«
  1. Ana sayfa
  2. SOHBETLER
  3. Ramazan’ı Nasıl Bekliyoruz?

Ramazan’ı Nasıl Bekliyoruz?

Ramazan Ayını bizlere rahmet ve mağfiret ayı olarak seçen Rabbimizin yüce ismiyle…

Evet, değerli kardeşlerim! Değerli olanın değerinden ne kadar bahsetsek yine de ifadelerimiz nakıs kalacaktır. Rabbimiz bu mübarek ayı değerli kılmışken, bizler de onu mübarek bildiğimiz gibi anlamaya ve hayatımız da, onun yerini anlamlandırmaya çalışmalıyız.

Bakınız! Tüm dünya da Ramazan Ayı birçokları tarafından anılmakta… Ancak kaçımız onu hakkıyla anlayabiliyor ve anlayabilenlerimizden de kaçı gerektiği gibi anladıklarına hayata geçiriyor? Allah bilir.

Bizler konuşmayı, anmayı ve hatırlamayı seviyoruz. Aklımızda ve dilimizde sürekli bir şeyler dolaşıp duruyor. Ancak her zaman aklımıza gelenler ya da dilimize düşenler hakkıyla anladıklarımız oluyor mu, işte orası muamma.

Evet, muvahhid kardeşlerim! Yine bir Ramazan yine bir rahmet ayının eşiğindeyiz. Yine manevi iklimlerde gezinenlerin beklediği ay geldi çattı. Elhamdülillah. Ramazan’ın evvelinde bizler yine Ramazan’ı anıyoruz. Ancak isteğim sadece onu anmak değil. Ya nedir derseniz? Onu gerektiği gibi anlayabilmek… Ve anlatabilmek…

Ramazan’ı bekliyoruz. Kimi onu sevgilisini bekler gibi bekliyor, kimi de alacaklısını bekler gibi… Kim nasıl beklerse beklesin o yine de gelecek. Ne için? İşte bunun cevabının önemli…

Aslında değerli kardeşim! O bizim için gelecek. Bizi arındırmaya, bize unuttuğumuz şeyleri tekrar hatırlatmaya ve affa vesile olmaya gelecek… Geldiğinde de onu hakkıyla anlayanlar manevi havasından yine istifade edecekler. Rabbim bizleri onlardan eylesin! Onu anlayamayanlar ise hayatlarına eskisi gibi devam edecekler. Geleni gözlemeyenler, gidenin de farkında olmayacaklar… Ne acı!

Bakınız kardeşlerim! Rabbimiz yeryüzünü bize amade kılmış, her bir nimet insanın hizmetindedir. İnsan ise nimetlere karşı kör, nankör bir varlık olarak kendisine sunulanları hakkıyla idrak edemiyor. Aynen böyle de Ramazan nimetini de göremiyor. Hatta bu nimete birçokları külfet nazarıyla bakarken, niceleri de onu eğlence ayı olarak algılıyor. Heyhat! Yazık ki ne yazık!

Nice akıllı geçinenin kendine göre aklı var, ancak akledemiyor. Gözü olup göremeyenler gibi… Oysa akıllı adam batın gözüyle görüp, özü anlayabilen adamdır. Dış gözüyle bakmak ancak kabuğu görmeye yarar. Öze değil de kabuğa bakanlar çoğunlukla yanılıp, çoğunluğu da yanıltmışlardır.

Bir düşünelim! Efendimiz aleyhisselâm’a Ebu Bekir radıyallahu anhu’nun bakışıyla Ebu Cehil’in bakışı aynı mıdır? Tabi ki aynı değil! İman gözüyle bakanın nazarında Efendimiz aleyhisselâm insanların en değerlisi, dostların en yücesiyken; küfür gözüyle bakanın nazarında ise Abdullah’ın yetimi, düşmanların en büyüğü! Sonuçta neyi göreceğimizi bize gösterecek olan, nereye baktığımız değil, hangi gözle baktığımız.

İşte kardeşler! Bizler de Ramazan’a hangi gözle baktık? Hangi gözle bakıyoruz? Hangi gözle bakmalıyız? Neredesin ey rahmet ayı Ramazan diyerek yolunu gözleyenlerden miyiz, yoksa yine mi geldin diyerek iç geçirenlerden mi? Hangisi?

Elbette iman ehli Rabbimizin rızasını taleb eden kişi olarak O’nun rızası nerede ve nelerdeyse onların izini sürer. Neden kardeşim? Çünkü o bilmektedir ki, en büyük değer, paha biçilmez hazine, Rabbimizin rızasıdır. Bunun bilincinde olanlar O’nun rızasını elde etmek için çırpınır dururlar. Bu çırpınış güzel bir çırpınıştır aslında. Mübarek bir çırpınış…

İşte her Ramazan’da iman ehli böyle bir çırpınış vaktine girer. Gündüzlerin gecelere, gecelerin gündüzlere dönüşümünde müminin nazarında hep rızaya erdirecek ameller vardır. Ve o gece gündüz bu amellerin peşinde düşer.

İşte böyle değerli Müslümanlar! Bizler de iman ehlinin bakışıyla gözleyelim Ramazan’ı. Bizler de geceler ve gündüzlerimizi ibadetlerle süslemeyi, gücümüz nispetinde çırpınarak rızayı celbetmeyi hedefleyelim. Böyle olanlarımıza ne mutlu? Allah’u Teâlâ şevklerini arttırsın.

Ya bekleyişimiz böyle değilse, o zaman ne yapmalıyız? İşte bunun cevabı da size kalmış!

 

Selâm ve dua ile…

Esedullâh Saîd el-Muallim