«
  1. Ana sayfa
  2. EDEBİYAT
  3. Neyin İnâdı?

Neyin İnâdı?

neyin_inadiNEYİN İNÂDI?

Esedullâh Saîd

 
Her şeye gücü yetenin ismiyle…

İnsan, aciz varlık… Zayıflığı aşikar… İmkanları kısıtlı… Öyle ki o aciz, zayıf ve kısıtlı aklı, bedenine hâkim… Özellikle diline… Dil ki, âdemoğlunun en çok hata yaptığı uzvu… Öyle ki nice insan, bir sözle nihayetinde bin pişman ve perişan olabiliyor… Neler demiyor ki dil… Nasıl da haddini aşıp, insanoğlunun yaman hasmı, başının belası oluveriyor…

Söz deyip geçmeyin, bakın neticesine

Aman dikkat edin, hasım dillerinize

Evet, o ağzın içinde tutsak olan dil, nasılda boyundan, boyutundan büyük laflar ediveriyor. Cisimce bakıyorsun ki ufacık; yerine göre mükâfatı ya da cürümü ne de büyük… İnsan, diliyle imanını ikrar ettiği gibi, yine o dille de inkâr da edilebiliyor.

Ey kendilerine Müslüman’ım diyenler! Biliniz ve unutmayınız ki, Allah’ın dininin bir emrini ya da bir yasağını inkâr etmek, onunla alay etmek kişiyi dinden çıkartır. Örneğin bir kişi, Allah’ın bir emri olan örtünme emrini beğenmeyip, her fırsatta bu emri yerse ve açılıp saçılmayı da beğenip, sürekli öğütlese, bu kişi bu yaptığıyla Müslüman olamaz. Velev ki, dinin diğer emir ve yasaklarını harfiyen kabul etse ve uysa da; o kişi kâfirdir. Bu, dinin bütün hükümleri için böyledir. Gerçi bu garip zamanda inkârı ve isyanı meslek edinenler, dinin tüm hükümlerine karşı hazımsız ve de saldırganlar…

Kelamullah’ta Rabbimiz, cinlerin ve insin şeytanlarından bizlere haber veriyor. Düşünmek lazım, iblis haddini aşınca şeytan oldu. Haddini aşınca cin cinnin, insan da insin şeytanı olmakta. İnsin şeytanları etraftalar; onlara her yerde rastlamak mümkün… Özellikle de medyada boy göstermeyi seviyorlar… Kin kustukları yerlerin başında da bu gün ekranlar var. O kadar çok ki haddini aşan münkir, isyanda yarışan asi… Ağzı olan hesap etmeden sürekli konuşuyor.

Tabi sanmayın, böyle geldi böyle gider. Gün olur, dil susar, söz biter… Kimin dili susmamış, sözü bitmemiş; aklı olan dillerin sustuğu, sözlerin bittiği kabirleri gezer. Aklı ve idraki kör olan da, gezse de ne görür, ne duyar, ne anlar. O hayvan gibi, yediği kaba sürekli pisler durur…

İnsan ki, yokluktan var edildiğini bilir. Çoğunlukla bu var edenin Allah olduğuna da inanır. Ama yine de şeytanlaşmaktan geri durmaz. Kendi enesinin peşinde kendini helake sürükler durur. Oysa var edenin, var ediş gayesi belli: Var edene itaat ederek, ibadetlerini yalnızca O’na yaparak kulluğunu sunmak… Ya şeytanlaşanlar… Onlar ne yapmaktalar? Onların parolaları: “İnadına isyan…”

Ey isyanoğlu! Senin cürümün ne ki? İnkâr etsen, bağırıp çağırsan, tepinip dövünsen ne olur? İnadına küfür, inadına haram, inadına dekolte, inadına mini etek desen kim kazanır, kim kaybeder?

Bu halinle var mı bir zararın seni yaratana? Hâşâ! Ya kendine..? İnsanın kendine verdiği zararı tüm dünya bir araya gelse yine de verebilir mi? Hayır..! Şimdilerde kendine zarar vermeyi marifet sayanlar çıkmış, akılları sıra bir şeyler yapacaklar… Heyhat! Boğaz Köprüsünden atlayanı alkışlayan insanların mantığını, insan nasıl anlar? Bu isyankârlar, kendilerini ebedi ateşe atma da ne kadar da cüretkâr… Subhanallah! Akıl almıyor.

Rabbimiz, İnsanların çoğunun hakkıyla iman etmediklerini bizlere bildirmiş. Hakkıyla iman edenler, söylediklerine ve yaptıklarına dikkat ederler. Onlar, kendilerinin ebedi felaketi olan sözlerden ve işlerden kaçınırlar. Ya hakkıyla iman etmeyenler..? Onların durumu da ortada; omuzun üstünde bir baş, her başta bir beyin var ama… Hakkı bilip kabullenen akıl, hakkı dinleyen kulak, hakkı kabul eden dil, hakkı gören göz yok…

Tüm bu yoklarla insan, kendisine nimet olarak verilenleri kendi aleyhine kullanıyor da haberi yok. Sen çık Allah’ın emirlerine karşı gel; e, ne geçti eline, ne geçecek? Dönüşün bu gün, yarın yine O’na? Hadi, bakalım hesabını ver. O seninle isyan ve inkârda kardeş olanlar, burada yüzüne gülüp, seni alkışlayanlar sanma ki orada da yanında olacak. Sanma ki seni orada azaptan koruyacak. Tüm azaların düşman o gün… Aleyhine şahid…

Ne oldu, ne yaptın, ne başardın? İnkârın, isyanın ve yanındaki üç beş kafadarın ile dünyayı mı değiştirdin? Müslümanları kendine mi benzetebildin? İnadına açılanlar sen dedin diye mi açıldılar; yoksa zaten açıklar mıydı? Neyi kazandın? İsyan savaşını mı? Yoksa tüm nefretleri ve -bu halde ölürsen- ebedi hüsranı mı..? Allah’ın hükümlerine karşı bu kadar saldırgan oldun da, O’nun hükümleri mi kalktı? Hâşâ!

Bilin, ey gövdeler üzerinde ki hazımsız kafalar! İyi belleyin, bu asır, Allah’ın izniyle İslam’ın asrıdır. Alışın artık alışın, İslam’ın hükümlerine… O tepeden baktığınız mustazafların, Allah’ın hükümleriyle sizi yöneteceği günler -inşaallah- çok yakın. O ki, yoktan var eden, karanlıktan aydınlığı çıkartandır. O’na her şey kolay… O ki, asla sözünden caymayandır. Biiznillah, yeryüzüne O’nun tevhîd dini yayılıyor ve yayılacak; ta ki şirk dinlerinin hâkimiyeti bitinceye ve din, yalnız Allah’ın oluncaya dek… Allah, dinini mümin kullarıyla destekledi, destekliyor ve destekleyecek… Elhamdulillah…

Ve bugün, o beklenen günlerin arifesindeyiz. Hani bayram öncesinde tatlı bir telaş ve bekleyiş olur ya… Evet, ehli iman bu halde bu gün… Beklenen vakit kapı eşiğindeyken, siz ey nefislerinin düşmanları! Kime engel olabilirsiniz? Allah’a rağmen Allah’ın vaat ettiği günlere mi engel olacaksınız? Heyhat! Güneş üflemekle söner mi?

Ey haddi aşıp, nefislerine yazık eden kullar! Bırakın bu düşmanlığı; bırakın, yoksa gün gelir iş işten geçer. Gün gelir, can kuşu ömür kafesinden uçar gider. Gün gelir, Kızıldeniz üzerinize kapanır da, “inkârdan vazgeçtik, inandık!” deseniz de vakit çok geç olur. Vakit varken kendi aleyhinize çalışmayı bırakın da, tevbe edin. O ki, tevbeleri kabul edendir.