«
  1. Ana sayfa
  2. İSLÂM ÖNDERLERİ
  3. Nuh (a.s) Kıssası

Nuh (a.s) Kıssası

018NUH (a.s) KISSASI ve BESMELE

Ebû Ubeyde Esedullâh Saîd el-Muallim

“Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın ismiyle”

Rabbimiz Allah subhanehu ve teâlâ insanlara doğru yolu bilmeleri ve yaşamaları için seçtiği peygamberlerini kavimlere yollamıştır. Nuh aleyhisselâm’ı da kendi kavmine yollamıştır.     

“Andolsun biz Nuh’u da kendi kavmine gönderdik.” (Araf: 7/59)     

Ve o da diğer Allah subhanehu ve teâlâ’nın kullarına yolladığı elçiler gibi kavmini Allah subhanehu ve teâlâ’ya ibadete çağırdığında kavmine şöyle sesleniyordu:

“Ey kavmim Allah’a kulluk edin! Sizin Ondan başka ilahınız yoktur. Doğrusu ben sizin için büyük bir günün azabından korkmaktayım.” (Araf: 7/59)

Tüm peygamberler insanlığa doğruları öğütlemişler ve yanlışlardan dönmeleri içinse uyarılar yapmışlardır. Her dönemde ise doğruların düşmanları, doğruların açıklayıcılarına ve onlarla birlikte olanlara saldırmışlardır. 

Nuh aleyhisselâm‘ın kavminin sözü geçerli olan idarecileri ve toplumun ileri gelenleri olan müstekbirlerde onun bu hak bu davetine karşı çıkıyor ve Allah subhanehu ve teâlâ’nın seçilmiş hak peygamberine şöyle diyorlardı.

“Gerçekte biz seni açıkça bir şaşırmışlık ve sapmışlık içinde görüyoruz.” (Araf: 7/60)

“Biz seni sadece bizim gibi bir insan olarak görüyoruz. Bizden basit görüşlü hareket eden alt tabakamızdan başkasının sana uyduğunu görmüyoruz. Ve sizin bize karşı bir üstünlüğünüzü de görmüyoruz. Bilakis sizin yalancılar olduğunuzu düşünüyoruz.” (Hud: 11/27)

“Sana düşük seviyeli kimseler tabi olup dururken, biz sana iman eder miyiz hiç?”(Şuara: 26/11)

Onlara sapkın ve şaşkın hallerini bildiren Allah subhanehu ve teâlâ’nın peygamberine karşı o inkârcı kâfirler, Nuh aleyhisselâm’ı şaşırmışlık ve sapıtmışlıkla itham etmişlerdi. İnkâr cümlelerinden birinde onu insan olarak gördüklerini söylüyorlardı. 

Aslında niyetleri iman etmek olmayan tüm zamanların kâfirlerinde ortak olarak görülebilecek bir özellik iman etmemek için bahaneler ileri sürmektir. Ve Nuh aleyhisselâm’ın kavmi de inkârlarında direten bir kavim olarak Nuh aleyhisselâm’a karşı sürekli inkâr cümleleri söylemişlerdi. 

Yine Nuh aleyhisselâm’a uyanların toplumun zayıf kesiminin, fakirlerinin uymasını da onun için bir utanç olarak gösteriyorlar ve Nuh aleyhisselâm’ı yalancılıkla suçluyorlardı.

Nuh aleyhisselâm ise onların sözlerine karşılık veriyor ve görevini yapmak için büyük bir gayret sarf ediyordu:

“Ey kavmim! Bende bir ‘şaşırmışlık ve sapıtmışlık’ yoktur. Ama ben Âlemlerin Rabbinden bir elçiyim.”(Araf: 7/61)

“Ben sizin için apaçık bir uyarıcıyım”(Hud: 11/25)

“Allah’tan başkasına tapmayın! Ben size (gelecek) elem verici bir günün azabından korkuyorum.” (Hud: 11/26)

“Ey Kavmim! Allah’ın emirlerini bildirmeye karşılık sizden herhangi bir mal istemiyorum. Benim mükâfatım ancak Allah’a aittir. Ben iman edenleri kovacak ta değilim. Çünkü onlar Rablerine kavuşacaklardır. Fakat ben sizi bilgisizce davranan bir topluluk olarak görüyorum.” (Hud: 11/29)

“Ey kavmim! Ben onları kovarsam beni Allah’tan kim korur? Düşünmüyor musunuz?” (Hud: 11/ 30)

Buna karşılık Nuh aleyhisselâm’ın kavminin ileri gelen inkârcı kâfirleri Nuh aleyhisselâm ile tartışmaya giriyorlar ve inkârcılıklarını şu sözler ile Nuh aleyhisselâm’a iletiyorlardı:

“Ey Nuh! Bizimle mücadele ettin ve bize karşı mücadelede çok ileri gittin. Eğer doğrulardan isen kendisiyle bizi tehdit ettiğini bize getir” (Hud: 11/32)

Böylece hakka karşı direnişlerini sürdürürlerken kendi dilleri ile azabı da istiyorlardı. Kendi aralarında konuşup, halka açıklama yaparlarken de:

“Bu tıpkı sizin gibi beşer olmaktan başka bir şey değildir. Size üstün ve hâkim olmak istiyor. Eğer Allah isteseydi muhakkak ki melekler gönderirdi. Biz geçmişteki atalarımızdan böyle bir şey duymadık.” (Mu‘minun: 23/ 24)

“Bu yalnızca kendisinde delilik buluna bir kimsedir. Öyle ise bir süreye kadar ona katlanıp bekleyin bakalım” (Mu’minun 23/26) diyorlardı.

Evet, insanları Allah subhanehu ve teâlâ’nın ismi ile O’nun razı olduğu güzel ve doğru onlara çağıran kişiyi “yalanladılar, delidir dediler, O baskı altına alınıp engellenmişti.” (Kamer: 54/9)

Allah subhanehu ve teâlâ’nın kullarına kul olduklarını hatırlatan bir seçilmiş kula karşı cahiliyenin uygulamış olduğu yöntem onu yalanlamak, davasını yaymaktan onu engellemekti. [Bugünde Peygamberlerin hak davetini insanlara öğütleyenlerin karşılarına aynı şeyler çıkmaktadır. Onlarda cahiliye sistemlerinin basın-yayın organlarında yalanlanabilmekte, haklarında; ‘irticacıdır, gericidir, haricidir, aşırı dincidir, … ‘ denilebilmektedir. Toplumla o kişinin buluşmasının önüne her türlü engeli koymak için cahili sistemler büyük bir engelleme politikası içerindedirler. Amaç insanların tevhidi hakkıyla bilmemesi ve Allah subhanehu ve teâlâ’nın ismiyle bir hayatı yaşamamasıdır.]

Sonunda Nuh aleyhisselâm inkârcıların bu durumlarını Rabbine arz etti:

“Rabbim dedi doğrusu ben kavmimi gece gündüz (imana) davet ettim. Fakat davet etmem kaçıştan başkasını arttırmadı. Gerçektende (imana gelmeleri ve böylece) günahlarını bağışlaman için onları ne zaman davet ettiysem, parmaklarını kulaklarına tıkadılar. (Beni görmemek için) örtülerini başlarına çektiler, büyüklük tasladıkça büyüklük gösterip direttiler. Sonra ben kendilerine haykırarak davette bulundum. Sonra onlarla hem açıktan açığa hem de gizli gizli konuştum. Dedim ki Rabbinizden mağfiret dileyin çünkü o çok bağışlayıcıdır. Mağfiret dileyin ki üzerinize gökten bol bol yağmur indirsin mallarınızı ve oğullarınızı çoğaltsın size bahçeler ihsan etsin. Sizin için ırmaklar akıtsın. Size ne oluyor ki Allah’a büyüklüğü yakıştırmıyorsunuz? Oysa sizi türlü merhalelerden geçirerek o yaratmıştır.

Görmediniz mi Allah yedi göğü birbiriyle ahenktar olarak nasıl yaratmış onların içinde ayı bir nur kılmış güneşi de bir kandil yapmıştır. Allah sizi de yerden bir bitki gibi bitirmiştir. Sonra sizi yine oraya döndürecek ve sizi yeniden çıkaracaktır. Allah yeryüzünü sizin için bir sergi yapmıştır. Ki onda geniş yollar edinip dolaşabilesiniz (diye).” (Nuh: 71/5–20)

Nuh aleyhisselâm hiçbir dünyalık beklentisi olmadan büyük bir sabırla görevini yapmıştı. Onlara gizli-açık tevhidi daveti sunmuştu. Allah subhanehu ve teâlâ’nın onlar üzerindeki nimetlerini anlatmış, doğru yolda oldukları takdirde bu nimetlerin daimi olacağını bildirmişti. Fakat onlar -inkârı hayat yapanlar olarak- inkâri hayatlarını korumak uğruna Allah subhanehu ve teâlâ’nın peygamberini tehdit ederek; “Ey Nuh (bu davadan) vazgeçmezsen iyi bil ki taşlanmışlardan olacaksın” (Şuara: 26/116) dediler. [Aslında her dönemde iman ehline karşı besmelesizlerin takındığı tavır aynıdır. Yıldırma, bastırma, maddi ve manevi işkenceler, baskınlar, sorgular, cezaevleri…]

İnkârcı hayat programlarını savunmak ve hakka teslim olmamak için putlarından vazgeçmemeyi birbirlerine öğütlüyor ve “Sakın ilahlarınızı bırakmayın, hele Ved’ten, Suva’dan, Yeğus ’tan, Yeuk’tan ve Nesr’den asla vazgeçmeyin”(Nuh:71/23) diyorlardı.

Hakkın karşısında batılın tarafı olarak sebat ediyorlar ve batılı her türlü destekliyorlardı. Tevhidin hayata hâkim olmaması için kararlıydılar.

Onlar bu hallerindeyken sonunda Nuh aleyhisselâm Rabbine şöyle niyazda bulundu:

“Gerçekten ben yenik düşmüş durumdayım. Artık Sen (bu kâfir toplumdan) intikam al.” (Kamer: 54/10)

“Yeryüzünde kâfirlerden hiç kimseyi bırakma. Çünkü sen onları bırakırsan kullarını saptırırlar, yalnız ahlaksız nankör (insanlar) doğururlar (yetiştirirler).” (Nuh: 71/27)

“Artık benimle onların arasında Sen hükmünü ver. Beni ve beraberimdeki müminleri kurtar.” (Şuara: 26/ 118)

Ve Âlemlerin Rabbi yüce Allah subhanehu ve teâlâ Nuh aleyhisselâm’a vahyederek şöyle bildirdi:

“Gerçekten iman edenlerin dışında, kesin olarak kimse inanmayacak. Şu halde onların yaptıklarından dolayı üzülme. Gözetimimiz altında ve vahyimizle (emrimizle) gemiyi imal et.” (Hud: 11/ 36–37)

“Bizim emrimiz gelip de sular coşup yükselmeye başlayınca her cinsten eşler halinde iki tane ve birde içlerinden daha önce kendisi aleyhinde hüküm verilmiş olanları dışındaki aileni gemiye al. Zulmetmiş olanlar konusunda bana hiç yalvarma. Zira onlar kesinlikle boğulacaklardır. Sen yanındakilerle birlikte gemiye yerleştiğinde bizi zalimler topluluğundan kurtaran Allah’a hamdolsun de.”(Mu’minun: 23/27–28)

Nuh aleyhisselâm tam bir teslimiyetle Yüce Allah subhanehu ve teâlâ’ya tevekkül içerisinde emri yapmaya koyulduğunda da inkârcılar topluluğu da Nuh aleyhisselâm’a karşı saldırılarını sürdürmekteydiler. Hakkın gücünü önlemek adına, batılın sözcüleri alay etmeye giriştiler.

“Nuh gemiyi yapıyor kavminden ileri gelenler ise yanına her uğradıkça onunla alay ediyorlardı.” (Hud: 11/38)

Bunlara karşılık Nuh aleyhisselâm da onlara;  “Eğer bizimle alay ediyorsanız iyi bilin ki siz nasıl alay ediyorsanız bizde sizinle alay edeceğiz. Kendisini rezil edecek azabın kime geleceğini ve sürekli bir azabın kimin başına ineceğini yakında bileceksiniz” (Hud: 11/38–39) diye karşılık veriyordu.

Mademki batılda o kadar ısrarlıydılar, mademki hakkın karşısında batılı korumak uğruna hakka ve hak ehline saldırmaktan çekinmiyorlardı, elbette yaptıklarının -dünyada ve ahirette- karşılığı olmalıydı.

Ve inkârcıları rezil edecek beklenen azap geldiğinde Nuh aleyhisselâm çok az olan iman ehline: “Ona binin onun yüzmesi de demir atması (durması)da Allah’ın ismiyledir. Şüphesiz benim Rabbim bağışlayandır, esirgeyendir” (Hud: 11/41) dedi.

Tevhidi mesajı kabul etmiş azınlık, tevhide yanaşmayan çoğunluk… İman matematiksek hesaplamalara göre yapılamazdı. Sayı çoğunluğu hak olmak için ölçü değildi.

Evet, Rabbimiz az olan tevhid ehlinin kurtulacağını müjdeliyordu. Besmeleli hayatlar besmeleyle yüzen ve besmeleyle duran bir gemiyle tufandan kurtulacaklardı, bu Âlemlerin Rabbinin onlara bir ikramıydı. [Her dönemde tevhid ehli kurtulacak olanlardır. Sıkıntılar, işkenceler, alaylar, boykotlar, hapisler, darağaçları tevhid ehlinin yolunun üzerinde olsa bile sonuçta büyük kurtuluş yine tevhid ehlinindir.]

Allah subhanehu ve teâlâ’nın o besmelesiz kavim için azabı geldiğinde; “(Gemi) Onlarla dalgalar arasında yüzüyorken Nuh, bir kenara çekilmiş olan oğluna seslendi: Ey oğlum! Bizimle birlikte bin ve kâfirlerle birlikte olma” (Hud: 11/42)

Nuh aleyhisselâm hayatını tevhidi mesaja sırt çevirerek yaşayan oğluna son anda da kurtuluş çağrısını yenilediğinde, oğlu:

“Ben bir dağa sığınacağım, o beni sudan korur” (Hud: 11/43) dedi. Allah subhanehu ve teâlâ’nın azabından dağa sığınabileceğini sanmak besmelesizlerin çarpık bakışıydı.

Nuh aleyhisselâm: “Bugün Allah’ın emrinden esirgeyen olan (Allah)dan başka bir koruyucu yoktur” (Hud: 11/ 43) dedi.

Buna rağmen Nuh aleyhisselâm baba şefkatiyle oğlunun iman edip kurtulanlardan olmasını istemiş ve Rabbine seslenmişti:

“Rabbim! Şüphesiz benim oğlum ailemdendir ve senin vadin de doğrusu haktır. Sen hâkimlerin hâkimisin.”(Hud: 11/45)

Bunun üzerine Âlemlerin Rabbi, Nuh aleyhisselâm’a: ”Ey Nuh! Kesinlikle o senin ailenden değildir. Çünkü o Salih olmayan bir iş(yapmıştır). Öyleyse hakkında bilgin olmayan bir şeyi benden isteme. Gerçekten cahillerden olmayasın diye sana öğüt veriyorum” (Hud: 11/ 47) buyurmuştur. [En güçlü bağ iman bağıyken, cennet ehlide bu bağla birbirlerine bağlı olanlardır. Allah subhanehu ve teâlâ bu bağın ehlini birbirine kardeş kılmışken, bunun dışındakilerse hangi yakınlık derecesinde olurlarsa olsunlar aslında uzaktırlar.]

Yine tevhidi davete sırt çeviren besmelesizlerden birisi de Nuh aleyhisselâm’ın karısıdır. O da oğlu ile birlikte kavminin dinini ve yaşantısını benimsemiş Allah subhanehu ve teâlâ’nın ismiyle bir hayatı kabul etmemiş bir kimsedir.

“Allah inkâr edenlere Nuh’un eşini ve Lut’un eşini örnek verdi. İkisi de, kullarımızdan Salih olan iki kulumuzun nikâhı altındaydı; ancak onlara ihanet ettiler. Bundan dolayı (kocaları) kendilerine Allahtan gelen hiçbir şeyle yarar sağlamadılar. İkisine de: ‘Ateşe diğer girenlerle birlikte girin’ denildi.” (Tahrim: 66/ 10)

Tevhidi kabul etmedikten sonra babanın oğula, kocanın karısına faydasız yoktur. [Ah birde bunu babam hacı, dedem hoca… diyerek kendilerini avutanlara anlatabilsek.]
Evet, tevhidi davete kulaklarını tıkayan, hak davetçi ile alay eden insanlar sonunda hak ettiklerini buldular. Şehirleri, parlamentoları, putları ve putperest kanunları ile yeryüzünden silindiler.
O zalimler topluluğunun canı cehenneme!
pdf-2

Bir Cevap Yaz

Bir Cevap Yaz

E-Posta adresiniz paylaşılmayacaktır. Doldurulması zorunlu alanlar işaretlenmiştir *