«
  1. Ana sayfa
  2. MAKALELER
  3. Şefaât Nedir?

Şefaât Nedir?

Hamd, Allâh’a mahsustur. O’na hamd eder, O’ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüğünden O’na sığınırız. O’nun hidâyete erdirdiğini hiç kimse saptıramaz, saptırdığını ise hiç kimse hidâyete erdiremez. Şehâdet ederim ki, Allâh’tan başka ibâdete lâyık hiçbir ilâh yoktur. Ve yine şehâdet ederim ki, Muhammed aleyhisselâm O’nun kulu ve Rasûlü’dür.

Bundan sonra:

1. Şefâat: “Kıyâmet günü Allâh’ın şefâat için izin verdiği kimselerin kendilerine şefâat için izin verilen kimselere günahlarının bağışlanması ve cennete girme hususunda Allâh Subhânehu ve Teâlâ’ya duâ etmesi” demektir. Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Her peygamberin kabul edilen duâsı vardır. Ben bu hakkımı âhirette ümmetime şefâat için saklıyorum.” [Buhârî (6304); Müslim (334)…]

2. Şefâatin tümü Allâh’a âittir. Hiçbir kimse bu konuda herhangi bir söz ya da pay sâhibi değildir. Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “De ki: Şefâat tümüyle Allâh’ındır.” [ez-Zumer: 39/44]

Allâh Subhânehu ve Teâlâ katında şefâatin gerçekleşip kabul edilmesinin üç şart vardır. Bu şartlar gerçekleşmediği sürece hiçbir kimse, kimseye şefâat edemeyecektir.

3. Şefâat edecek kimselerden Allâh Subhânehu ve Teâlâ’nın râzı ve hoşnut olması, şefâatin birinci şartıdır. Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Rahmân yanında ahd almış olanlardan başkası şefâat yetkisine sâhib olmayacaktır.” [Meryem: 19/87]

“Allâh’ı bırakıp da ibâdet ettikleri şeyler şefâate sâhib değildirler. Şefâate ancak, bilerek hakka şâhitlik edenler sâhibtir.” [ez-Zuhruf: 43/86]

Allâh’u Teâlâ katında şefâat etme yetkisine sâhib olacak olanlar, peygamberler ve melekler başta olmak üzere bilerek hakka şâhitlik edenlerdir. Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “O’nu bırakıp taptıkları şeyler şefâat edemezler. Ancak bilerek hakka şâhitlik edenler şefâat edebilirler.” [ez-Zuhruf: 43/86]

4. Şefâat edilecek kimselerden Allâh Subhânehu ve Teâlâ’nın râzı ve hoşnut olması, şefâatin ikinci şartıdır. Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Onlar, Allâh’ın râzı olduğu kimselerden başkasına şefâat etmezler ve hepsi O’nun korkusuyla titrerler.” [el-Enbiyâ: 21/28]

“O günde Rahmân’ın izin vereceği ve sözünden râzı olacağı kimsenin ki müstesnâ, şefâatin hiçbir faydası olmayacaktır.” [Tâhâ: 20/109]

Allâh’u Teâlâ’nın râzı olduğu kimseler, günahkâr da olsalar tevhîd üzere kendisine kavuşanlardır. Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Benim şefâatim ümmetimden büyük günah sâhibleri içindir.” [Ebû Dâvud (4739); Tirmizî (2435)…]

Allâh’u Teâlâ’nın râzı olamayacağı kimseler ise şirk ve küfür ehlidir. Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem Müslümanların büyük günah sâhibleri hakkında şefâat edecek ve onların bağışlanmalarını Allâh Subhânehu ve Teâlâ’dan isteyecektir. Şirk ve küfür üzere ölenler ise bu şefâatten asla yararlanamayacaktır. Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Artık şefâat edenlerin şefâati onlara fayda vermez.” [el-Müddessir: 74/48]

Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem ise şöyle buyurmuştur: “Her peygamberin kabul edilen duâsı vardır. Ben bu hakkımı âhirette ümmetime şefâat için saklıyorum. Allâh’ın izniyle şefâatime, ümmetimden Allâh’a hiçbir şeyi şirk koşmadan ölenler nâil olacaktır.” [(SAHÎH HADÎS) Müslim (338); İbn Mâce (4307)…]

5. Şefaat edecek kimseye Allâh Subhânehu ve Teâlâ’nın şefâat edebilmesi için izin vermesi, şefâatin üçüncü şartıdır. Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Allâh’ın izni olmadan O’nun katında kim şefaat edebilir.” [el-Bakara: 2/ 255]

“Göklerde nice melek vardır ki, Allâh’ın dileyip râzı olduğuna izin vermeden öne onların şefâatleri hiçbir fayda vermez.” [en-Necm: 53/26]

6. Herkim kendisi ile Allâh’u Teâlâ arasına aracılar koyar onlara duâ ve tevekkül eder, yardım ve şefaat isterse kâfir olur. Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Allâh’ı bırakıp da, kıyâmet gününe kadar kendisine cevâb veremeyecek şeylere duâ edenden daha sapık kim olabilir? Ve onlar, bunların duâlarından habersizdirler. İnsânlar (kıyâmet günü) toplandığında, o taptıkları kendile-rine düşman olurlar ve onların ibâdetlerini de inkâr ederler.” [el-Ahkâf: 46/5-6]

“O yakarıp durdukları da Rabblerine yaklaşmak için vesîle ararlar. O’nun rahmetini umar ve azâbından korkarlar. Zîrâ Rabbinin azâbı gerçekten korkulmaya değerdir.” [el-İsrâ: 17/57]

Aracı edinmek, kişinin Allâh’ın katında söz ve itibar sâhibi kabul ettiği birisini ya da bir şeyi, Allâh ile kendisi arasında vasıta kılarak ona duâ ya da tevekkül etmesi, on-dan yardım beklemesi yahut şefaat istemesidir.

Salât ve selâm yaratılmışların en hayırlısı Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem’in, âlinin ve ashâbının üzerine olsun.

Yardım ve başarı, izzet ve şeref Allâh’tandır.

Abdullâh Saîd el-Müderris.

 1440 h. / 2019 m.

İktibas Yapacakların Dikkatine!