«
  1. Ana sayfa
  2. Fıkıh Soruları
  3. Organ nakli caiz midir?

Organ nakli caiz midir?

Soru: Organ nakli câiz midir?

Sorunun tam metni: Selam aleykum hocam. Organ nakli caiz mi bunu Allah için cevaplayın. Bir hastamız var ben organ vermek istiyorum. Câizlik noktasını bilmediğim için sormadan hareket etmek istemedim..

Cevâb: Ve aleykum selâm. Hamd ve hüküm, Allâh Subhânehu ve Teâlâ’ya mahsustur.

Ve aleykum selam kardeşim! Rabbim hastanıza ve hastalarımıza hayırlısıyla âcil şifâlar ihsân etsin.

Ölü ya da diri bir insândan diğer insâna işlevini sürdüren ve sürdürebilecek bir organın aktarımı olan “organ nakli” denilen vakıa, -geçmiş dönem İslâm âlimlerinden ışık tutabilecek bazı ictihadî sözler olmakla birlikte,- mevcut haliyle asrımıza ait bir meseledir.

Bu meselede öncelikle bilinmesi gerekli olan insânda asıl olan sağlıklı olmaktır. Hastalık ve benzeri durumlar ise arizi/geçici olan hallerdir. Usâme b. Şerîk radîyallâhu anh’dan rivâyet edildiğine göre, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Ey Allâh’ın kulları! Tedavi olun. Çünkü Allâh yarattığı her bir hastalık için -yaşlılık hâriç- mutlaka şifâsını ya da devâsını yaratmıştır.” [(SAHÎH HADÎS) Ebû Dâvud (3855); Tirmizî (2038)… ]

Ebu’d-Derdâ radîyallâhu anh’dan rivâyet edilen hadîste ise şöyle buyurmuştur:

“Allâh hem derdi ve hem de devâyı indirmiştir. Dolayısıyla her derdin bir devâsı vardır. Tedavi olun. Haramla tedavi olmayın.” [(SAHÎH HADÎS) Ebû Dâvud (3874); Beyhakî (el-Kübrâ: 19713)…]

Her iki hadîsde de tedavi olun” emriyle hastalıkların giderilmesi istenmektedir. Ancak her hastalığın tedâvisi aynı hükümde değildir.  Bu konu hakkında fıkıh kitâbları incelendiğinde kısaca şöyle söylemek mümkündür:

Hastalıklar iki kısımdır:

1. Hafif hastalıklar: Tehlike arzetmeyen, tedavi olunmasa da belirli bir süre sonra etkisini kaybederek ortadan kalkan hastalıklardır. Hanefî, Malikî ve Hanbelî fakihlerinden birçoğu bu tür hastalıklardan tedavi olmanın mübâh olduğunu söylemiştir. Şâfiî fâkihleri ise bunun müstehab olduğunu söylemişlerdir ki, doğru olan görüş budur. Zîrâ hadîslerde tedavi olun” buyrulmuştur.

2. Ağır hastalıklar: Tehlike arzeden, tedavi olunmadığında hayatın ya da bir organın telefine veya işlevselliğinin yitirilmesine yol açan hastalıklardır. Bu tür hastalıklardan tedavi olmak ittifakla vâcibtir.

İkinci olarak bilinmesi gerekli olan şey, insânın bizzat kendisi mükerrem/değerli yaratılmış olan bir varlık olmakla birlikte organları da değerlidir. Mal olarak alınıp satılamaz. Hediye edilmez. Zîrâ bu, insânın saygınlığını ve değerini düşürmektir. Bununla birlikte zarûrî durumlar, yasaklamış olan şeyleri câiz kılar. Üzerine icmâ edilen beş kâideden birinde geçtiği üzere:

الضَّرُورَاتُ تُبِيحُ الْمَحْظُورَاتِ “Zarûretler, yasak olan şeyleri mübâh kılar.” Misâl olarak zarûret içinde veya ikrâh altında olanın canını ya da uzvunu kurtarmak için haram bir maddeden ölmeyecek miktarda yemesi câizdir, hatta vâcibtir.

Yukarıda açıkladığım üzere tedavi edilmediğinde kişinin hayatının tehlike içinde olacağı hastalıklar ağır hastalıklar olup, tedavi edilmeleri vâcib olduğu gibi bu tedavinin mübâh olan şeylerle yapılması da ayrıca vâcibtir. Nitekim Ebu’d-Derdâ radîyallâhu anh’dan rivâyet edilen hadîste “haramla tedavi olmayın” buyrulmuştur.

Zarûret halinde haram ya da necis olan şeyler ile tedavi olmanın hükmü ihtilaflı olmakla beraber râcih olan görüş câiz olduğudur. Bu, Şâfiî ve Zâhiri mezheblerinin ve Hanefilerden İmâm Kasânî, Mâlikilerden İmâm İbn Habîb ve İmâm Sahnûn gibi ümmetin bazı fâkihlerin görüşüdür. Buradaki zarûretten maksat ise, tedavinin ancak haram kılınmış bir şey ile gerçekleşecek olması, helâl yoldan tedavi imkânının kesinlikle bulunmamasıdır. Çünkü zarûret: “Kişiyi dînen yasaklanmış olan şeyleri yapmaya mecbur kılan meşakkattir.”

Konu hakkında İmâm Şâfiî rahîmehullâh “el-Umm” da şöyle demiştir: “Dişi sökülmüş bir kimse yerine eti yenen boğazlanmış bir hayvanın veya başka birinin dişini yerleştirmiş olsa ve bir başkası da bu dişi sökerse bazılarına göre bu kişinin mâlî tazminât ödemesi gerekir.”

İbn Hazm rahîmehullâh şöyle demiştir: “Tedavi, zarûret mesabesindedir. Zarûret ise haramı mübâh kılar. Çünkü Allâh’u Teâlâ: ‘Allâh, yemek zorunda kaldıklarınız dışında size neleri haram kıldığını tek tek açıklamıştır…’ [el-Enâm: 6/119] Bu nedenle şarap gibi alkole bağımlı yapan madde de dâhil olmak üzere her çeşit haram yiyecek ve içeceği kullanma mecburiyetinde kalan herkes onu kullanabilir.” [Zeydân, Mecmua: 167.]

İmâm Nevevî rahîmehullâh ise şöyle demiştir: “Bir kimse, kırılmış kemiğini başka bir şeyle kaynaştırmaya muhtaç olursa, temiz bir kemik ile kaynaştırması gerekir. Temiz ve uygun bir kemik varken, necis kemiğin kullanılması câiz olmadığı gibi, necis kemik varken, masum insânın kemiğini kullanması da câiz değildir. Kullandığı takdirde, hem günah olur ve hem de adamın, yaşamını veya bir organını yitirme endişesi veya teyemmümde geçerli mazeretlerden herhangi biri olmayacaksa, o organın çıkarılması şer’ân zorunlu olur.

Hasta, temiz ve uygun bir kemik bulamazsa necis kemiği kullanmakta mazurdur. Bununla namazı da sahîh olup çıkarılması da gerekmez. Yarayı, necis bir ilaçla tedavi etmek veya necis bir iplikle dikmek de böyledir.” [el-Mecmûu: 3/138.]

Burada önemli bir nokta da şudur: Haram ya da necis olan bir maddenin şifâya vesile olması kesin olmaz ise onu tedavi amacı ile de olsa kullanmak câiz olmaz. Şifâ ihtimali haramı mübâh kılmaz. Nitekim İmâm Kasânî rahîmehullâh şöyle demiştir: “Şifâ bulma kesin olursa, haramla tedâvi olmak câizdir. Misâl olarak açlık anında leş yemek ve susuzluk zamanlarında veya boğazda lokma kaldığında şarap içmek, açlık ve susuzluğu kesin olarak giderdiği için câiz görülmüştür. Bu nedenle, necis veya haram bir maddenin şifâya vesile olması, yakîni değilse, onu tedavi için kullanmak câiz değildir.” [Bedâius-Sanâi: 1/61-62]

Bu itibarla organ nakli, ancak zarûret ilkesi üzerine bina olunacak diğer şartların tamâm olmasıyla birlikte -Allâh’u âlem- câiz olur. Aksi halde câiz olmaz; haram olmasının hükmü devam eder.      

Ölüden diriye organ naklinin câiz olabilmesi için gerekli olan şartları şu sekiz maddede toplamak mümkündür:

1. Organ naklinde zarûretin bulunması. Yani hastanın hayatını veya hayatî bir uzvunu kurtarmak için, bundan başka çaresi olmadığının, mesleki ehliyet ve dürüstlüğüne güvenilen uzman doktorlar tarafından tespit edilmesi.

2. Uzman bir ya da birkaç doktorun naklin başarı ile gerçekleşeceğine ve tedavinin olumlu sonuç vereceğine dâir zannı gâliblerinin bulunması.

3. Organı nakledilecek kişiden ölümünden önce kendisinden veya ölümünden sonra mirasçılarından izin alınmış olması.

4. Kendisine organ nakledilecek olan hastanın izninin ve rızâsının olması.

5. Dînen, tıbben ve hukûken ölümün kesinleşmiş olması.

6. Organın bir ücret veya menfaat karşılığında verilmemiş olması. Ancak organ nakli yapılmadığı takdirde, hasta için hayatî tehlike söz konusu ise, hastanın zaruret ile ihtiyaç duyduğu o organı satın alması câizdir. Bu satıştan doğacak günah, organı satana aittir.

7. Hastanın Müslümanlara ve insânlığa bela olmuş kimselerden olmaması. 

8. Yeterli tıbbî ve teknik şartların bulunması.

Diriden diriye organ naklinin câiz olabilmesi için gerekli olan şartları şu sekiz maddede toplamak mümkündür:

1. Organ naklinde zarûretin bulunması.

2. Organı nakledilecek olan kişinin açık olarak izin ve rızâsının bulunması.

3. Organı nakledilecek olan kişinin nakilden sonra hayati bir tehlikeye girmemesi ya da nakilden kaynaklı ağır bir sağlık sorunu ile karşılaşmayacağına dâir uzman bir ya da birkaç doktorun zannı gâlibinin bulunması ve bunun tıbbî raporla belgelendirilmesi.

4. Uzman bir ya da birkaç doktorun naklin başarı ile gerçekleşeceğine ve tedavinin olumlu sonuç vereceğine dâir zannı gâliblerinin bulunması.

5. Organın bir ücret ve menfaat karşılığında verilmemiş olması.

6. Kendisine organ nakledilecek olan hastanın izninin ve rızâsının olması.

7. Kendisine organ nakledilecek olan hastanın Müslümanlara ve insânlığa bela olmuş kimselerden olmaması. 

8. Yeterli tıbbî ve teknik şartların bulunması.

Sonuç olarak kardeşim, organ nakli yukarıdaki şartlara göre câizdir. Bu şartlar tamâm olmadığında ise haramdır.

Başarı, el-Hamîd ve el-Hakîm olan Allâh’tandır. 

O, her şeyin en iyisini bilendir.

Abdullah Saîd el-Müderris.

1441h./2020m.