«
  1. Ana sayfa
  2. AKAİD
  3. Silsile Tekfîr

Silsile Tekfîr

Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın ismiyle…

Hamd, -âlemlerin Rabbi olan- Allâh’a mahsustur. O’na hamd eder, O’ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüğünden O’na sığınırız. O’nun hidâyete erdirdiğini hiç kimse saptıramaz, saptırdığını ise hiç kimse hidâyete erdiremez. Şehâdet ederim ki, Allâh’tan başka ibâdete lâyık hiçbir ilâh yoktur. Ve yine şehâdet ederim ki, Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem O’nun kulu ve Rasûlüdür…

Bundan sonra:

Allâh’ın rahmeti üzerine olsun, bilmelisin ki! Tekfîr cidden zor ve mühim bir mes’eledir. Zîrâ tekfîr, Müslüman bir şahsın dînden döndüğüne hükmetmektir. Bunun sonucu olarak da onun haram olan kanı ve malı, -şartlarına binaen-Müslümanlar için helâl olur. Bu sebeble işlenen fiilin küfür olduğu hakkında delîller güneş gibi aydınlık olmadıkça ve fâildeki tüm şüpheler de kalmadıkça tekfîr câiz değildir…

Aynı şekilde delîller sübut ve delâlet açısından sâbit olup, şüphe katreleri dahi kalmadığında ise, küfür işleyen bir kimseyi tekfîr etmemekte caiz değildir. Herkim ki kâfir olduğu sâbit olan bir kimseyi tekfîr etmezse, -Rabbim bizleri korusun- kendisi tekfîr edilecek bir konuma gelir. Nitekim ilim ehlinin ittifakla zikrettiği kaide şöyledir:

“من لم يكفر الكافر، فهو كافر Kim kâfiri tekfîr etmezse o da kâfirdir.”

Maalesef ki bu konuda -diğer tevhîdî mes’elelerde de olduğu gibi- bilen bilmeyen herkes konuşmakta, ifrat ve tefrit ehli çeşitli yayınlar yapmaktadır. Bu sebeble kolay olan zorlaşmış; açık olan kapalı gibi gözükmeye başlamıştır. Rabbim ümmete tevhîd üzere cem olmayı ihsan buyursun.

Silsile tekfîr mes’elesi de bunun gibi insânların üzerinde çokça konuştuğu mes’elelerdendir. Bu noktada bâtıla saplanan iki taife vardır. Birinci taife silsile tekfîrde usulsüzce hareket ettiklerinden tekfîri, ucu bulunamayacak bir hale getirmişlerdir. İkinci taife ise, silsile tekfîri asılsız görerek tamâmen iskât etmişlerdir. Her iki taifede küfrü isbât eden delîllerin delâletini, vakıaların hakîkatini ve şahısların durumunu göz ardı ederek bu duruma düşmüşlerdir. Hak ise vasat olandır. Yani silsile tekfîri kabul ederek bunu doğru olan yerde uygulamaktır…

Kâdî Iyâd rahîmehullâh şöyle demiştir: “Her kim Yahûdi ve Hıristiyanları ve de Müslümanların dînini terk edenlerden (mürtedlerden) birisini tekfîr etmezse, onların tekfîrinde duraksarsa veya şüphe ederse kâfir olur.” [Kâdî Iyâd, eş-Şifâ: 2/603]

Şeyh Muhammed bin Süleymân et-Temimî rahîmehullâh şöyle demiştir: “Her kim, müşrikleri tekfîr etmez ve onların kâfir olduklarında şüphe ederse veya onların yolunun da doğru olduğunu kabul ederse, icmâ ile kâfir olur.” [ed-Dureru’s-Seniyye: 10/91]

Bu sebeble sana, silsile tekfîr mes’elesindeki ilim ehlinin usulünü kısaca, fakat tutunanın necat bulacağı bir şekilde Allâh Subhânehu ve Teâlâ’nın izniyle açıklayacağım. Bu usulü iyice idrak edersen “nerede silsile tekfîr vardır, nerede yoktur” soruları senin için müşkülat olmaktan çıkar ve kalbin huzur bulur. Yardım ve başarı ancak Allâh Subhânehu ve Teâlâ’dandır.   

Bu mes’elede temel olarak bilmen gerekli olan şudur:

Küfür olduğuna itikad edilen şeyin hükmü “sübut ve delâlet açısından kat’i delîllere mi dayanmaktadır?” Yoksa “zannî delîllere mi dayanmaktadır?”

Buna göre:

● Küfür olduğuna itikad edilen şeyin hükmü, sübutu ve delâleti kat’î olan delîllere dayanıyorsa, bu şeyin fâili kâfir olur. Tekfîr edilmesi ise, onun durumundan haberdar olan Müslümanlar için bir vecibedir. Böyle bir kimseyi tekfîr etmeyene gelince o, sübutu ve delâleti kat’î nasslarla sâbit olan bir mes’elede kâfir olmuş kimseyi tekfîr etmemekle onu kâfir kılan delîlleri yalanlamış olma durumu ile karşı karşıya olup, iki halden birinde bulunmaktadır:

Birinci hal: Mes’elenin küfür olan hükmünü inkâr ediyorsa tekfîr edilir. Böyle bir kimseyi durumunu bildiği halde tekfîr etmeyen kimse de tekfîr edilir. Çünkü o, nassları yalanlamakta ve haber verdikleri hükmü kabul etmemektedir. Buna dair misâller çoktur. Allâh’a ve Rasûlüne sövülmesi ve dîne dair olan herhangi bir şeyle alay edilmesi bunlardan bazılarıdır.

İkinci hal: Eğer ki mes’elenin kat’î delîllerle sâbit olan küfür olduğuna itikad ediyor, fakat fâilinde duraksıyor ise, ona fâilde herhangi bir şer’î özür ve mânî bulunmadığı ve tekfîri hak ettiği açıklanır. Bunları gördüğü halde, hala daha kâfir bir kimseyi tekfîr etmeyen kimse, tekfîr edilir.

Burada dikkat edilmesi gereken bir şeyde, tekfîrde duraksamak ile tekfîri terk etmenin farklı şeyler olduğudur. Zîrâ tekfîrde duraksamak, tekfîrin şartlarının oluşup oluşmadığı ve mânîlerin ise kalkıp kalkmadığı hakkındaki şüphelerin def edilmesi için beklemektir. Tekfîri terk etmek ise, kat’i delîllerle sâbit olan bir küfrü işleyerek kâfir olan kimsenin şüphelerini yahut te’vîllerini… muteber görerek fiil ile fâilin arasını tamâmen ayırmaktır. Bunun hükmü küfürden başka bir şey değildir.    

● Küfür olduğuna itikad edilen şeyin hükmü, sübutu yahut delâleti zannî olan delîllere dayanıyorsa, bu şeyin fâilinin kâfir olduğuna inanan kimse için küfür olduğuna itikad ettiği şeyin fâili, küfre girer. Fakat böyle bir kimseyi tekfîr etmeyeni tekfîr etmesi, asla câiz değildir. Zîrâ hükmün dayandığı delîl zannî olup, üzerinde ictihad edilmesi câizdir. İctihadın câiz olduğu yerde ise, gâlibiyetle ihtilaf söz konusudur. Buna dair misâller çoktur. Namaz kılmayı terk eden yahut büyü yapan bir kimsenin tekfîr edilmesi noktasındaki ihtilaflar onlardan bazılarıdır. 

Bu mes’eledeki ilim ehlinin usulünü dallandırıp budaklandırmadan gücüm yettiğince özetlemeye çalıştım. Burada son olarak dikkat etmen gerekli olan şu nokta bulunmaktadır: Bu usulü, mes’elelere ve muayyen şahıslara uygularken acele etmeyerek teenni ile hareket etmen ve bu işin ehli olan kimselere danışmandır. Zîrâ her küfür delîlleri itibariyle aynı olmadığı gibi her fâil de aynı ehliyete sâhib olmayabilir.   

Hamd âlemlerin rabbi olan Allâh’a mahsustur. Salât ve selâm yaratılmışların en hayırlısı Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem’in, âlinin ve ashâbının üzerine olsun.

1435 h. / 2014 m.

Abdullâh Saîd el-Müderris.

 

İktibas Yapacakların Dikkatine!