«
  1. Ana sayfa
  2. AKAİD
  3. Rasûlullâh'a (s.a.v.) Eziyetin Hükmü

Rasûlullâh'a (s.a.v.) Eziyetin Hükmü

013RASÛLULLÂH’A (S.A.V.) EZİYETİN HÜKMÜ

Abdullâh Saîd el-Müderris

 

Mukaddime:

Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın ismiyle… Hamd, -âlemlerin Rabbi olan- Allâh’a mahsustur. O’na hamd eder, O’ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüğünden O’na sığınırız. O’nun hidâyete erdirdiğini hiç kimse saptıramaz, saptırdığını ise hiç kimse hidâyete erdiremez. Şehâdet ederim ki, Allâh’tan başka ibâdete lâyık hiçbir ilâh yoktur. Ve yine şehâdet ederim ki, Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem O’nun kulu ve rasûlüdür…  Bundan sonra:
Allâh Subhânehu ve Teâlâ’nın insânlara ve cinlere hidâyet ve rahmet için gönderdiği son nebî ve rasûl olan Muhammed aleyhisselâm’a karşı yapılan eziyetlerin arttığı şu zaman diliminde lânetli olan bu işlere ve bu işleri yapanlara karşı her bir mükellefin üzerine düşen sorumluluğu gücü yetiyorsa eli ile buna gücü yetmiyor ise dili ile buna da gücü yetmiyor ise kalbiyle yerine getirmesi, îmân ettiğini söylediği rasûle karşı bir görevidir. Nitekim Kâdî İyâd rahîmehullâh bunu şöyle ifâde etmiştir: “Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’i hayatında ve vefatından sonra, ezâ ve cefâdan korumak her mü’min üzerine farzdır. Lâkin bu farz-ı kifâyedir.” [Kâdî İyâd, eş-Şifâ: 2/245.]
İşte bu nâciz kitâbçığın hedefi bu farzı yerine getirmek niyetinde olan Müslümanlara Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’e eziyet etmenin hükmünü ve bu lânetli işi yapanların cezâsını şer’î delîllerle beyân etmektir.

Rasûlullâh’a (s.a.v.) Eziyetin Keyfiyeti

Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’e eziyetten maksat, O’nu üzecek tüm söz ve hareketlerdir. Allâh Subhânehu ve Teâlâ âyet-i kerîmesinde “Şüphesiz Allâh ve Rasûlüne eziyet edenlere, Allâh, dünyâ ve âhirette lânet etmiş ve onlara aşağılayıcı bir azâb hazırlamıştır” (Ahzab: 33/57) buyurarak Rasûlüne eziyet edenlerden bahsetmektedir. Âyetin tefsîrinde İmâm Kurtubî rahîmehullâh şöyle demiştir: “Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’e eziyet onu rahatsız eden bütün sözler ve bütün fiillerdir. Ona eziyet veren sözlere örnek onun hakkında si­hirbaz, şâir, kâhin ve deli… demeleri; ona eziyet veren fiiller ise: Uhud gü­nü küçük azı dişini kırıp yüzünü yaralamaları, Mekke’de secdede iken sır­tının üzerine devenin sakatatını atmaları ve buna benzer davranışlardır.” [Kurtubî, el-Câmiu li Ahkâmi’l-Kur’ân: 14/238.]
Binâenaleyh Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’e küfretmek ve onu zemmetmek; kendisini, ahlakını ve sıfatlarını ayıplamak; dînine ve huylarından bir huya noksanlık ifâde etmek, bunları kerih görmek; emîrlerini ve işlerini kötülemek; makamına ve derecesine kınama yoluyla layık olmayan bir şeyi isnâd etmek, şahsına ve şahsına ait olan şeylerle alay etmek… O’na eziyet etmek demektir. Bunun ciddi olarak ya da şaka yoluyla yapılması; yazı veya resim ile söz veya işaret ile tiyatro veya film ile olması arasında hiçbir fark yoktur; hepsi aynı şer’î hükmü ve cezâyı gerektirmektedir. 

Rasûlullâh’a (s.a.v.) Eziyet Etmek, Allâh’u Teâlâ’ya Eziyet Etmek Demektir: 

Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’e eziyet etmek, Allâh Subhânehu ve Teâlâ’ya eziyet etmek demektir. Allâh Subhânehu ve Teâlâ âyet-i kerîmesinde “Şüphesiz Allâh ve Rasûlüne eziyet edenlere, Allâh, dünyâ ve âhirette lânet etmiş ve onlara aşağılayıcı bir azâb hazırlamıştır” (Ahzab: 33/57) buyurarak kendisine yapılan eziyet ile Rasûlüne yapılan eziyeti birbirinden ayırmamış bir zikretmiştir. Buna göre Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’e yapılacak olan herhangi bir eziyet, Allâh Subhânehu ve Teâlâ’ya yapılmış demektir. Abdullâh bin Muğaffel radıyallâhu anh’dan rivâyet edildiğine göre, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem, şöyle buyurmuştur: “Kim bana eziyet ederse Allâh’a eziyet etmiştir. Kim Allâh’a eziyet ederse Allâh onu tez zamanda yakalar.” [Tirmizî (3862); Ahmed (16803)…] İmâm İbn Kesîr rahîmehullâh şöyle demiştir: “Her kim ne şekilde olursa olsun Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’e eziyet ederse; Allâh’a eziyet etmiş olur. Kim de ona itaat eder­se; Allâh’a itaat etmiş olur.” [İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm: 6/424.]

Rasûlullâh’a (s.a.v.) Eziyet’in Hükmü:         

Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’e sövmek, çirkin şeyler isnâd etmek ve onunla alay etmek gibi şeyler ile eziyet etmek, kişiyi dinden çıkaran büyük küfürdür. Böyle bir kimse ebedi cehennem ateşinde kalmayı hak eden kâfir bir kimsedir. Nitekim Allâh Subhânehu ve Teâlâ, şöyle buyurmaktadır: “De ki: Allâh ile O’nun âyetleri ve Rasûlü ile mi alay ediyorsunuz? (Boşuna) Özür dilemeyin. Çünkü siz îmân ettikten sonra tekrar kâfir oldunuz.” (Tevbe: 9/65-66)
Bu âyetler, şehâdet kelimesini söyleyen, namaz kılan ve Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem ile beraber savaşa çıkmış olan bazı insanlar hakkında inmiştir. Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem ve sahabe radıyallâhu anhum hakkında alay ve hakaret içeren sözleri söylemeleri nedeni ile Allâh’u Teâlâ onları tekfîr etmiş ve şehadet kelimesini söylemeleri, namaz kılmaları, cihada çıkmaları ve diğer amelleri yerine getiriyor olmaları, onları tekfîr edilmekten kurtarmamıştır. Böylece zaman veya mekân farkı gözetmeden şu hüküm ortaya çıkmaktadır: Her kim Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem ile alay ederse, ona hakaret ederse Müslüman olduğunu iddia etse bile, namaz gibi ibâdetleri gerine getirip, zina gibi haramlardan kaçınsa bile söylediği ya da yaptığı ile küfrü kastetmediğini söylese bile kâfir olur. Nitekim âyet-i kerimede: “Özür dilemeyin. Çünkü siz iman ettikten sonra tekrar kâfir oldunuz” buyrulmuştur.
Şeyhu’l-İslâm İbn Teymiyye rahîmehullâh şöyle demiştir: “Allâh Subhânehu ve Teâlâ onların: ‘Biz kalben inanmaksızın küfür sözünü söyledik yalnızca dalmış eğleniyorduk’ demelerine rağmen onların îmânlarından sonra kâfir olduklarını bildirmekte ve Allâh’ın âyetleriyle alay etmenin küfür olduğunu açıklamaktadır. Bu alay etme işi ancak küfre göğüs açan kimselerde olur. Eğer kalbinde îmân varsa onu bu sözü söylemekten alıkoyar.” [İbn Teymiyye, Mecmuu’l-Fetâvâ:7/220.] Molla Alîyyu’l-Kârî rahîmehullâh ise şöyle demiştir: “Bir kimse şeriata yahut şeriat için lüzumlu ve şeriattan ayrılmaz önemli mes’elelere hakaret ederse, küçük görürse kâfir olur.” [Aliyyu’l-Kârî, Şerhu Fıkhı’l-Ekber: 454.]
İmâm İshâk bin Rahaveyh rahîmehullâh Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’e söven kimsenin kâfir olacağı hakkında icmâ naklederek söyle demiştir: “Müslüman âlimler, Allâh’a veya Rasûlüne söven ya da Allâh’ın nebilerinden bir nebiyi öldüren bir kimsenin -Allâh’ın indirdiği şeylerin tamamını kabul etse bile- sırf bu yaptığı şey sebebiyle kâfir olacağı hususunda icmâ etmişlerdir.” [Abdulmunim, Tenbihu’l-Ğafilîn ilâ Hükmi Şatimillahi ve’d-Dîn: 13.]
İmâm Muhammed bin Sahnûn rahîmehullâh da bu konuda icmâ naklederek şöyle demiştir: “Âlimler Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’e söven, O’nun gözden ve itibardan düşüren (buna çabalayan) kimsenin kâfir olduğunda ve Allâh’ın azâbına müstehak olduğunda icmâ etmişlerdir. Böyle bir kimsenin dünyâda bütün imâmlar katında hükmü ölümdür.” [Kâdî İyâd, eş-Şifâ: 2/215-216.]
Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’e eziyet etmenin küfür, fâilinin ise kâfir olduğunda şüphe etmek dahi -Allâh bizleri korusun- îmân dairesinden çıkıp küfre girmeye sebeb olur. Nitekim İmâm Muhammed bin Sahnûn rahîmehullâh Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’e söven kimsenin kâfir olacağı hakkında icmâ naklettikten sonra şöyle demiştir: “Kim ki, onun küfrü ve ona verilen azâb hakkında şüphe ederse, kâfir olur.” [Kâdî İyâd, eş-Şifâ: 2/215-216.]
Anlaşıldığı üzere Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’e eziyet etmek kişiyi dînden çıkaran küfürdür; fâili ise kâfirdir.

Soru: Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’e eziyet eden bir kimse, bunu şaka ile yaptığını söylese yine de kâfir olur mu?  

Cevâb: Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’e eziyet etmek, ister şaka isterse ciddi olarak yapılsın kişiyi dînden çıkaran büyük küfür olup, sahibini kâfir yapar. Nitekim İmâm Nevevî rahîmehullâh şöyle demiştir: “Küfrü gerektiren sözü söylemenin ve dîn ile alay etmenin şaka olarak veya ciddi olarak yapılması arasında fark yoktur.” [Nevevî, Ravdatu’t-Tâlibîn: 10/64.] İmâm Ebû Bekr bin el-Arabî rahîmehullâh ise şöyle ise demiştir“Şaka olarak yapılan küfür, kişiyi küfre götürür. Ümmette bu konuda ihtilaf yoktur.” [Kurtubî, el-Câmiu li Ahkâmi’l-Kur’ân: 8/197.]
Anlaşıldığı üzere ister şaka isterse ciddi olarak yapılsın Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’e eziyet etmek kişiyi dînden çıkaran küfürdür; fâili ise kâfirdir.

Soru: Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’e eziyet eden bir kimse, bununla küfre girmeyi kastetmediğini söylese yine de kâfir olur mu? 

Cevâb: Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’e eziyet etmek demek olan bir şeyi yaptıktan sonra bununla küfre girmeyi kastetmediğini söyleyen bir kimse, küfür fiili işlemiştir ve bununla küfrü kastetmediğini söylemesi kendisini kâfir olmaktan kurtarmaz. Zîrâ İslâm Dîni’nde hükümler zâhire göre verilir. Nitekim İmâm İbn Hacer rahîmehullâh şöyle demiştir: “Dünyâ hükümlerinin zâhire göre verileceği hususunda âlimlerin hepsi icmâ etmişlerdir.” [İbn Hacer, Fethu’l-Bârî: 12/273.] Buna göre her kim küfür olduğu açık bir şeyin fâili olursa -ikrah hali hariç- kalbindekine göre değil, zahirindekine göre hükmolunur. Nitekim Şeyhu’l-İslâm İbn Teymiyye rahîmehullâh, şöyle demiştir: “Kim küfür olan bir söz söyler veya küfür olan bir ameli işlerse kâfir olmayı kastetmese dâhi bu sebeble kâfir olur. Çünkü Allâh’ın diledikleri müstesna hiç kimse kâfir olmayı kastetmez… [İbn Teymiyye, es-Sârimu’l-Meslûl: 178.] Riddet, buna yol açan belli bir sebebten dolayı meydana gelebileceği gibi, dîni değiştirme veya risâleti yalanlama kastıyla da meydana gelebilir. Tıpkı İblisin küfrünün rubûbiyyeti yalanlama kastı ile olması gibi. Gerçi böyle bir kastının olmaması ona fayda vermez. Kendisini küfre sokacak sözü söyleyen (ya da ameli işleyen) kişiye küfrü kastetmemesi fayda vermez (kâfir olur).” [İbn Teymiyye, es-Sârimu’l-Meslûl: 370.] Şeyh Keşmirî rahîmehullâh ise şöyle demiştir: “Kim, gerek alay ederek gerekse şaka yere küfür kelimesini söylerse (ya da amelini işlerse) ittifakla kâfir olur ve bu konuda itikadına itibar edilmez.” [Keşmirî, İkfâru’l-Mulhidin: 59.]
Anlaşıldığı üzere Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’e eziyet eden kimse, bununla küfre girmeyi kastetmediğini söylese dahi kâfirdir.                                                       

Rasûlullâh’a (s.a.v.) Eziyet’in Cezâsı:      

Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’e eziyet etmenin hükmü icmâ ile küfür olunca, bunun cezâsı da ölüm olur. Nitekim Allâh Subhânehu ve Teâlâ, Rasûlüne hakaret ve sövme gibi amellerle eziyet edenler hakkında “Şüphesiz Allâh ve Rasûlüne eziyet edenlere, Allâh, dünyâ ve âhirette lânet etmiş ve onlara aşağılayıcı bir azâb hazırlamıştır” (Ahzab: 33/57) buyurarak bu kimseleri tehdit ederek dünyâ ve âhiret azâbını vaad etmektedir. İmâm İbn Kesîr rahîmehullâh âyetin tefsîrinde şöyle demiştir: “Allâh’u Teâlâ emîrlerine muhâlefet etmek, yasaklarını çiğnemek, bunda ısrâr etmek ve Rasûlünü ayıplayarak, onu küçümseyerek eziyet edenleri tehdit ederek azâb vaadini bildiriyor. Rasûlüne ayıp ve noksanlık isnâd ederek -Allâh bizi ondan korusun- incitenleri tehdîd ediyor.” [İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm 6/423.]
Âyet-i kerîmede Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’e eziyet edenlerin dünyâ ve âhiret cezâya müstahak oldukları açık olarak beyân edilmektedir. Bu kimselerin dünyâdaki cezâları ölümdür. Âhirette ki cezâları ise cehennem ateşidir. İmâm İbn Munzir rahîmehullâh şöyle demiştir: “İlim ehli, Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’e sövenin öldürülmesi konusunda icmâ ettiler.” [Kurtubî, el-Câmiu li Ahkâmi’l-Kur’ân: 8/82.] İmâm el-Hattabî rahîmehullâh ise şöyle demiştir: “Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’e söven bir kimsenin Müslüman ise öldürülmesinin farz olduğu hakkında Müslümanlardan herhangi bir kimsenin ihtilaf ettiğini bilmiyorum.” [Kâdî İyâd, eş-Şifâ: 2/215.]
Başka bir âyet-i kerîmede ise şöyle buyrulmaktadır: “Eğer ahidlerinden sonra yeminlerini bozup dîninize dil uzatırlarsa, küfrün önderleriyle savaşın.” (Tevbe: 9/12) Allâh Subhânehu ve Teâlâ bu âyet-i kerîmesinde: “Dîninize dil uzatırlarsa, küfrün önderleriyle savaşın” buyurarak İslâm Dîni’ne dil uzatan kimselerle, buna sebebiyet veren, destekleyen ve önderlik eden kimselerle savaşılmasını ve onların öldürülmesini emretmiştir. Nitekim İmâm İbn Kesîr rahîmehullâh şöyle demiştir: “Allâh’u Teâlâ’nın: ‘Dîninize dil uzatırlarsa’ buyruğunun mânâsı: ‘Onu ayıplar ve küçümserlerse’ demektir. İşte Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’e veya İslâm Dîni gibi kutsallara sövenin öldürülmesi buradan alınmıştır.” [İbn Kesîr,Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm: 4/102-103.]
Ömer radıyallâhu anh kendi yanına Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’e söven bir adam getirildiğinde onu derhal öldürmüş ve şöyle demiştir:  “Kim Allâh’a veya nebîlerden birisine söverse onu derhal öldürün!” [İbn Teymiyye, es-Sârimu’l-Meslûl ala Şâtimi’r-Rasûl: 201.]
Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’e eziyet edenlere verilecek cezâ hakkında Kâdî Îyâd rahîmehullâh şöyle demiştir: “Allâh seni ve beni muvaffak kılsın bil ki! Şüphesiz Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’e küfredenler yahut onu zemmedenler veyahut da kendisine, sıfatlarına, soyuna, dînine, huylarından bir huya noksanlık katanlar veyahut bu hususta işârette bulunan, Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’e küfretmek, hakaret etmek, küçük düşürmek, emrini kötülemek, hükmünü ayıplamak için bir şeye benzetenlerin hepsi Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’e sövmüş olurlar. Bunlara verilecek cezâ öldürülmeleridir…
Biz Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’e söven bu kimsenin sövmesinin, açık veya işâretle olmasında hiçbir fark görmeyiz. Onu öldürmekte hiçbir şüphe etmeyiz.   
Yine O’na lânet eden, beddua eden veya O’na zarar vermek isteyen ya da yüksek makamına layık olmayan herhangi bir şeyi O’na kınama yolu ile izâfe eden veya O’nun kıymetli aziz şahsına alay ifâde eden sözler ile şahsiyeti ile oynayan veya şeriata aykırı yalan sözler ile O’nu taciz eden veya beşerî sıfâtlardan fakirlik, açlık gibi hususlardan kendisine arız olması câiz olanlardan dolayı O’nu ayıplayan kimse de hüküm olarak aynıdır; öldürülür.
Bu zikrettiğimiz görüşlerde sahabe devrinden bu güne kadar gelmiş, geçmiş bütün âlimler, müfessirler, muhaddisler ve ictihad sâhibi fetvâ imâmları ittifak etmişleridir.” [Kâdî İyâd, eş-Şifâ: 2/214.]
Anlaşıldığı üzere Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’e eziyet etmek, kişiyi dînden çıkarıp kâfir yapan büyük küfürdür. Bunu yapan kimse icmâ ile kâfir olur. Cezâsı ise ölümdür. Bunda şüphe etmek dahi -Allâh bizleri korusun- îmân dairesinden çıkmaya sebeb olur. Nitekim İmâm Muhammed bin Sahnûn rahîmehullâh şöyle demiştir: “Âlimler Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’e söven, O’nun gözden ve itibardan düşüren (buna çabalayan) kimsenin kâfir olduğunda ve Allâh’ın azâbına müstehak olduğunda icmâ etmişlerdir. Böyle bir kimsenin dünyâda bütün imâmlar katında hükmü ölümdür. Kim ki, onun küfrü ve ona verilen azâb hakkında şüphe ederse, kâfir olur.” [Kâdî İyâd, eş-Şifâ: 2/215-216.]

Soru: Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’e eziyet eden kimsenin Müslüman veya Ehl-i Kitâb veyahut başka bir dîn mensubu olması arasında fark var mıdır?

Cevâb: Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’e eziyet eden kimseye uygulanacak cezâ ifâde olunduğu üzere ölümdür. Bunu yapan kimsenin Müslüman veya Ehl-i Kitâb veyahut başka bir dîn mensubu olması arasında hiçbir fark yoktur. Nitekim âyet-i kerîme de “Şüphesiz Allâh ve Rasûlüne eziyet edenlere, Allâh, dünyâ ve âhirette lânet etmiş ve onlara aşağılayıcı bir azâb hazırlamıştır” (Ahzab: 33/57) buyrularak, Allâh’a ve Rasûlüne eziyet eden kim olursa olsun lânetleneceği ve azâba uğrayacağı beyân olunmaktadır. Onların dünyâdaki azâbları yukarıda geçtiği üzere öldürülmeleridir. Nitekim Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in müşriklerden Ka’b bin Eşref, Ebû Rafî, Nadr bin el-Hâris, Ukbe bin Ebû Muayt ve İbn Hattal’ın iki câriyesi gibi kendisine eziyet eden kimselerin ölüm emrini verdiği sahîh olarak sâbit olmuştur. [Kâdî İyâd, eş-Şifâ: 2/221-222.]
Bu konu hakkında İmâm Mâlik rahîmehullâh şöyle demiştir: “Müslümanlardan yahut kâfirlerden kim Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’e veya nebîlerden başkasına söverse, o kimse öldürülür. Tevbesi kabul olunmaz (tevbe etse de öldürülür).” [Kâdî İyâd, eş-Şifâ: 2/216.] Kâdî Îyâd rahîmehullâh ise şöyle demiştir: “Abdullâh bin Abdulhakim şöyle demiştir: Müslüman veya kâfir olanlardan kim Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’e söverse o kimse öldürülür.” [Kâdî İyâd, eş-Şifâ: 2/216.]
Anlaşıldığı üzere her kim Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’e eziyet ederse onun hükmü ölümdür.

Soru: Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’e eziyet eden kimsenin erkek ya da kadın olması arasında fark var mıdır?

Cevâb: Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’e eziyet eden kimseye uygulanacak cezâ umumî olarak her mükellef için geçerlidir. Bunda -âlimlerin çoğunluğuna göre- kadın erkek ayrımı yoktur. Nitekim İbn Abbas radıyallâhu anh’dan rivayet edildiğine göre, o, şöyle demiştir: “Gözleri görmeyen âmâ birisinin ümmü veledi (kendisinden çocuk dünyaya getirmiş cariyesi) vardı. Bu kadın Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’e küfreder, onun hakkında yakışıksız şeyler söylerdi. Âmâ adam onu bundan nehyeder, fakat ka­dın vazgeçmez, âmâ yine onu meneder ama dinlemezdi. Kadın bir gece Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem hakkında yakışıksız şeyler söylemeye, ona küfretmeye başladı. Bunun üzerine âmâ hançeri aldı kadının karnına sapladı ve üzeri­ne yüklenip onu öldürdü. Ayakları arasına bir çocuk düştü. Kadın orasını (yatağı) kana buladı. Sabah olunca olay Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’e anlatıldı. Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem halkı topla­yıp şöyle dedi: ‘Bu işi yapan şahsı Allâh’a havale ediyorum (Allâh adına yemin ve­rerek arıyorum). Şüphesiz onun üzerinde benim hakkım var, (bana ita­at etmesi farz) ama ayağa kalkarsa müstesna.’ Bunun üzerine âmâ kişi kalktı, safları yararak ve sallanarak (gelip) Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in önüne oturdu ve: ‘Ya Rasûlullâh! Ben o kadının sahibiyim. Sana küfreder ve hakkında çirkin sözler söylerdi. Onu nehyederdim dinlemez, menederdim vazgeç­mezdi. Benim ondan inci tanesi gibi iki oğlum var. O bana karşı da yumuşaktı. Dün gece yine sana sövmeye ve hakkında çirkin sözler söyle­meye başladı. Ben de hançeri alıp karnına sapladım, üzerine yüklenip onu öldürdüm! dedi. Bunun üzerine Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem: ‘Dikkat edin ve şahit olun ki, o kadının kanı hederdir (kısas gerekmez)’ buyurdu.” [Ebû Dâvud (4361); Nesâî (4070) …]
Yine rivâyet edildiğine göre, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem Fetih günü İbn Hatal ile şarkı ve şiir söyleyerek kendisine söven iki cariyesinin öldürülmesini emretmiştir. [Kâdî İyâd, eş-Şifâ: 2/222.]
Ebû Bekir radıyallâhu anh, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’i kötüleyici nitelikte şarkılar söyleyen bir kadın hakkında İbn Ebî Rebia’ya mektup yazarak şöyle demiştir: “Eğer sen o kadını öldürme hususunda benden önce davranmış olmasaydın ben hemen onu öldürmeni sana emrederdim. Çünkü nebîler hakkında ki had cezaları diğer insanlarınkine benzemez. Müslümanlardan her kim böyle bir suç işlerse o artık mürted olmuş olur. Eğer İslâm devleti ile anlaşmalı kimselerden birisi böyle yapacak olsa o artık anlaşmayı bozmuş bir muharib sayılır.” [İbn Teymiyye, es-Sârimu’l-Meslûl ala Şâtimi’r-Rasûl: 418.]
Anlaşıldığı üzere Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’e eziyet eden kimseye uygulanacak cezâ, bunu yapan ister erkek ister kadın olsun aynıdır. 

Soru: Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’e eziyet ettikten sonra tevbe ettiğini ifâde eden kimseye uygulanacak cezâ nedir?

Cevâb: Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’e eziyet ettikten sonra tevbe ettiğini ifâde eden bir kimseye uygulanacak cezâ, -âlimlerin çoğunluğuna göre- küfren değil de, hadden öldürülmesidir. Çünkü böyle bir kimse, tevbe etmekle küfürden kurtulur fakat işlediği suçun haddinden kurtulamaz. Nitekim Kâdî Îyâd rahîmehullâh şöyle demiştir: “Bil ki! İmâm Mâlik ve Mâlikî Mezhebinin diğer âlimlerine, selefin ve cumhur ulemânın kavillerine göre: O kimse küfren değil, hadden öldürülür.” [Kâdî İyâd, eş-Şifâ: 2/254.]
Anlaşıldığı üzere Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’e eziyet ettikten sonra tevbe eden bir kimse küfürden kurtulur ancak işlediği suçun cezâsı olarak yine de öldürülür.  

Hâtime:       

İsbât ve izah olunduğu üzere Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’e eziyet etmek, Kur’ân, Sünnet ve icmâ gibi şer’i delîllerin delâletiyle kişiyi dînden çıkaran büyük küfürdür. Bu hakaretin ciddi olarak ya da şaka yoluyla yapılması; yazı veya resim ile söz veya işaret ile tiyatro veya film ile olması arasında hiçbir fark yoktur. Böyle lânetli olan bir fiilin fâili olan kimse -Allâh bizleri korusun-, Müslüman ise kâfir olur. Bu yaptığı işten tevbe etse dahi Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’e eziyet sucundan dolayı öldürülür. Bu fiilin fâili gayr-i müslim bir kimse ise yine Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’e eziyet sucundan dolayı öldürülür.
Hamd âlemlerin rabbi olan Allâh’a mahsustur. Salât ve selâm yaratılmışların en hayırlısı Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem’in, âlinin ve ashabının üzerine olsun.

pdf-2

Bir Cevap Yaz

Bir Cevap Yaz

E-Posta adresiniz paylaşılmayacaktır. Doldurulması zorunlu alanlar işaretlenmiştir *