«
  1. Ana sayfa
  2. EDEBİYAT
  3. Şirk Ehli

Şirk Ehli

Şirki yasaklayıp, Tevhidi emredenin ismiyle…

Şirk ehli, Allah’a inandığını söylediği halde O’nunla birlikte başkalarında da ilahlık vasıflarını gören kişidir. Bu kişinin: “Ben başkalarında da ilahlık vasıfları görüyorum!” demesine gerek yoktur. O inancı ve fiilleriyle Allah’ın bir vasfını kullarda gördüğünde şirk ehli olmaktadır.

O, Allah’a imanın yanına ortaklar koyar. Bu ortaklar kimi zaman somut kimi zaman da soyut şeyler olabilir. Kimi zaman Kâbe’ye, kimi zaman meydanlara putlarını diker; kimi zaman bir taşa yönelir, onu da bulamayınca kumdan putunu kendi elleriyle yapar. Bazen peygamberlerde, bazen meleklerde, bazen salih kişilerde ve bazen de cinlerde ilahlık vasıfları görür.

O, tevhidi bilmez. Bilse de istemez. İnancından ve yaşantısından memnundur. Hatta kendini Allah’a yakın bir kul olarak bile gördüğü olur. Müşriki inancını ve yaşantısını şirk olarak görmediği gibi, şirk olduğunun söylenmesi karşısında da küplere biner. Şirkinde inatçıdır.

O, cahiliye sistemlerini benimser. Cahiliye sistemleriyle hiçbir sorunu yoktur. Hatta o sistemlerden beslendiği için o sistemleri korur, gözetir ve kollar. Ne pahasına olursa olsun o sistemlerin ayakta kalmasını ister. Bunun içinde çaba gösterir.

O, cahiliyenin ahlaksızlarına karşı duyarsızdır. Ahlaksızlar onun hayatında bir yer işgal etse de bundan rahatsızlık duymaz. Ve yaşadığı gibi inandığından yaşantısını da savunur. Tüm ahlaksızlıklara çağın getirdikleri olarak kucak açar. Çağdaşlık, modernlik, ileri görüşlü olmak gibi zırvaların arkasında kendi ahlaksızlığını gizlemeye çalışır. Ahlaklı olanları da hazmedemez. Kendi ahlaksız olduğu gibi başkalarının da kendisi gibi olmasını ister.

O, tek hayatlıdır. Her şeyi dünyaya endekslidir. Tüm planları varsa yoksa dünya hayatıdır. Tüm telaşesi, koşturmacaları, sıkıntıları ve üzüntüleri dünyayı elde etmek adınadır. Her şeyiyle dünyanın insanıdırr. Tüm konuşmalarında başta ve sonda hep dünyevi meseleler, işler ve zevkler vardır. Dünyası iyi olduktan sonra başka bir şeyi önemsemez. Ahirete öte taraf der, ancak öte tarafa dediği yere bile nasıl inandığı belli değildir ve oraya hiçbir hazırlık yapmamıştır.

O, dünyevi zevklerin insanıdır. Gezmek tozmak, yemek içmek, takıp takıştırmak, giyinip süslenmek, yatmak kalkmak, pop ile top onun vazgeçilmezleridir. Dünyanın tüm şehvetlerine karşı açlığı bastırılamaz derecede oburdur. Tuzlu suyu içen misali dünyevileştikçe daha da fazlasını ister. Ulaştıkça doymaz ve tatmin olmaz.

O, izmlerin peşinde ömür tüketir. Onları savunur. Kraldan çok kralcıdır. Küfür önderlerini babasından, atasından çok savunur. Onların yolunu yol edinmekle kalmaz, başka bir yolu da kabul etmek istemez. Şeriata ve şeriatçilere karşıdır. O şeriatsız ve cihadsız ılımlı bir İslam’ı(!) (öyle bir İslam yok) savunur.

O, haramları zamanla sınırlar. Haramların zamana göre kalkabileceği gibi saçma bir şeye inanır. Bunu da; “ama bu zamanda olur mu?” diyerek ifade eder. Ona göre Allah’ın dini zamanlara göre değişebilir! İnsanlar kafalarına göre dine bir şeyler ekleyebilir ve bir şeyler çıkarabilirler! Faiz alır, verir önemsemez. Bu zamanda bu normaldir, başkası olamaz der. Hayatının her alanında gırtlağına kadar faizli alışverişlerin içerisine gömülmüştür, ancak hiçbir rahatsızlık hissetmez.

O, putperest olsa da kendisini putperest olarak görmez. Çoluk çocuğunu haftada beş kere putperest ayinlerine soksa da her hangi bir sıkıntı duymaz. Allah’ın diniyle savaşan kurumları her türlü desteklemekten geri durmaz. Kendi desteklediği gibi çoluk çocuklarını da yaşı geldiğinde bu desteği göğsü kabararak verdirir. Allah’ın kitabına iman ettiğini söylese de onun iman ettiği kitap, ya raf yer dolduran ya da duvarda asılı duran bir kitaptır. Kur’an onun için belirli gün ve gecelerde veya ölülerin arkasından anlamı bilmeden okunan bir kitaptır! Onun düşüncesinde Kur’an kutsal kitaptır ancak bu kutsal kitap onun hayatına karışamayan bir kitaptır! Böyle olunca da işlerini o kitabın hükümlerini hüküm koyucu olarak katmaz. Katmadığından hüküm koyucu başkalarına yönelir. Onları seçer, onların kurdukları yerlere anlaşmazlıkları için başvurur. Allah’ın dininin tüm emirlerini çiğnese de Müslümanlığına zarar gelmediğine inanır.

O, İslam dinine inandığını ve Müslüman olduğunu söylese de, onun inandıkları ile Allah’ın katındaki din aynı değildir. Allah’ın kitabında: “Ey iman edenler!” Hitabının içerisine kendisinin girdiği düşünse de onun içerisine dâhil değildir; ancak dâhil olmadığının farkında da değildir. Din algısı atalarının din algısıdır. Vahyin İslam’ından uzak kültürleştirilen bir dine inanıp adına İslam der. İslam’ın birçok emir ve yasağını kabul etmez. İnandım dediği kitabın hükümleri karşısında amansız bir düşman kesilir ancak lafa geldiğinde kitaba inandığından da dem vurur.

O, emredilen ibadetleri yapmasa da, nehiy edilen şirkten ve haramlardan kaçınmasa da, kalp temizliği diye uydurulan bir sahtekârlığın arkasına saklanır. Kalp temiz olduktan sonra onun için çokta önemli değildir. Allah’ın haramlarını çiğnerken kalbi çok temizdir! İçki içerken, çıplak gezerken, zina yaparken hep kalbi tertemizdir! Kalbi temiz olduktan sonra ibadetleri yapmadan, haramlardan kaçmadan dindarlığına zeval gelmeyeceğine inanır.

O, dine yönelse bile toplumun dini anlayışına göre bir dindarlığa yönelir. “Kıl beşi bitir işi” misalinde verdikleri surata namaz kılsa, kalbi temiz olarak kul haklarından sakınsa cennetin en güzel yerine gideceğine inanır. Hele birde bir din simsarının eteğine yapıştı mı, artık sırtını yere getirebilecek yoktur! Onlarla birlikte cübbelerin altında sırattan yıldırım gibi geçeceklerdir! Daha dünyada onlardan sözler alınmıştır! Onlar ki cereyan direkleridir! Onlar ki Allah ile aracılardır! Onlar ki kendilerinden istenilenler, yardıma koşanlardır! Öyleyse onların peşine takıldığında cehennemden kurtulacaktır!

O, bazen de aracıları red eder. Kabirlerde yatanlara yönelmez. İstenilen ve umulanın ancak ve ancak Âlemlerin Rabbi olduğunu bilir. Ancak küfri yönetimlere bağrını açar. Allah’ın dininin karşısında duranları, yeni yeni batıl hükümler çıkarıp, hak hükümleri yasaklayanları kendinden daha iyi Müslüman görür. Onlara dua eder. Onları destekler. Kendini onları ve düzenlerini savunmaya adar. Onların yardakçısı ve şakşakçısı olmak yegâne gayesi olur. Onları korumak adına Muvahhidlere havkurur.

O, para için kendisini idam edecekleri idam sehpasını biler kurabilecek bir zihniyettedir. Kapitalist zihniyetin en modern örneği olarak sevmediği ve desteklemediği yerleri severmiş gibi gözükür ve onları destekler. Şirk ehliyle dost olurken Muvahhidlerin de en amansız düşmanıdır. Dünya tağutlarına, kapitalist-komünist zorbalara laf söylemez ve söylettirmez. Ancak Muvahhidler karşısında hızını alamaz, sürekli onlara laf yetiştirme peşindedir. Muvahhidlere çeşitli adlar takmakta üstüne yoktur. İnsanların tevhide yönelmemeleri için Muvahhidleri ve mücadelelerini karalar. Tevhide yönelenleri gördükçe salyaları artar.

Sonuç olarak, şirk ehli bu halleriyle ölecek olurlarsa ateşin ehlidir.

Allah’u Teala,  bizleri şirkten ve sonucu olan ateşten korusun. Allahûmme Âmin.

Esedullâh Saîd el-Muallim