«
  1. Ana sayfa
  2. AKAİD
  3. Nevâkıdu’l-İslâm Şerhi (8. Bölüm)

Nevâkıdu’l-İslâm Şerhi (8. Bölüm)

Metin:

اَلسَّابِعُ: السِّحْرُ؛ وَمِنْهُ: اَلْصَّرْفُ وَالْعَطْفُ، فَمَنْ فَعَلَهُ أَوْ رَضِيَ بِهِ كَفَرَ، وَالدَّلِيلُ قَوْلُهُ تَعَالَى: ﴿وَمَا يُعَلِّمَانِ مِنْ اَحَدٍ حَتّٰى يَقُولَٓا اِنَّمَا نَحْنُ فِتْنَةٌ فَلَا تَكْفُرْۜ ﴾ 

Tercüme:

Yedincisi: Sihir yapmak. Sarf ve atf sihir çeşitlerindendir. Her kim, bunu yapar veya yapılmasına râzı olursa, kâfir olur. Bunun delîli Allâh’u Teâlâ’nın şu âyetidir: “Oysa o ikisi: ‘Biz, yalnızca bir fitneyiz, sakın küfretme’ demedikçe hiç kimseye (bir şey) öğretmezlerdi.” [el-Bakara: 2/102] 

 Şerh: 

Kişinin Sihir/Büyü Yapması Yahut Yaptırması: 

Müellif rahîmehullâh, “herkim sihir yapar veya yapılmasına râzı olursa, kâfir olur” diyerek kişiyi İslâm Dîni’nden çıkaran şeylerin yedincisini zikretmiştir. Ancak sihir yani büyü yapmanın hükmü, aşağıda tafsilatına gireceğim üzere ihtilaflıdır. Ehl-i Sünnet âlimlerinin cumhuruna göre, büyük küfürdür. Bu sebeble İslâm Dîni’nden çıkarır ve fâilini kâfir yapar. Bazılarına göre ise küçük küfür olup, dînden çıkarmaz ve fâili de kâfir olmaz. 

Sihir Tanımı ve Hakikati:

Sihir, büyü demektir. Sihir kelimesi “سحر s-h-r” kökünden mastar olup, lügatte “kaynağı gizli olan, sezilmeyen şey” demektir. Gizli olan her şey ve bir şeyi aldatma amaçlı olarak gerçek şeklinden gizlice başka bir şekle çevirmek anlamlarında kullanılmaktadır. 

Istılâhta ise: “Sihir, büyücü denilen şahısların kendi kabiliyetleriyle veya cinlerden yardım istemek veyahut ilaçlar kullanmak gibi yollarla yaptıkları bir tür hile ve aldatmacadır.” Bu da büyücünün sâhib olduğu ve istediği kimseyi etkilemesini sağlayan sınırlı bir güce bağlı olarak gerçekleşir.

Müellif rahîmehullâh’ın “sihir çeşitlerindendir” dediği sarf, nefret ettirmek; atf ise sevdirmek için yapılan büyüdür. Genelde karı koca arasını açmak yahut düzeltmek gayesiyle büyücüler tarafından yapılır.

Ehl-i Sünnet âlimlerinin cumhuruna göre, büyü hakikat olup, eşya üzerinde tesiri vardır. Mutezile fırkasıyla, Hanefîlerden Ebû Mansûr el-Mâturîdî ve Ebû Bekir el-Cessâs, Şafiîlerden Ebû Ca’fer el-Esterâbâzî ve zâhir olan görüşüne göre İmâm İbn Hazm’a göre, sihir gerçekte yoktur. Ancak aldatma, saptırma ve el çabukluğu ile yapılan bir harekettir. Doğru olan ise sihrin varlığını ve tesirini kabul eden görüştür. Çünkü Kur’ân-ı Kerîm’de düğümlere üfleyenlerin şerrinden Allâh Azze ve Celle’ye sığınılması emredilmiştir… 

Tüm bunlarla birlikte her bir tesir edici şey gibi sihir de, Allâh Azze ve Celle’nin emri altında ve O’nun tasarrufundadır. Dilerse sihri sebeb kılar tesir ettirir; dilerse de sihrin hiçbir tesiri olmaz.   

Sihrin ve Sihir Yapanın Hükmü: 

Ehl-i Sünnet âlimleri, sihrin yani büyü yapmanın -şer’î bir sebeb müstesna- haram olduğunda icmâ etmişlerdir. Zîrâ Kur’ân-ı Kerîm’de, büyü yapmak kötülenmiş ve küfür olduğu açıklamıştır. Bununla birlikte Ehl-i Sünnet âlimleri, büyü yapan kişinin işlediği bu fiille kâfir olup olmadığı konusunda ihtilaf etmişler ve özetle şu görüşleri benimsemişlerdir:

İmâm Ebû Hanîfe, İmâm Mâlik ve İmâm Ahmed bin Hanbel’e göre, sihir yapmak küfürdür. Sihir yapan, sihrin haram olduğuna inansın ya da inanmasın yaptığı sihir sebebiyle kâfir olur. Ancak Hanbelî âlimleri, ilaç, tütsü ve bir şey içirmek sûretiyle sihir yapan kişinin kâfir olmayacağını söylemişlerdir.

İmâm Şâfiî’ye göre ise, sihir haram olmakla beraber aslî bir küfür değildir. Bu sebeble büyücü, sırf büyü yaptığından dolayı kâfir olmaz ve öldürülmeyi de hak etmez. Büyücü ancak büyük küfür olan bir söz ya da amel işlerse yahut küfür olan bir şeye inanırsa ve yahut büyü yapmanın mubâh olduğunu kabul ederse kâfir olur. 

Sihir Yapanın Cezâsı:  

İmâm Ebû Hanîfe, İmâm Mâlik ve İmâm Ahmed’e göre büyü yapmak büyük küfür olduğundan fâilide yani büyücüde dînden çıkan bir mürteddir. Mürtedin hükmü ise tevbe etmezse hadden öldürülmesidir. Ancak İmâm Ebû Hanîfe ve İmâm Mâlik’e göre büyü yapan kimse tevbe etmeye davet edilmeden öldürülür. Çünkü onun tevbesine inanılmaz. İmâm Ahmed bin Hanbel’den ise tevbesinin kabul edilip edilmeyeceği noktasında iki görüş zikredilmiştir.

İmâm Şâfiî’ye göre ise, büyü yapmak küçük küfür olduğundan fâili de dînden çıkan bir mürted olmaz; hadden öldürülmesi de gerekmez. Onun öldürülmesi ise ancak büyüsü ile bir kimseyi öldürüp, “benim büyüm adam öldürür” veya “ben, onu öldürmek için yaptım” derse kısasen olur. “Bazen öldürür, bazen de öldürmez” derse kısas yapılmaz, sadece diyet alınır.

Sihir Yapılmasından Râzı Olmak:  

Müellif rahîmehullâh, “herkim sihir yapar veya yapılmasına râzı olursa, kâfir olur” diyerek bu fiilden râzı olmanın, fiilin hükmüyle aynı olacağını ifâde etmiştir.  Sihir yapmanın büyük küfür olduğu görüşünü tercih ettiğinden dolayı buna râzı olmanın da küfür olacağını açıklamıştır. Zîrâ Ehl-i Sünnet âlimlerine göre, küfre rızâ ittifakla küfür olup, kâide olarak şöyle ifâde olunmuştur:

اَلرِّضَى بِالْكُفْرِ كُفْرٌ

“Küfre rızâ küfürdür.”

مَنْ رَضِيَ بالكُفْرِ، فَهُوَ كَافِرٌ 

“Kim küfre râzı olursa, o kâfirdir.”

Bir kimsenin bir şeyden râzı olması ise, o şeyi sevmesi yâhut benimsemesiyle, emretmesi yâhut istemesiyle, hoş görmesi yâhut tavsiye etmesiyle veya hiçbir uzvuyla itiraz etmemesiyle bilinir. Kısacası İslâm’a göre kabulü ifâde eden tüm şeyler, râzı olmanın bir göstergesidir.