«
  1. Ana sayfa
  2. SOHBETLER
  3. Ölüm ve Sâlih Amel

Ölüm ve Sâlih Amel

Rahmân ve Rahîm olan Allâh’u Teâlâ’nın adıyla…

Hamd,-âlemlerin rabbi olan- Allah’a mahsustur. O’na hamd eder, O’ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüğünden O’na sığınırız. O’nun hidayete erdirdiğini hiç kimse saptıramaz, saptırdığını ise hiç kimse hidayete erdiremez. Şehadet ederim ki, Allah’tan başka ibadete lâyık hiçbir ilah yoktur. Ve yine şehadet ederim ki, Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem O’nun kulu ve Rasûlüdür…

 Bundan sonra:

 İnşallah bu gün sizlere, anlatacak olduğum konu: “Ölümü çokça hatırlama ve kurtuluş vesilesi olan sâlih amellere yönelme” olacaktır. Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“Ölüm sarhoşluğu muhakkak ki gelir. Ey insan işte bu senin kendisinden kaçıp durduğun şeydir.’’ (Kaf: 50/19)

Ayet-i kerîmede Allah Subhânehu ve Teâlâ insanların ölümden kaçtığını bizlere bildirmiştir.

Peki, biz ne kadar ölümü hatırlayıp, hayıflanıyoruz. Malayaniyi ne kadar bırakıp, “ne halde’’ diye nefsimizi hesaba çekiyoruz?

Ey kardeşlerim! Biz ve tüm canlılar bu kâinatta bir yolcu misalidir. Ve hiçbir yolcu bulunduğu yerde kalıcı değildir. Ve sorulması gereken soru şudur: “Peki ya biz?’’

Biz nereden geldik ve nereye gidiyoruz? Bizzat ölümden mi, yoksa hangi hâl üzere öleceğimizden mi korkuyoruz?

Ama kesin olan şudur ki ölümden kaçıyoruz. Yani ondan uzaklaşmak değil; onu düşünmekten, zikretmekten, hatırımıza dâhi getirmekten uzak duruyoruz. İnsan neden kesin olan bir akıbeti hatırlamak istemez? Ve neden vakti hak olan ölümü aklından, zihninden bile uzak tutar?

Bu soruların cevabı hiç şüphesiz: “Nefse hoş gelen dünya nimetleridir.’’ Çünkü dünya hayatı nefse hoş gelen şeylerle çevrilidir. Azgın nefsin tuğyanını ve cürümünü çoğaltacak bin bir türlü dünya eğlentisi ve karşılığında ancak dünya geçimliği kazanabileceğimiz dünya meşakkati… Yani sayısız boş ve pis şeytan işleri…

Allâh Subhânehu ve Teâlâ mûciz kelamında bizlere şöyle bildirmiştir:

“Bilin ki; âhiret kazancına yer vermeyen dünya hayatı ancak bir oyundur, bir eğlencedir, bir süstür ve aranızda bir öğünüştür. Mallar da, evlatlar da bir çoğalıştır.’’ (Hadid: 57/20)

Evet, Müslümanlar! Allâh Subhânehu ve Teâlâ bu şekilde bize dünyanın ne kadar değersiz olduğunu bildirmiştir. Zaten Kur’an-ı Azimu’ş-şan’ın çoğu dünyanın zemmi, insanların dünyadan yüz çevirmelerini ve onları âhirete yönelterek ebedi kazanca davet eder. Peygamberlerin gönderiliş sebeplerinden birisi de insanları ahirete yatırım yapmaya davet etmektir. Bu nedenle mü’min kimse bu süslü dünya hayatından yüz çevirip, âhireti düşünür. Öyle ki dünyayı yoktan var eden yüce Halık bile dünyaya zerre miktarınca değer vermemiş, sevmemiştir. Bu nedenle bu imtihan yurdunda kâfirlere de müddet vermiş ve onlara istediği yolu kolaylaştırmıştır. Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Eğer dünya Allâh katında sivrisineğin kanadı değerinde olsa idi, ondan kâfire bir içim su vermezdi.” (Tirmizi)

Hadisi şerifte ifade olunduğu üzere bu imtihan yurdunda her yaratılmışa mühlet verilmiştir…

Evet, bu kâinatta her şeyin sonu olduğu gibi insanın ömrünün de sonu vardır. Gerçek ve ebedi yaşam ise ölümün bile öldüğü, herkesin ameline göre mükâfat veya cezaya nail olacağı âhiret yurdudur. Eğer insan kaçınılmaz olan ölümü unutup, akıbetinin nasıl olacağına dair nefsini hesaba çekmezse sonu hüsran olur. İşte bu noktada şeytan kula öylesine yaklaşır ki ona bu fâniyatta kalıcıymışçasına bir hayat yaşatmak için elinden geleni yapar.

Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem bir gün Ömer b. Hattab’ın (r.a) omuzlarından tuttu ve şöyle dedi:

“Bu dünyada bir garip yahut bir yolcu gibi ol.” (Buhari)

İbn Ömer de radîyallâhu anh şöyle derdi: “Akşamladığın zaman sabahı; sabahladığın zaman akşamı bekleme. Sağlığından hastalığına ve hayatından ölümüne zaman ayır.” (Buhâri)

Bu itibarla biz iman ehli kimseler, uzun hülyalara dalmamalıyız. Daha çok ibadet etmek ve âhiret azığı toplamak için sağlıklı vakitlerimizi ganimet bilmeliyiz. Ölüm bize gelene kadar, lütfedilen bu ömrü en iyi şekilde değerlendirmeliyiz. Nitekim Allâh Subhânehu ve Teâlâ, Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır:

“Her nefis ölümü tadacaktır.” (Ali İmran: 3/185)

Evet, şüphesiz bu vakti kesinleşmiş bir akıbettir. Öyleyse bu kaçınılmaz akıbeti çokça hatırlamalıyız. Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem de bu konuyla ilgili şöyle buyurmuştur:

“Lezzetleri yenen ölümü çokça anın.” (Tirmîzî, İbn Mâce)

İşte bu bizim halimizi düzeltmemizi ve kendimize çeki düzen vermemizi sağlar. Unutmayalım ki, yerilmiş dünyanın mahiyetini ve nelerinden kaçınılması gereğini bilmediğimiz sürece dünyanın yerildiğini bilmemiz bize bir fayda sağlamaz. Yani ölümü çokça hatırlayıp da bu korku zihnimizden, kalbimize ve amellerimize sirayet etmiyorsa gece gündüz ölümü anmanın bir faydası yoktur. Şunu da unutmayalım ki, insan nasıl yaşarsa öyle ölür ve nasıl ölürse o hal üzere diriltilir. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Her kul öldüğü hal üzere diriltilir.” (Müslim)

Yani mahşerde yüce Allâh’ın huzuruna nasıl çıkmak istiyorsak öyle yaşayıp öyle ölmeye gayret etmeliyiz. Allâh Subhânehu ve Teâlâ, şöyle buyurmaktadır:

“Ancak Müslümanlar olarak can verin.” (Ali İmran: 3/102)

Evet, dünyanın tek başına hiçbir değeri yoktur. Ancak dünya, ahirete götüren bir yol ve iyi ameller için bir tarla mesabesinde olursa değerlidir.

Peki, bu dünya bir oyun ve eğlence ise bu yurdun bizim için ahirete giden bir yol olması ve bizim de iyi bir yolcu olabilmemiz yalnızca ölümü hatırlamakla gerçekleşir mi? Yani yalnızca ölümü anarak yaşamak bize ebediyeti kazandırır mı?

Elbette ki hayır! Öncelikle, hatırladığımız ölümün sonrasında ki ebediyette bize vaat edilen mükâfatları düşünüp onlara nail olmaya çalışmalıyız. Ve azabından korkup Allâh’a sığınmalıyız. Çünkü ölüm sonu olmayan bir yurda açılan kapıdır.

Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem bir hadis-i şerifin de şöyle buyurmuştur:

“Cenaze ortaya konduğu ve insanlar na’şını omuzlarına aldığı zaman eğer iyi bir kimseyse: ‘Beni çabuk götürün’ der. Eğer kötü bir kimseyse: ‘Eyvah beni nereye götürüyorlar’ der. Ve sesini insan ve cin hariç her şey işitir. Zaten insan işitseydi düşer, ölürdü.” (Müslim)

Evet, işte o andan sonra hesap başlar. Kötü kimse için kabir dehşetli azabıyla kişiyi feryat ettiren cehennem çukurlarından bir çukura dönüşür. İyi kimse içinse cennet bahçelerinden bir bahçeye…

İşte kabirde cehennem çukurlarından bir çukurda kıyamete kadar kalmamak ve ahirette acıklı azaba düçâr olmamak için bu fani kâinatta Allâh’u Teâlâ’nın azabını ve azametini akletmeye çalışmalıyız.

Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem cehennemin büyüklüğü ile ilgili şöyle haber vermiştir:

“O gün cehennem yetmiş bin yular ile getirilir ve her yularından yetmiş bin melek tutup onu çekerler.” (Müslim)

Ebu Hureyre radîyallâhu anh ise Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in yanında oldukları bir zamanı şöyle anlatmıştır: “Bir gün Rasûlullah’ın yanında idik, bir gürültü duyuldu.

-‘Bunun ne olduğunu biliyor musunuz?’ diye­­­­­­­­­­ sordu. Biz de:

-‘Allâh ve Rasûlu daha iyi bilir’ dedik. Bunun üzerine O:

-‘Bu yetmiş sene önce cehenneme atılan bir taştır, düşüyordu, şimdi ise dibine ulaştı. İşte işittiğiniz gürültü odur’ buyurdu.” (Muslim)

Görüldüğü üzere cehennem azametli ve büyüktür. Bir o kadar da azabı çetin ve şiddetlidir. Bu da bize cehennemden olabildiğince sakınılması gerektiğini gösterir. Nitekim Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem cehennemin azabı hakkında şöyle buyurmuştur:

“Kıyamet gününde cehennemliklerin en hafif azap görenin şudur: Adamın ayaklarının altına iki kor parçası konur; bunlardan beyni kaynar. O da cehennem halkının en şiddetli azap göreni olduğunu zanneder. Hâlbuki o en hafif azaptır.” (Buhârî)

Allâh’u Teâlâ birçok ayet-i kerime de insanın çok cahil olduğunu ve çok az tefekkür ettiğini bildirmektedir. Bu yüzden nefsimizi âhiretteki büyük hesaptan önce, ruhumuz henüz cesedimizdeyken kendimiz hesaba çekmeliyiz. Yaşayan ölüler olmalıyız adeta… Çünkü unutmayalım ki bugün amel var, hesap yok; yarın ise hesap var, amel yok.

Enes radîyallâhu anh diyor ki: “Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem bir hutbe irat etti ki onun gibisini dinlemedim. O şöyle dedi: ‘Eğer âhiret hakkında benim bildiklerimi bilseydiniz çok ağlar, az gülerdiniz.’ Bunun üzerine ashap yüzlerini kapatıp ağlamaya başladılar.” (Buhârî)

Bizler de bu katı kalbimizi yumuşatmak ve gafletten uyandırmak için çok tefekkür edip ağlamalı ve kalbi katılaştıran hasletlerden uzak durmalıyız. Ve bilelim ki, ölümü hatırlamanın tek ilacı ahirete, oradaki azabın büyüklüğüne ve sevabın bolluğuna inanmaktır. Kişi bunlara kesin olarak inandığı vakit dünya sevgisi kalbinden göç eder. Zira kıymetli olanın sevgisi gönülden hor olanın sevgisini siler.

Evet değerli Müslümanlar! Şimdiye kadar ölümden, ölümü hatırlamaktan ve Allâh’ın azabından söz ettik. Fakat bu düşünceler amellere dökülmedikçe ancak zihinlerde kalır. Bu nedenle bu düşünceleri âhiret için bir faydaya dönüştürecek olan şey amellere sarılmaktır. Allâh Rasûlü sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Beş şeyden önce beş şeyi ganimet(fırsat) bil; ihtiyarlığından önce gençliğini, hastalığından önce sağlığını, fakirliğinden önce zenginliğini, meşguliyetten önce boş vakitlerini ve ölümünden önce hayatını.’’ (Hâkim)

Ve yine şöyle buyurmuştur:

“İki nimet vardır ki, insanların çoğu bunda aldanmıştır: Sağlık ve boş vakit.’’ (Dârimi)

Hasan-ı Basrî rahîmehullâh ise şöyle demiştir: “Acele edin! Bu hayat nefeslerden ibarettir. Onlar tükenirse kendileri ile Allah’a yaklaştığınız amelleriniz de sona erer. Nefsine bakıp da günahlarının sayısına ağlayan kimseye Allâh rahmet etsin.’’

Ey Müslümanlar! Bu itibarla amellere yönelmeli, onlara devam etmede acele etmeli ve nafile ibadetlerle Allah’a yaklaşmaya çalışmalıyız.

Dünyaya dalıp, amelleri geride bırakanlar ihmallerinden dolayı “vah bize!” derler. Ve “bugün değil, yarın yaparım” diyen ihmalkâr miskin bilmez ki, bugün kendisini oyalayan şey yarın da kendisiyle beraberdir. Ve gün geçtikçe meşgale büyüyecek ve kökleşecektir. Bu meşgalenin biri biter diğeri eklenir ve nihayet ummadığı anda ölüm kendini yakalar. İşte o ölüm, tüm lezzetleri yener ve zevkleri bitirir. Sevdikleri bile o noktadan sonra kişiyi terk eder. Malı da geride kalır, kendisine hiçbir fayda sağlamaz. Bundan sonra onun için yegâne dost ve kurtuluş vesilesi ancak salih amelleri olur. Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Ölüyü üç şey takip eder, ikisi geri döner, birisi kalır. Ailesi ve malı geri döner ameli ise kalır.’’ (Buhâri, Müslim)

Ölü defnedildikten sonra kendisiyle kalacak olan yalnızca amelidir. Zira kişi ameline karşılık rehindir. Allâh’u Teâlâ: “Her nefis ameline karşılık rehindir’’ (Müddessir: 74/38) buyurmuştur. Yani, insanın dünyadayken işlediği salih ameller ve hayırlı işleri, onun için geride bıraktığı bolca maldan ve genişçe bir aileden daha hayırlıdır. Allâh Subhânehu ve Teâlâ salih amel işleyenleri kelamında şöyle bildirmiştir:

“Asra yemin olsun ki, insan hüsrandadır. Ancak iman edip salih ameller işleyenler, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesna.’’ (Asr: 103/1-3)

Ey Müslümanlar, bizler de âlemlere rahmet olan Rasûl-ü Ekrem sallallâhu aleyhi ve sellem’i ve O’nun ilahi rızaya ulaşmış ve kendilerine Allâh’u Teâlâ’nın rahmeti ve sekîneti inmiş olan ashabını önder ve örnekler edinmeliyiz.

Bu sebeple Allâh’u Teâlâ’nın hakkıyla korkmaya gayret etmeli ve takva ehlinden olmalıyız. Lezzetleri yenen, ebediyete ve en sevgiliye açılan bir geçit olan ölümü çokça anmalı ve hatırlamalıyız. Sahtelikten ve imtihandan ibaret olan dünyadan ve sevgisinden sakınmalıyız. Bu dünyada yalnızca gideceği yere azık toplayan bir yolcu misali olmalıyız. Ve bizi elem bir azaptan kurtaracak olan salih amellere yönelmeliyiz. Çünkü Rasûlullah şöyle buyurmuştur:

“Yedi şey gelip çatmadan önce amellere koşun. Her şeyi unutturan fakirliği mi bekliyorsunuz? Yahut insanı taşkınlığa sevk eden zenginliği mi? Yahut akli melekeyi bozan hastalığı mı? Yahut insanı bunaklaştıran yaşlılığı mı? Yahut insanı bitiren ölümü mü? Yahut Deccal’i mi ki görünmeyen ve beklenen en büyük şerdir?  Yoksa kıyameti mi bekliyorsunuz ki o, en büyük ve en acı beladır.” (Tirmîzî)

Ve bizler unutmamalıyız ki her amelimiz kaydedilmektedir. Ve mahşerde insana “Oku kitabını” denilecektir. İşte bizlerde bu vakitleri ganimet bilip amellere sarılmalıyız.

Allâh’u Teâlâ’nın bizi ölümü çokça hatırlayıp, ebedi yurda bolca yatırım yapanlardan eylesin. O’nun rahmetini ümit edenlerden ve O’nun azabından hakkıyla korkanlardan kılsın bizleri. Bu sayede bizi korkularımızdan emin kılıp, ateş azabından azat etsin. Ve hepimize canlarımızı Müslüman olarak vermeyi nasip etsin. Ve tüm Müslümanları sonsuz ve benzersiz nimetlerle dolu olan Firdevs-i A’la cennetine kavuştursun. Allâhumme Âmîn.

Ve’l-Hamdulillâhi Rabbi’l-Alemin…

Muhammed Şahan