«
  1. Ana sayfa
  2. SOHBETLER
  3. Ramazan Yaklaşırken

Ramazan Yaklaşırken

Muttakilere kitabıyla yol gösterenin ismiyle…   

Kitabını öğüt, şifa, hidayet ve rahmet kılına sığınarak… İçerisinde düşünüp öğüt alınacak ayetlerle, en doğruya yöneten kitabın sahibinden yardım isteyerek…

Ramazan’ı anlamak, Ramazan’ı anlamlı yaşamak ve insanlara bu anlamı anlatabilmek için…

Satırlardan sadırlara hakikatlerin ulaşması duasıyla… Ramazan’ı seçen, orucu bize yazanın yüce ismiyle…

Değerli Ramazan yolcuları! Hayat yolculuğumuz aylar üzerinden devam ederken her sene Ra-mazan ayına uğrar yolumuz. Rabbimizin izniyle bu senede yeni bir Ramazan ayına yaklaşmış bulunmaktayız. Allah subhanehu ve teala ömür verirse sayılı günlerin ardından mübarek      Ramazan ayına tekrar hoş geldin diyeceğiz. Hoş gelsin ve hoş gitsin, inşallah.

Evet, bir takım insanların sandığı gibi, Ramazan; eğlenti ve gezinti, iftar ve gece program-ları, sazlar ve sözler, Hacivat ve Karagözler, pamuk helva ve şekerlerin ayı değildir, elbette. Bunlar anlamı çarptırılan Ramazan anlayışının getirdiği şeylerdir. 

Cahili toplumlarda maneviyatı katleden insanlar her şeyi oyun ve eğlenceye, zevk ve sefaya endekslediklerinden Ramazan’ın anlamı da onlarda başka şeyler çağrıştırır.

Bu ayda nice dinsiz, sahte dindar pozları yapar. Dine saldıran nice gazete Ramazan köşesi açar okurlarına, yine nice azılı İslam düşmanının kanallarında Ramazan programları yapılır. Ner-de reformist kafalar varsa buluşturulup tokuşturulduğu aydır, Ramazan. 

Münafıkların bile dindar gözükmeye çalıştıkları aydır, Ramazan. Ramazan’ı ortadan kaldıra-mayanların Ramazan’ın içeriğini kendilerinin doldurmaya çalıştıkları ayın adıdır, Ramazan. Din adına konuşanların çok çeşitli konulardan konuştukları halde nedense tevhidden ve şirk-ten, tağuttan ve reddinden, laikliğin küfründen ve şeriat düzeninin gerekliliğinden bahsetmedik-leri aydır, Ramazan.

Her sene mukabeleler yapılıp Kuran’ın baştan sona okunduğu ancak manasının hiç anlaşıl-madığı aydır, Ramazan. En çok okunduğu halde en çok anlaşılmayan kitabın ilk ayetlerinin indiği aydır, Ramazan.

Oysa sizlerin de bildiği gibi kardeşlerim!   Ramazan evveli rahmet, ortası mağfiret ve sonu cehennemden kurtuluş ayıdır. Bizi yoktan var edenin bize sunduğu nimetler ayı olan Ramazan, maddi ve manevi bereketin ayıdır.

Nefislerimizin disipline edilip eğitildiği bir okuldur, Ramazan. Ramazan, vahyin ayıdır. Hira’ya yürüyen o seçilmiş adımların nübüvvetle Hira’dan indiği aydır, Ramazan. Ramazan, bin geceden hayırlı geceyi saklayan sevab ayıdır. 

Diğer aylarda görülmeyecek bir şekilde orucun kendisiyle bütünleştiği ayın adıdır, Ramazan. Ramazanda terbiyeden geçerek diğer aylara bu terbiye ile yöneldiği terbiye ayıdır, Ramazan.

Evet, değerli kardeşlerim! Seçen Rabbimiz bizlere Ramazan-ı Şerifi oruç ayı olarak seçmiştir. Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: “Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakınmanız (takvaya erişmeniz) için oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı.” (Bakara:2/183-184) 

Rabbimizin bizden önceki ümmetlere farz kıldığı orucun maddi ve manevi faydaları vardır. Beden ve ruhtan meydana gelen insanın içine ve dışına şifadır oruç. 

El-Hakim olan Rabbimizin dininin emir ve nehiyleri biz aciz kulların kendi menfaatlerimizedir. Bizler onlarda ki hikmetleri anlayalım veya anlamayalım bu böyledir. Rabbimiz bizlere nasıl kulluk yapacağımızı emir ve nehiylerle belirlerken aslında kendi menfaatlerimize göre güzel, doğru, şahsiyetli, namuslu, sağlıklı -ve daha söylemekten aciz kalacağım kadar iyi özelliklerle- bir hayatı nasıl yaşayacağımızı bize göstermektedir. O hiç bir şeye ihtiyacı olmayanken, bu emir ve nehiylerle birlikte bir hayatı yaşamaya insanın ihtiyacı vardır. 

Öyleyse kardeşlerim! Namaz, oruç, zekât, hac ve diğer ibadetlerin hepsi biz insanların men-faatine olan ibadetlerdir. Bu noktadan bakışla ibadetler külfet değil, rahmettir.

Rabbimiz az önce geçen ayette ‘kendisine karşı gelmekten sakınıp takvaya ermek’ için oru-cun farz kılındığını beyan etmektedir. Kulun her şeyin ve kendisinin tek sahibinden korkması -haşyet duyması- gerekir. Elbette bu sevgiye -muhabbete- engel de değildir. Ancak kulun varlık sebebi kullukken onu yoktan var edicisinin gazabından çekinmesi gerekir ki, bu takva ehlinin yapmaya çalıştığı bir şeydir. 

Takva ehli muttaki bir kul, en büyüğünden en küçüğüne kadar günahlardan beri olmaya çalı-şan kişidir. Günahın büyük küçük değerlendirmesi aslında daha büyüğüne göre daha küçük kalan günahlarken, takva ehli bunun bilinciyle hareket ederek büyüğü ve küçüğüyle günahların kime karşı yapıldığının hesabıyla hareket eder. 

Ve kardeşlerim! Rabbine karşı kulluk sorumluluğunun şuuruyla hareket edenler oruçla da takva şuuruna erecek kişilerdir. Bu kişiler oruç sayesinde günahlara karşı daha bir dikkatli olacak ve normal zamanlarda yapageldikleri birçok şeyden ellerini çekecektirler.

Oruçla kişi nefsinin beslediği iki yolu kapatır. Bu iki yoldan birincisi midesi, ikincisiyse şehvet yoludur. Kişi bu yolları kesince nefsinin üzerinde hâkimiyet kurmaya başlar. Bu iki yolla gelebilecek süfli duygular yerine ulvi duygulara bırakır. Mide aç kalıp daralınca ve akıldan şehvet uzaklaşınca, kalp inşirah bulur.

Oruçla batini zevki yudumlayan kişi, midesinin zahiri açlığını bastırır. Oruç imsak ve iftar ara-sında uzun bir ibadet olduğundan kişi bu geniş zamanda kulluğunu yapmanın hazzına erer. Ve oruca eklenen teraviler, sahurlar, teheccütler ve tilavetlerle Ramazan ibadet ayına dönüşür.

Müslümanın hayatı sabır ve şükürle geçer. Üçüncü bir yol yoktur. Üçüncü yol olsa olsa isyan yoludur ki bu hüsrandır. Oruç ise içerisinde sabrı ve şükrü barındıran bir ibadet olup, isyan yolunu kapatarak, hüsranın da önüne geçer. Oruç öğretmen olur, sabrı öğretir. Açlığı ve açların halini gösterir. Elin bırakın harama, helale bile gidemeyeceği bir disipline koyar insanı oruç. En sevdiği şey önüne gelse eli gitmez, dudakları kuruyup soğuk suya yutkunarak baksa da ondan içmez. Hayatta böyle bir disiplinden geçen insan elini, dilini, gözünü ve diğer organlarını tutmasını öğrenir.

Efendimiz sallallâhu aleyhi vessellem’in ifadesiyle “Oruç (günahlara karşı) kalkandır.” (Müslim) Kişi nasıl kalkanla kendisini koruyorsa oruçla da kendisini korur. Şeytana ve şeytanilere karşı korunak olur, oruç. Açlıkla şeytanın damarlarda gezmesinin önüne geçilir.

Ramazan’da kişi kendisine daha bir çeki düzen verir. Aslında her zaman olması gereken halin bir nevi Ramazanda farkına varır insan. Hayatı Ramazan gibi yaşamak gerektiği gerçeği çoğunlukla Ramazanlarda aklına gelir insanın. Şimdi soru şu: “Nasıl yapsak ta bu gerçeği kalplerimize kazısak?” 

Son olarak kardeşler! Ramazan’a şuurla girmek ve şuurla eda etmek gerek. Sözler biter ama mana kalır. Sözleri unutsak da manayı unutmayalım. Ramazan bizim silkiniş ayımızdır. Ramazan Bedr’in zaferinin, Mekke’nin fethinin ayıdır. Tekrar Ramazanlarımız zaferlerin ve fetihlerin ayı olsun. İnşaallah.

Rabbim Ramazan’ı rızasına uygun olarak eda etmeyi ve hayatımızın her ayını Ramazan gibi yaşayarak geçirmeyi bizlere nasip etsin.

Selam ve dua ile…  

Esedullâh Saîd el-Muallim

Bir Cevap Yaz

Bir Cevap Yaz

E-Posta adresiniz paylaşılmayacaktır. Doldurulması zorunlu alanlar işaretlenmiştir *