«
  1. Ana sayfa
  2. MAKALELER
  3. Rabbin Kim?

Rabbin Kim?

RABBİN KİM? 

Esedulâh Saîd

 
Âlemlerin Rabbinin ismiyle…
Şuuruna varamadan çok defa duyduğumuz bir sözdür; “insan fani, ölüm ani” sözü. Ani ölümler bizlere fani olduğumuzu haber verse de, bizler balık hafızamızla sürekli ve sürekli unutmuşuzdur, bu hakikati.
Şimdi birileri çıkıp ve dese:
“Ey balık hafızalı! Bu gün varsan; seni varlık âlemine bir getiren var. Yokun iradesi de yoktur, mademki varsın, seni yoktan var eden bir irade var.
O ki, seni var ettiğinde sana gereken tüm organların yerli yerinde verendir. Sen mi kendini tasarladın, annen mi seni..? Yoksa seni ve anneni denge üzerine tasarlayan her şeye gücü yeten mi?
O ki, ilk anneyi de tasarlayandır.
O ki, hayatı ve ölümü yaratıp vesilelere bağlayandır.
O ki…
Okuruz, dinleriz ama yine ne dendiğini de unutur geçeriz değil mi? Maalesef biz nisyanın nesilleriyiz.
Evet, her canlı, her insan fani! Bu dünya ebedi karargâh değil, olmadı ve olmayacak. Her ölüm haberi faniliğin bir ilanı ve her ölümlü de kaçınılmaz fani…
İnsanın şöyle avazı çıktığınca bağırası geliyor:
“Ey kendilerini ölümsüz sananlar! Sizler ölümlüsünüz. Ölümlü, ö-lüm-lü. Bu dünya faniler diyarı, ölümlülerin mekânı. Ve bizler, her birimiz ölümlüleriz.”
Ölüm unutulunca ahirette unutuluyor. Bizler inanıyoruz ki: Rabbimiz bizleri bir amaç için yaratmış ve fani bedenlerimizi, bu fani dünyaya göndermiştir.
İnsan, soluklarının bitmesi ve ömrünün sona ermesinin ardından teklif yurdundan âlem-i berzaha hicret etmektedir. İnsan, bir nevi, âlem-i ervahtan âlem-i şehadete, oranda da âlem-i berzaha hicret eden bir muhacirdir.
Ancak burada ihtiyarilik yok, cebrilik var. Kimse “gelmem” diyemediği gibi, yine hiç kimse de “gitmem” diyemiyor.
O kaçılan, hoş karşılanmayan ölümle, girilen kabirler, bakmaktan bile kaçınılan mezarlar… Evet, orada bir âlem var: Ölümlüler âlemi.
Ve her bir insan da zorunlu olarak oraya gidecek.
Ve yine her birimiz, kabirde görevli meleklerin sordukları o ilk sorusunun muhataplarıyız:
-“Rabbin kim?”

Evet, o çetin gün…
O gün halimiz nasıl olacak?
Gelenler bizlere nasıl gelecek, nasıl gözükecekler?
İşte bunlar üzerinde her bir insan uzun uzadıya düşünmeli.
O gün aklımız şuan ki aklımız olacak ancak şu an rahatlıkla verdiğimiz cevapları o gün rahatlıkla veremeyebiliriz.
Ömer radıyallahu anhu; “Ey Allah’ın Rasulü! Akıllarımız bize iade edilecek mi?” diye sorduğunda, Efendimiz aleyhisselâm; “Evet, aynen şimdiki durumlarınız üzerinde olacaksınız” (Ahmed) demiştir.
Yine Rasulullah aleyhisselâm o güne yönelik şöyle haber verir:
“Ölü kabrine gelenler dağıldıklarında onların ayak seslerini duyar. Bu sırada kendisine ey filan! Senin Rabbin kimdir? Dinin nedir? Peygamberin kimdir? diye sorular sorulmaktadır.” (Ebu Davud)
Aklımız şimdiki aklımız olacak ancak cevaplarımız şimdiki verebildiğimiz cevaplarımız olabilecek mi? Yoksa burada ki halimize göre mi cevaplar vereceğiz?
Başka bir rivayette yine Efendimiz aleyhisselâm o günü bizlere haber veriyor:
Sonra ona iki melek gelir, onu oturturlar ve kendisine:
“Rabbin kim?” diye sorarlar. O:
“Rabbim Allah’tır” diye cevap verir. Bundan sonra melekler:
“Dinin nedir?” diye sorarlar. O da:
“Dinim İslam’dır” diye cevap verir. Sonra melekler:
Size gönderilen şu adam nedir(kimdir)? Diye sorarlar. Bu kişi:
“O Allah’ın Rasulüdür” diye cevap verir. Melekler:
Nereden biliyorsun? Derler. O da: Allah’ın kitabını okudum, ona inandım ve onu doğruladım” diye cevap verir.” (Ebu Davud)
Burada bahsedilen bahtiyar kişi; kabirde sorulara doğru cevaplara verebilmesi için kabrin öncesinde dosdoğru yolda doğru olarak yaşamış Mümin bir kişidir. Dünyada dilinden bunları dediği gibi, yine bu dediklerinin yansımalarını hayatında göstermiştir. Neticesinde de inandığı ve yaşadığı hakikatleri söyleyebilmiştir. Rabbim bizleri onlardan kılsın. Âmin Ya Rabbi!
Birde bunun aksi söz konusudur. Bu sözleri dünyada da söylememiş veya söylese bile bu sözlerin hakikatleri hayatına yansımamış olan kişinin durumudur. Böyle kişi için:
“Onun ruhu, bedenine döndürülür. Yanına iki melek gelir. Onu oturturlar. Kendisine:
“Rabbin kimdir?” diye sorarlar. O:
“Ne! Ne! Bilmiyorum!” diye cevap verir. Bu defa melekler:
“Dinin nedir?” diye sorarlar. O kişi yine:
“Ne! Ne! Bilmiyorum!” diye cevap verir. Bunun üzerine melekler:
“Şu size gönderilen şahıs (Muhammed aleyhisselâm) hakkında ne diyorsun?” Diye sorarlar. O yine:
“Ne! Ne! Bilmiyorum!” diye cevap verir.” (Ebu Davud)
Evet, iki farklı insan…
Zaten dünyada inançlar farklı olsa da, temelde iki farklı insan vardır: Tevhid ehli Muvahhidler ve diğerleri yani küfür ehli kâfirler. Tabi ki, iki farklı insanı, iki farklı son beklemektedir.
Birincisi için:
“Bunun üzerine gökten bir münadi: Kulum doğru söyledi. Ona cennetten döşekler hazırlayın ve kendisine cennet elbiseleri giydirin. Onun için cennete açılan bir kapı açın” diye seslenir. Bunun ardından onun için cennet rahatlığı ve kokusu ona ulaşır. Mezarı da gözünün görebildiği kadarıyla genişletilir.”
İkincisi için:
“Daha sonra gökten bir münadi: Yalan söyledi ona cehennemden yatak hazırlayın. Kendisine cehennem elbiseleri giydirin. Önüne de cehenneme açılan (cehennemi gösteren) bir kapı açın diye seslenir. Bunun üzerine o kişiye cehennemin sıcaklığı ve zehirleri ulaşır. Kaburga kemikleri birbirine geçecek kadar mezarı kendisine daraltılır.” (Ebu Davud)
Rabbim bizleri birinci kişi gibi doğru yaşayıp, kabirde de doğru söyleyen ve kabirdeki müjdeye nail olanlardan eylesin. İkincisinin haline düşürmesin. Amin ya Rabbi!
Sonuç olarak, bizler ölüme ve sonrasına iman edenleriz. Ölümün hemen sonrası kabir hayatıdır ki, ilk olarak bu sorgu bizleri beklemektedir. Şimdi aklımızı başımıza alıp düşünmemiz, düşünmemiz ve bir daha düşünmemiz gerekmekte…
Ölüm bir defa gelecek, dünya hayatı bir defa yaşanacak.
Geri dönüş, hatalarımızı, eksiklerimizi, günahlarımızı telafi etmemizin imkânı yok.
Ama hâlâ fırsatımız var. Yapmamız gereken bize sorulacak sorulara hazırlanmak. Nasıl mı?
“Rabbimiz Allah” dedikten sonra (haşa) “ben sizin en büyük Rabbinizim” (!) diyen firavunun çağdaş meslektaşlarını, onların Allah’a isyan ederek ortaya koydukları tüm İslamsızlıkları kabul etmemeliyiz. Allah’tan başka Rab kabul etmeyenler olarak,Tevbe Suresi 31. ayeti kerimesini tefsir eden Peygamberimizin açıkladığı gibi erbab/rabler edinilenleri asla dinlememeliyiz.
“Dinimiz İslam” dedikten sonra dinimizi öğrenmeli, onun tüm emir yasaklarını, tüm ibadetlerini harfiyen yaşamalıyız.
“Peygamberimiz Muhammed aleyhisselâm” dedikten sonra onu hayatın her anı ve alanın kendimize örnek ve önder olarak kabul etmemiz ve ne yapacaksak “Allah Rasulü nasıl yaptı?” diyerek onun yaptığı gibi yapmalıyız.
Kabir ahiret duraklarının ilkiyken burada birçok şey belli olacak, Saidler ve şakiler orada anlaşılacak. Ey Allah’ın kulu! Said miyiz, şaki miyiz belli değil! Ancak burada yaptıklarımız ve yapacaklarımız bunu belirleyecek.
Öyleyse gelin, “Rabbimiz Allah” diyelim ve O’na hiçbir şeyi ve hiçbir kimseyi eş koşmayalım. O’nun bizleri için seçip yolladığı dine sımsıkı sarılalım. O’nun gönderdiği son elçisinin Sünnetini kendimize hayat yapalım. Rabbim, bizlere bunu kolaylaştırsın. Âmin ya Rabbi!
“Rabbim Allah” diyerek sonra da istikamet üzere olanlara selâm olsun…
 

 İktibas Yapacakların Dikkatine! 

Esedullâh Saîd el-Muallim.

1437/2016