«
  1. Ana sayfa
  2. FIKIH
  3. Şer’î Delîller

Şer’î Delîller

Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın ismiyle…

Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allâh’a mahsustur. O’na hamd eder, O’ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüğünden O’na sığınırız. O’nun hidâyete erdirdiğini hiç kimse saptıramaz, saptırdığını ise hiç kimse hidâyete erdiremez. Şehâdet ederim ki, Allâh’tan başka ibâdete lâyık hiçbir ilâh yoktur. Ve yine şehâdet ederim ki, Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem O’nun kulu ve Rasûlüdür…

Bundan sonra:

ŞER’Î DELÎLLER

Delîl ne demektir?

الدَّلِيلُ لُغَةً: الْمُرْشِدُ إِلَى الشَّيْءِ، وَاصْطِلَاحاً: مَا يُمْكِنُ التَّوَصُّلُ بِصَحِيحِ النَّظَرِ فِيهِ إِلَى مَطْلُوبٍ خَبَرِيٍّ

Delîl kelimesi lügatte: “Herhangi bir şeye irşâd eden, yol gösteren” demektir. Bunun maddî ya da manevî, hayır veya şer olması arasında fark yoktur. Istılâhta ise: “Üzerinde doğru bir yöntemle düşünüldüğünde haber cinsinden matlûb olana ulaşmayı mümkün kılan şeydir.”

Tanımdaki “doğru bir yöntemle” sözümüzden kasıt: Nazarın, delîl üzerinde yapılması ve daha önce zorunlu olarak veya başka bir delîl ile bilinmeyen bir hüküm üzerinde olması gerektiğini ifâde etmeye yöneliktir. Böylelikle “fâsid nazar” tanım dışında kalmaktadır. Çünkü her nazarda bulunan kişi doğruya ulaşmayabilir. Yeterince araştırma yapmadığında veya delîl zannettiği fakat aslında meseleye dâir delîl olmayan bir şey üzerinde inceleme yaptığında kişinin hatâ etmesi mümkündür. Ayrıca bir nazarın doğru/sahîh olması için delîlin hangi açıdan delîl olduğunu ve medlülü ile ilişkisini bilen ve kâmil bir akıl sâhibi tarafından yapılması gereklidir.

Tanımdaki “haber cinsinden matlûb olan şey” sözümüzden kasıt: Şer’î hükümdür. Misâl olarak emanetlerin sâ­hiblerine tevdî edilmesinin hükmünü öğrenmek istediğimiz zaman Allâh’u Teâlâ’nın:

إِنَّ اللَّهَ يَأْمُرُكُمْ أَنْ تُؤَدُّوا الْأَمَانَاتِ إِلَى أَهْلِهَا “Muhakkak ki Allâh, emânetleri ehline vermenizi emrediyor” [en-Nisâ: 4/58.] âyetine baktığımızda, emânetlerin ehline verilmesinin vâcib olduğu hük­müne varırız. 

İttifakla kabul edilen şer’î delîller hangileridir?  

İttifakla kabul edilen şer’î delîller: Kur’ân, Sünnet, icmâ ve kıyâs olmak üzere dört tanedir. Bunlar aslî delîller olup, delîl oldukları icmâ ile kabul edilmiştir. Bu delîllerden Kur’ân, Sünnet ve icmâ naklî delîldir. Yani nakle dayanan delîldir. Kıyâs ise aklî delîldir. Yani akla dayanan delîldir.

Şer’î delîllerin tertip ve sıralaması nasıldır?   

Şer’î delîllerin kendilerinden istidlâl edilme sıralaması önce Kur’ân sonra Sünnet sonra icmâ ve sonra kıyâstır. Bu itibarla şer’î bir meselenin hükmünü öğrenmek isteyen kimse için Kur’ân, ilk delîl ve başvurulacak ilk kaynaktır. Öğrenmek istenilen meselenin hükmü Kur’ân’da bulunursa, artık başka bir delîle bakılmaz. Çünkü Kur’ân delîllerin aslı ve esâsıdır. Bulunamadığı takdirde Sünnet’e bakılır. Sünnet’te de  bulunamadığında  icmâda  aranır.  İcmâda da yoksa kıyâsa başvurur. Nitekim:

يَٓا اَيُّهَا الَّذينَ اٰمَنُٓوا اَطيعُوا اللّٰهَ وَاَطيعُوا الرَّسُولَ وَاُولِي الْاَمْرِ مِنْكُمْ فَاِنْ تَنَازَعْتُمْ في شَيْءٍ فَرُدُّوهُ اِلَى اللّٰهِ وَالرَّسُولِ  “Ey îmân edenler! Allâh’a ve Rasûlü’ne itaat edin. Ve sizden olan ulu’l-emre de itaat edin. Eğerherhangi bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz onu Allâh’a ve Rasûlü’ne götürün” [en-Nisâ: 4/59.] buyrulmuştur.

Muâz bin Cebel radîyallâhu anh’dan rivâyet olunduğuna göre, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem kendisini Yemen’e göndermek istediği zaman ona şöyle sormuştur: “Bir dava ile karşılaşırsan nasıl hüküm vereceksin?” Muâz da şöyle cevâb vermiştir: “Allâh’ın Kitâb’ıyla hüküm vereceğim.” Rasûlullâh: “Allâh’ın Kitâb’ında bulamazsan?” diye sorduğunda: “Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in Sünnet’iyle” demiştir. “Eğer Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in Sünnet’inde de bulamazsan?” diye sorduğunda ise: “Kendi görüşümle ictihad ederim” demiştir. Bunun üzerine Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem: “Allâh Rasûlünün elçisini, Allâh Rasûlünün arzusuna uygun hareket etmeye muvaffak kılan Allâh’a hamdolsun” buyurmuştur.” [Ebû Dâvûd (3592); Tirmizî (1327)…]

Mehrân oğlu Meymûn rahîmehullâh şöyle demiştir: “Ebû Bekir es-Sıddık, davacı ve davalılar muhâkeme için kendisine geldiğinde, ilk olarak Allâh’ın Kitâb’ına müracaat ederdi. Vereceği hükmü ondan bulursa, bulduğu ile hükmederdi. Allâh’ın Kitâb’ında bulamazsa, Allâh Rasulünün Sünnet’ine müracaat ederdi. Vereceği hükmü onda bulursa, bulduğu ile hükmederdi. Onda da aradığını bulamazsa, insânların yani sahâbelerin ileri ge­lenlerini toplar, onlarla istişâre ederdi. Bir hususta görüşleri birleşir, icmâ hâsıl olursa onunla hükmederdi. Ömer bin Hattâb da böyle yapardı.”[İbn Kayyim, İlâmu’l-Muvakkîn:2/115.]

Delîller ortaya koydukları sonucun değeri açısından kaç kısma ayrılır?

Delîller ortaya koydukları sonucun değeri açısından kat’î ve zannî olmak üzere iki kısma ayrılır.

Kat’î/yakınî delîl: Delîl getirildiği konuya dâir karşı ihtimâllerin tamâmını ortadan kaldıran delîldir. Misâl olarak sübût ve delâlet cihetlerinden her ikisi de kesin olan bütün naklî delîller kat’îdir.

Zannî/iltizâmî delîl: Delîl getirildiği konuya dâir karşı ihtimâllerin tamâmını ortadan kaldırmayan delîldir. Misâl olarak sübût ve delâlet cihetlerinden biri kesin olmayan bütün naklî delîller zannîdir. Mânâya delâleti açık olmayan âyetlerle, tevâtür derecesinin altındaki hadîsler böyledir.

 İttifakla kabul edilen şer’î delîllere uymanın hükmü nedir?

İttifakla kabul edilen şer’î delîllerin delâlet ettiği hükümlere uymak vâcibtir. Hiçbir kimse için onları terk etmek câiz değildir.

Salât ve selâm yaratılmışların en hayırlısı Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem’in, âlinin ve ashâbının üzerine olsun.

Yardım ve başarı, izzet ve şeref Allâh’tandır.

Abdullâh Saîd el-Müderris.

 1440 h. / 2019 m.

İktibas Yapacakların Dikkatine!