyenleri tekfîr ediyorlarsa, hariciliğin en temel özelliğini üzerlerinde barındırıyorlar demektir. Rabbim böyle kimselere ölmeden önce hakkı görmeyi nasib etsin. Yok, eğer büyük küfür işleyenleri tekfîr ediyorlarsa doğru olanı yapıyorlar demektir. Rabbim hak yolunda cümlemize sebât versin. Allâhumme Âmîn. 

Tüm bunlara binaen Müslüman bir şahsiyet için şöyle sormak gerekli olmaktadır:

Hak ve hakîkatlere tâbi olarak büyük küfür işleyenleri tekfîr eden kimselere harici diyenler, mürcie mi olmaktalar yoksa mürcie hükmü onlara az mı gelir?

Allâh’ın indirdiklerini bir kenara bırakarak kendileri hükümler uyduranları tekfîr edenleri harici diye isimlendirenler, Allâh’u Teâlâ’nın şu buyrukları hakkında nasıl da gevelemekteler:

“Her kim Allâh’ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar kâfirlerin ta kendileridir.” (Maide: 5/44)

“Her kim Allâh’ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar zalimlerin ta kendileridir.” (Maide: 5/45)

Beşerin lanetli kanunlarından hüküm isteyerek içinde bulundukları ihtilafı çözenleri tekfîr edenleri harici diye isimlendirenler, Allâh’u Teâlâ’nın şu buyrukları hakkında nasıl da bocalamaktalar:

“Ey îmân edenler!…Eğer herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz Allâh’a ve âhiret gününe gerçekten îmân ediyorsanız onu Allâh’a ve Rasûlü’ne götürün; bu hem hayırlı, hem de netice bakımından daha güzeldir.” (Nisâ: 4/59)

“Sana indirilene ve senden önce indirilene gerçekten îmân ettiklerini zannedenleri görmüyor musun? Bunlar, tâğûta muhâkeme olmayı istiyorlar. Oysa onlar onu reddetmekle emrolunmuşlardı. Şeytân da onları uzak bir sapıklıkla sapıttırmak istiyor.” (Nisâ: 4/60)

“Hayır! Senin Rabbine andolsun ki; onlar, aralarında çıkan çekişmeli işlerde seni hakem yapıp, sonra da verdiğin hükme, içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle boyun eğmedikçe îmân etmiş olmazlar.” (Nisâ: 4/65)

Müslümanlara karşı kâfirleri destekleyenleri, onlara karşı anlaşmalar imzalayarak şeriat istemekten başka arzuları olmayan Müslümanları terörist sayanları tekfîr edenleri harici diye isimlendirenler, Allâh’u Teâlâ’nın şu buyrukları hakkında nasıl da aciz kalmaktalar: 

“Ey îmân edenler Yahûdî ve Hıristiyanları velîler edinmeyin! Onlar birbirlerinin velîleridirler. Sizden kim onları velî edinirse, muhakkak o da onlardandır. Şüphesiz Allâh, zalimler topluluğuna hidâyet vermez.” (Mâide: 5/51)

“Mü’minler, mü’minleri bırakıp da kâfirleri veliler edinmesinler. Kim böyle yaparsa, Allâh’tan hiçbir şey (yardım-bağlantı) yoktur.” (Ali İmran: 3/28)

Allâh’tan başkasına dua eden, ona sığınan, yardım ve kurtuluş isteyenleri tekfîr edenleri harici diye isimlendirenler, Allâh’u Teâlâ’nın şu buyrukları hakkında nasıl da rezil olmaktalar:

“Eğer Allâh Teâlâ sana bir zarar dokundurursa artık O’ndan başka onu bir açacak yoktur. Ve eğer sana bir hayır dilerse artık O’nun fazlını reddedecek de yoktur. Bunu kullarından dilediğine eriştirir. O bağışlayandır, rahmet edendir.” (Yunus: 10/107)

“İyi bilin ki, halis (katışıksız) din yalnız Allâh’ındır. O’nu bırakıp da başka velîler edinenler: ‘Biz onlara sadece, bizi Allâh’a daha çok yaklaştırsınlar diye ibâdet ediyoruz’ diyorlar. Şüphesiz Allâh, ayrılığa düştükleri şeyler konusunda aralarında hüküm verecektir. Şüphesiz Allâh, yalancı ve kâfir olanları doğru yola iletmez.” (Zumer: 39/3)

“De ki: O’nun dışında (ilâh olarak) öne sürdüklerinizi çağırın, onlar sizden ne zararı uzaklaştırabilirler, ne de (onu yararınıza) dönüştürebilirler. O yakarıp durdukları da Rabblerine yaklaşmak için vesile ararlar. O’nun rahmetini umar ve azâbından korkarlar. Zîrâ Rabbinin azabı gerçekten korkulmaya değerdir.” (İsrâ: 17/56-57)

Misâlleri daha uzatmak mümkün olmakla beraber, bu kadarı hakkı anlayacak olan nasibli kimseler için yeterlidir.

Evet, yukarıda zikredilen ve zikredilmeyen büyük küfürlerden birini işleyen kimseyi, -fıkha uygun olarak- tekfîr eden kimse harici midir? Yoksa Ehl-i Sünnet olmanın bir gereğini mi yerine getirmiştir?

Bu soruya mürcie zihniyetiyle îmânsızlık batağında boğulmuş kimselerin vereceği cevâb: “Müslüman olduğunu dili söyleyen kimseyi tekfîr etmek hariciliktir; bunu yapanda haricidir” olacaktır. Çünkü kendileri yukarıda zikredilen şeylere küfür olarak inanmamaktadır. Hatta bazılarını haram olarak dahi görmemektedirler.

Bu soruya hakkın hakikatiyle aydınlanmış olan kimselerin vereceği cevâb ise şöyledir: “Tekfîr vardır ve dîndendir. Büyük küfür işleyen bir kimseyi tekfîr etmek ise sahîh îmânın bir gereğidir.”

Şimdi size soruyorum, siz hangi zümredensiniz?

Yardım ve başarı, izzet ve şeref Allâh’tandır.

Abdullâh Saîd el-Müderris

1437h./2015m.