«
  1. Ana sayfa
  2. MAKALELER
  3. Riya Küçük Şirktir

Riya Küçük Şirktir

RİYA KÜÇÜK ŞİRKTİR

Alî Yolcu

 

Rahman ve Rahim olan Allah’ın ismiyle…

Âlemlere rahmet olarak elçisini gönderen, gönderdiği elçisi ile insanlara hidayet ve nur kaynağı olan ve Kur’an-ı Kerim’i indiren Allah’u Teâlâ’ya hamd olsun. Salat ve selam insanlara rahmet olarak gönderilen, insanların dünya ve ahiret kurtuluşunu sağlamak için onları hakka davet eden Allah’ın Rasulü Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem’e onun aline, ashabına ve onun getirmiş olduğu nurlu yolu takip eden tüm muvahhitlerin üzerine olsun.

Bundan sonra:

Ondan yardım ve başarı dileyerek konumuza geçelim.

Son tevhid elçisi Hazreti Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem Rabbimizden aldığı ilahi vahyi en güzel şekilde tebliğ etmiş ve o Allah’u Teâlâ’nın emirlerini yerine getirmeleri, nehiylerinden ise kaçınmaları hususunda ümmetine nasihatte bulunmuştur. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in ümmetine nasihatte bulunduğu durumlardan biri de yaptıkları amelleri ihlas ile yapmalarıdır. İhlas, Müslüman kişi için amellerin kabul şartlarındandır.

İhlası; “Müslümanın yapmış olduğu tüm amelleri Allah’u Teâlâ’nın rızasını kazanmak amacıyla yapması” olarak tarif edebiliriz. Allah’u Teâlâ, yalnızca kendi rızası için yapılan amelleri kabul eder. Allah’u Teâlâ kullarına, yapmış olduğu ibadetlerde ihlaslı olmaları için şöyle hitap etmektedir:

“Onlar dini Allah’a halis kılarak ibadet etmekten başka bir şeyle emrolunmadılar.” (Beyyine: 98/5)

Ayeti kerimede geçtiği üzere imtihan için yaratılmış olan kulların ihlaslı bir şekilde Allah’u Teâlâ’ya ibadet etmekle emrolunmuşlardır.

Rasulullah sallallahu aleyhi wesellem ise kıyamet gününün dehşetli anında ihlaslı kişilere şöyle müjde veriyor:

“Kıyamet gününde insanların şefaatimle en mutlu olacak olanı kalbinden ya da içinden ihlas ile la ilahe illallah diyen kimsedir.” (Buhari)

Hadisi şerifte ise ihlaslı kimselerin kıyamet gününde Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şefaatine nail olacağı bildirilmiştir. Tabi burada dikkat edilmesi gereken la ilahe illallah şartları yerine getirilmiş la ilahe illallahtır. Yoksa ‘kalbim temiz, ben çok ihlaslıyım, bakın bende la ilahe illallah diyorum’ diyerek bu kelimenin aksi inanışta ve yaşantıda bulunanların sözleri kendilerini ateşten kurtarmayacaktır.

Kişinin ihlaslı olabilmesi için kaçınması gereken bazı haller vardı. Bu hallerden en önemlisi riyadır.

Riya ise; “İnsanların içinde bulunduğu bir ortamda işini, ibadetini güzel bir şekilde yapıyor görünmesi, tek başına kaldığında ise tembellik edip, işlerinde ve ibadetlerinde gevşeklik göstermesidir.” Bir nevi görsünler, duysunlar ve desinler için ibadet etmesi, yaptıklarını yapmasıdır. İhlas övülen bir halken, onun tersi olan riya ise yerilen bir haldir. Ve küçük şirktir.

Şirki yani Allah’u Teâlâ’ya ortak koşmayı büyük şirk ver küçük şirk olarak ikiye ayrılır. Büyük şirk kişiyi İslam dininden çıkararak kâfir olmasına sebep veren şirktir. Allah’u Teâlâ korusun. Günahlardan dilediklerini hesap gününde bağışlayan Rabbimiz bu büyük şirkle ölen kişinin bu günahını bağışlamayacaktır. Bu öyle büyük bir günahtır ki günahların en büyüğüdür. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Allah’u Teâlâ’nın “Muhakkak ki Allah kendisine şirk koşulmasını asla bağışlamaz. Bunun dışındaki (diğer günahları) dilediği kimseler için bağışlar” (Nisa: 4/48) kelamını insanlara tebliğ etmiş ve ümmetini büyük şirkten sakındırmıştır.

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ümmetini büyük şirkten sakındırdığı gibi küçük şirkten de sakındırmıştır. O şöyle buyurmuştur:

“Sizin hakkınızda en çok korktuğum şey küçük şirktir. Ashabı kiram dediler ki: Ya Rasulullah, küçük şirk nedir? Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem: Riyadır. Yani başkalarına gösteriş için ibadet yapmaktır” buyurmuştur. (Ahmed bin Hanbel)

Hadisi şerifte de görüldüğü üzere Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem riyayı küçük şirk olarak tanımlamıştır. Küçük şirk kişiyi İslam dininden çıkartmaz. Fakat kişinin yapmış olduğu amelleri boşa çıkarır. Bir kul Allah için değil de insanlar görsün ve kendisi övsün diye bir amel işlerse bu amel Allah’u Teâlâ katında kabul olmaz. Mesela: Namazda başkalarının görmesini umarak uzun rükûlar ve secdeler yapmak, renginin ahiret endişesiyle sarardığını ima etmek, insanlar ne cömert desin diye infakta bulunmak, bu ve buna benzer amellerde bulunmak sahibine kıyamet günü Allah’u Teâlâ katında hiçbir fayda sağlamayacaktır. Onlar Allah’u Teâlâ’nın Kur’an-ı Kerim’de gösteriş yapanların şu kavliyle nitelediği kendisi üzerinde ekin bitmeyen sert kayalık yer gibi olacaktır. Allah’u Teâlâ şöyle buyurmuştur:

“Böylesinin durumu, üzerinde biraz toprak bulunan ve maruz kaldığı şiddetli yağmurun kendisini çıplak Bıraktığı bir kayanın durumu gibidir. Onlar kazandıklarından hiçbir şey elde edemezler.” (Bakara 2/264)

Riyakâr kimse yapmış olduğu ameller karşısında ecir ve sevap beklerken; ayeti kerimede de bildirildiği üzere onların yaptığı amellerin hepsi boşa gitmiştir. Çünkü onlar bu yapmış olduğu amelleri Allah için değil de insanlar görsünler ve bilsinler için yapmıştır.

Allah’u Teâlâ Kur’an-ı Kerim’de, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ise hadisi şeriflerinde riyanın münafıklık alametlerinden bir alamet olduğunu bizlere bildirmiştir.

Allah’u Teâlâ şöyle buyurmuştur:

“Münafıklar Allah’ı aldatmaya çalışırlar. Allah’ta onların bu çabalarını başlarına geçirir. Onlar namaza başladıkları zaman tembel tembel kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar ve Allah’ı pek az anarlar.” (Nisa: 4/142)

Ayeti kerimede münafıkların Allah’u Teâlâ’yı aldatmaya çalıştıkları, namaza tembel tembel kalktıkları ve insanlara gösteriş yaptıkları bize bildirilmiştir. O halde kendisine Müslüman diyen bir kimse bu özelliklerin kendisinde olup olmadığına bakmalı, eğer bu özellikler kendisinde bulunuyorsa bir an önce Rabbimize tevbe etmelidir. Eğer bu özellikler kendisinde yok ise bundan dolayı da hamd etmelidir. Bir Müslüman nifak özelliklerinden uzak durmalı ve yaptığı ibadeti güzel bir şekilde yapıp niyetini ise sadece ve sadece Allah’u Teâlâ’ya has kılmalıdır. Aksi takdirde üzerinde nifak alametlerinden bir alameti taşıyor demektir.

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, riyakâr kimselerin kıyamet günkü hallerini bize şöyle anlatır: Ukbe b. Muslim radıyallahu anh’dan: Şüfey b. Mati’ el-Esbahi radıyallahu anh şöyle buyurdu: “Medine’ye geldim, hemen mescide girdim. Birde baktım ki, insanlar bir adamın etrafında toplanmışlar. ‘Bu kim?’ diye sordum. ‘Ebu Hureyre radıyallahu anh’ dediler. İnsanlar dağıldığında ona yaklaştım: ‘Ey Ebu Hureyre! Bana, aranızda hiç kimse olmadığı, doğrudan Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’den işittiğin bir hadisi naklet’ dedim. O da: ‘Olur, sana Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’den, benimle onun arasında hiç kimsenin olmadığı, doğrudan Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in, bana anlattığı bir hadisi anlatacağım’ buyurdu. Sonra bayıldı. Ayıldığı zaman şöyle diyordu: ‘Olur, sana Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in, benimle onun arasında hiç kimsenin olmadığı, doğrudan Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in, bana anlattığı bir hadisi anlatacağım.’ Sonra ikinci defa bayıldı. Ayıldığı zaman şöyle diyordu: ‘Sana Rasulullah sallalahu aleyhi ve sellem’in, bizzat bana anlattığı, arada hiçbir kimsenin olmadığı bir hadis anlatacağım.’ Sonra üçüncü veya dördüncü defa bayıldı. Ayıldığında şöyle diyordu: ‘Sana anlatacağım. Rasulullah sallalahu aleyhi ve sellem’in benimle kendisinden başka hiç kimsenin olmadığı bu evde anlattığı bir hadisi anlatacağım.’ Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’den işittim, şöyle buyuruyordu:

‘Kıyamet günü olunca, Allah, aralarında hükmetmek için kullarına iner. Her ümmet diz çökmüştür. İlk çağırılan, Kur’an-ı ezberleniş bir kimsedir. Allah’u Teâlâ ona: ‘Kulum! Resulüme indirdiğimi sana öğretmedim mi? buyurur. O da: ‘Evet ya Rabbi!” der. Allah: “Sana öğrettiklerim noktasında ne yaptın?’ buyurur. O da: ‘Rabbim! Geceleri ve gündüzleri onunla namaz kılardım’ der. Allah ona: ‘Yalan söyledin!’ buyurur. Meleklerde ona: ‘Yalan söyledin!’ derler. ‘Aksine, filan kari’dir (Kur’an-ı güzel okur) denilmesini istedin. Nitekim buda sana denildi. Git bugün senin için katımızda hiç bir şey yoktur’ derler.

Sonra mal sahibi getirilir. Allah ona: ‘Kulum! Sana nimet vermedim mi? Seni üstün kılmadım mı? Sana genişlik vermedim mi?’ buyurur. O da: ‘Evet ya Rabbi!’ diye cevap verir. Allah: ‘Sana verdiğim şeylerle ne yaptın?’ diye sorar. O da: ‘Yarabbi, akrabaya ihsanda bulunur, tasadduk eder ve daha birçok şeyler yapardım’ der. Allah ona: ‘Yalan söyledin!’ der. Meleklerde ona: ‘Yalan söyledin!’ derler.  ‘Aksine sen, ‘filan cömerttir’ denilmesini istedin. Nitekim buda sana denildi. Git, bugün senin için katımızda hiç bir şey yoktur’ derler.

(Bundan sonra) Katledilmiş biri çağırılır. Allah ona: ‘Kulum! Sen hangi yolda öldürüldün?’ diye sorar. O da: ‘Ya Rabbi! Senin için ve senin yolunda’ der. Bunun üzerine Allah’u Teâlâ: ‘Yalan söyledin!’ buyurur. Meleklerde ona: ‘Yalan söyledin!’ derler. ‘Aksine sen, ‘filan cesaretlidir’ denilmesini istedin. Nitekim buda sana denildi. Git, bugün senin için katımızda hiç bir şey yoktur’ buyurur.

Ebu Hureyre radıyallahu anh (devam etti): “Sonra Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem elini dizime vurdu. Sonra: ‘Ey Ebu Hureyre! Bu üç grup, kıyamet günü, kendileriyle ateşin tutuşturulacağı Allah’ın yarattıklarının ilkleridir’ buyurdu.” (Tirmizi)

Allah’u Teâlâ kullarına imtihan gereği maddi ve manevi bazı hastalıklar musallat etmiştir. Maddi hastalıkların ilacı ve tedavi yolları vardır. Riya ise manevi bir hastalıktır. Riya hastalığının da çeşitli tedavi yolları ve ilaçları vardır.

Bunun için her Müslümanın riya hastalığını ve tedavi yollarını bilip riyadan kaçınması gerekir. Bu tedavi yolları çoktur. Şunlar örnek gösterilebilir.

Allah`u Teâlâ’nın gözetiminde olduğunu hatırlamak, içinde riyayı gizlerken; Allah`u Teâlâ’nın, kalbinde olanı bilip Kendisine gazap etmesinden korkmak. Ölümü ve ölümün sekeratını, kabri ve kabrin azabını hatırlamak, ihlaslı olmak için Allah’u Teâlâ’dan yardım dilemek ve riyadan Allah’u Teâlâ’ya sığınmak… Rabbim gereğince amel etmeyi bizlere nasip eylesin.

Son olarak; şu hakikat da hiçbir zaman akıllardan çıkarılmamalıdır ki; insanların ve cinlerin yaratılış sebebi ibadet edilen sahte mabutları red ederek sadece ve sadece Allah’u Teâlâ’ya ibadet etmektir. Allah’u Teâlâ kullarından istemiş olduğu bu ibadette hiç kimseyi kendisine ortak olarak kabul etmemektedir. Sadece kendisinin rızası için yapılan ibadetlerin karşılığını hem bu dünya da hem de ahirette bol bol verecektir.

Zira o Allah’u Teâlâ şöyle buyurmuştur:

“Deki: Benim namazım, ibadetim, hayatım ve ölümüm yalnızca Âlemlerin Rabbi olan Allah içindir. O’nun ortağı yoktur. Bana böyle emrolundu.” (En’am 6/162-163)

Ayeti kerimede geçtiği üzere Allah’u Teâlâ, kullarından yapmış olduğu ibadetleri, hayatlarını ve ölümlerini sadece Allah’u Teâlâ için yapmalarını istemiş ve kendisine hiç bir şey ortak koşmamalarını emretmiştir.

Açıklandığı üzere kişinin yapmış olduğu ibadetlerin kabul olması için ihlaslı bir şekilde yapmış olması gerekir. İhlaslı bir şekilde yapılmayan ibadeti Allah’u Teâlâ asla kabul etmez. Bunun için yapmış olduğumuz ibadetleri ihlaslı bir şekilde ve riyadan uzak olarak yapmalıyız ki Allah’u Teâlâ katında kabul edilsin.

Bitirirken…

‘Allah’ım Sana tevbe edip sonra tekrar döndüğüm şeylerden istiğfar ederim. Yine ben, senin rızanı kazanman için yaptığımı iddia ettiğim, fakat kalbime senin bildiğin şeylerin bulaştığı şeylerden de istiğfar ederim…’

Hamd, et-Tevvab ve es-Settar Allah’u Teâlâ’ya aittir.