«
  1. Ana sayfa
  2. AKAİD
  3. Nevâkıdu’l-İslâm Şerhi (5. Bölüm)

Nevâkıdu’l-İslâm Şerhi (5. Bölüm)

Metin:

اَلرَّابِعُ: مَنْ اعْتَقَدَ أنَّ غَيْرَ هَدْيِّ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَكْمَلُ مِنْ هَدْيِهِ، أَوْ أَنَّ حُكْمَ غَيْرِهِ أَحْسَنُ مِنْ حُكْمِهِ، كَالَّذِي يُفَضِّلُ حُكْمَ الطَّوَاغِيتِ عَلَى حُكْمِهِ، فَهُوَ كَافِرٌ.

Tercüme:

Dördüncüsü: Her kim, başkasının yolunun Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in getirdiği yoldan daha kâmil olduğuna ya da başkasının hükmünün Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in hükmünden daha iyi olduğuna inanırsa, kâfir olur. Tıpkı tâğûtların hükmünü Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in hükmünden üstün tutmak gibi…

Şerh:

Kişinin Başkalarının Yolunu Ve Hükmünü Nebî’nin Yolundan ve Hükmünden Üstün Tutması:  

Müellif rahîmehullâh, “her kim, başkasının yolunun Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in getirdiği yoldan daha kâmil olduğuna ya da başkasının hükmünün Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in hükmünden daha iyi olduğuna inanırsa, kâfir olur” diyerek kişiyi İslâm Dîni’nden çıkaran şeylerin dördüncüsünü zikretmiştir. Hiç şüphesiz ki kim, başkasının yolunun Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in getirdiği yoldan daha kâmil olduğuna ya da başkasının hükmünün Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in hükmünden daha iyi olduğuna inanırsa, kâfir olur. Ehli Sünnet ulemâsı bu hükümde icmâ etmiştir.

Yolların Ve Hükümlerin En Hayırlısı, Nebî’nin Yolu Ve Getirdiği Hükümlerdir:    

Yolların en hayırlısı, kıyâmete kadar devam edecek olan Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in tüm insânlık için getirdiği yoldur. Câbir bin Abdullâh radîyallâhu anh’dan rivâyet olunduğuna göre, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: 

“Sözlerin en hayırlısı Allâh’ın Kitâbı’dır. Yolların en hayırlısı da Muhammed’in yoludur. İşlerin en kötüsü sonradan çıkarılandır. Her bid’ât sapıklıktır.” [(SAHÎH HADÎS:) Müslim (867); Nesâî (1578)…]

Hadîs-i şerîfte Muhammed aleyhisselâm’ın yolunun en hayırlı yol olduğu ve ondan başkasının ise sapıklık olduğu ifâde edilmiştir. Nasıl olmasın ki? Zîrâ o yol, Allâh’u Teâlâ’nın kendisine vahyettiği, desteklediği ve âlemlere rahmet olarak gönderdiği Nebîsi’nin yoludur. Nebîsi’nin bildirdiği hükümler ise Allâh’u Teâlâ’nın kendi vahyinden başkası değildir. Nitekim O, şöyle buyurmaktadır: 

“O, hevâdan (kendi istek, düşünce ve tutkularına göre) konuşmaz. O (söyledikleri), yalnızca vahyolunmakta olan bir vahiydir.” [en-Necm: 53/3-4]

Mikdâm bin Ma’dî Kerb el-Kindî radîyallâhu anh’dan rivâyet olunduğuna göre, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Dikkat edin, bana Kur’ân ve bir de onunla beraber onun misli bir daha (sünnet) verilmiştir.” [(SAHÎH HADÎS:) Ebû Dâvûd (4601); Ahmed (17174)…]

Allâh’u Teâlâ, âyet-i kerîmesinde Nebîsi Muhammed aleyhisselâm’ın dîne dair söylediklerinin vahiy olduğunu beyân etmiştir. Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem ise Kur’ân ile birlikte Kur’ân’ın tefsîri niteliğinde olan Sünnet’inde kendisine verildiğini bildirmiştir. Bu sebeble onun bildirdiği tüm hükümler, adalettir, haktır. Hikmet üzere olup, cağlar üstüdür. Onun helal olarak bildirdikleri helal, haram olarak bildirdikleri de haramdır. Bu sebeble de yol ve hüküm arayana Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in getirdiğinden ayrı doğru ve hak olan başka bir yol; Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in bildirdiğinden ayrı adalet ve hikmet olan başka bir hüküm yoktur. 

Başkalarının Yolunu Ve Hükmünü Nebî’nin Yolundan Ve Hükmünden Üstün Tutmak Küfürdür:   

Tâğûtların yolunu ve hükmünü Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in yolundan ve hükmünden üstün tutmak gibi başkalarının yolunu ve hükmünü Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in yolundan ve hükmünden üstün tutmak küfürdür. Zîrâ Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in yolu, Allâh’u Teâlâ’nın tevhîd dîni İslâm’dır. Hükmü ise, Allâh’u Teâlâ’nın kendisine indirdiği vahiyden başkası değildir. Allâh Azze ve Celle şöyle buyurmaktadır:  

“Allâh katında dîn İslâm’dır.” [Âli İmran: 3/19]

“Bugün sizin için dîninizi kemâle erdirdim. Size nimetimi tamâmladım ve sizin için dîn olarak İslâm’ı seçtim.” [el-Mâide: 5/3]

“Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa, (bilsin ki o dîn) ondan kabul edilmeyecek ve o âhirette hüsrana uğrayanlardan olacaktır.” [Âli İmran: 3/85]

Bu sebeble her kim, Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in yürüdüğü yol olan İslâm’a tâbi olmazsa yahut İslâm’dan başka bir yol ararsa, diğer yolları İslâm’dan üstün tutmuş olup, kâfir olur. Allâh’u Teâlâ’nın kendisinden asla kabul etmeyeceği bir yola sapmış olarak âhirette hüsrana uğrar. Bu hükme İslâm’ın cağa uymadığını zannedenler, demokrasiyi yahut laikliği İslâm’a tercih edenler ve bunlar gibi çeşitli beşerî ideolojileri benimseyenler öncelikli olarak dâhildir.    

Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in bildirdiği hükümler ise yukarda ifâde dildiği üzere Allâh’u Teâlâ’nın kendisine indirdiği vahyinden başkası değildir. Bu sebeble Muhammed aleyhisselâm’ın bildirdiği hükümlere -onları benimseyerek- tabi olmak îmân; aksi ise mutlak surette küfürdür. Nitekim Allâh’u Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“Rasûl size ne verdiyse onu alın, neyi de size yasak ettiyse ondan vazgeçin. Allâh’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz, Allâh’ın azâbı çetindir.” [el-Haşr: 59/7] 

“Kim de Allâh’a ve Rasûlüne isyan eder ve O’nun koyduğu sınırları aşarsa, Allâh onu ebedî kalacağı cehennem ateşine sokar. Onun için alçaltıcı bir azâb vardır.” [en-Nisa: 4/14]

Allâh’u Teâlâ, âyet-i kerîmelerinde Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in verdiklerini almayı ve nehyettiklerinden de vazgeçmeyi emretmiştir. Zîrâ onun verdikleri Allâh’u Teâlâ’nın kısas ve zekât gibi helal ve hayır kıldığı şeylerdir. Nehyettikleri ise fâiz ve zina gibi haram ve şerli olan şeylerdir. Bu sebeble her kim, isyan eder konulan helal ve haram sınırlarını aşarak içki ve kumar gibi haramları helâl (serbest); dâvet ve cihâd gibi helâlleri de haram (yasak) kılarsa; beşerîn ceza ve hukuk(!) kanunlarını, İslâm’ın ceza ve hukuk kanunlarının önüne geçirirse, tâğûtların lanetli hükümlerini Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in getirdiği ilâhî hükümlerden üstün tutmuş olacağından -Rabbim bizleri korusun- kâfir olur.

Tâğûtların Hükmünü Nebî’nin Getirdiği Hükümlerden Üstün Tutmak:    

Müellif rahîmehullâh, şerh ettiğimiz bu maddenin sonunda “tâğûtların hükmünü Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in hükmünden üstün tutmak gibi” diyerek, başkasının hükmünü Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in getirdiği hükümlerden üstün tutmanın küfür olmasına misâl olarak zikretmiştir. Bu misâl, doğru ve güzel bir misâldir. Zîrâ tâğût ismi cins bir isim olup, Allâh’u Teâlâ’nın hükmüyle hükmetmeyen ve yönetmeyen her türlü şeyi ve kimseyi kapsamaktadır. Allâh’ın hükümleriyle yönetmeyen demokrasi gibi beşerî bir sistem, bu sistemin idarecileri, beşerî sistemlerin hükümlerini tasarlayanlar ve bu hükümlerle hükmeden hâkimler öncelikli olarak buna dâhildir. Zikrettiğimiz bu ve benzeri tâğûtların hükmünü, Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in hükmünden üstün tutmak gibi bir fiilin sâhibi olan kimse, Müellif rahîmehullâh’ın zikrettiği üzere kâfirdir. Bunun hükmederken yahut hüküm isterken olması arasında fark yoktur. Allâh’u Teâlâ, Muhammed aleyhisselâm’ın getirdikleriyle değil de, tâğûtların aciz akıllarından uydurdukları lanetli kanunlarla hükmedenler hakkında şöyle buyurmuştur:   

“Her kim Allâh’ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar kâfirlerin ta kendileridir.” [el-Mâide: 5/44]

“Her kim Allâh’ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar zâlimlerin ta kendileridir.” [el-Mâide: 5/45]

“Her kim Allâh’ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar fâsıkların ta kendileridir.” [el-Mâide: 5/47]

Âyet-i kerîmelerde Allâh’u Teâlâ’nın indirdikleriyle değil de, tâğûtların beşerî kanunlarıyla hükmedenlerin kâfir, zâlim ve fâsık olacakları açıkça beyân edilmiştir. Bu sebeble demokrasi ve benzeri beşerî sistemlerin kanunlarıyla yahut aşiretlerin beşer kaynaklı töreleriyle… hükmedenler kâfirdirler. Beşer kanunlarıyla hükmeden hâkimlerin yaptıkları işin haram olduğuna inanmaları kendilerini küfre girmekten kurtarmaz. Zîrâ âyet genel olup, onda “helâl görürse” diye bir kayıt yoktur. Böyle bir kaydı teşrî yapan yöneticiler ve onların hâkimleri için zikretmek asrımızın vebâsı olan bir hastalıktır. Rabbim ümmete basîret ve ferâset versin. O’ndan dünyâ ve âhiret esenlik ve âfiyet dileriz.   

Allâh’u Teâlâ, Muhammed aleyhisselâm’ın getirdiklerinden değil de, tâğûtların aciz aklından uydurduğu lanetli kanunlardan hüküm isteyenler hakkında ise şöyle buyurmuştur:   

“Eğer herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz Allâh’a ve âhiret gününe gerçekten îmân ediyorsanız onu Allâh’a ve Rasûlü’ne (Kur’ân ve Sünnet’e) götürün; bu hem hayırlı, hem de netice bakımından daha güzeldir.” [en-Nisâ: 4/59]

“Sana indirilene ve senden önce indirilene gerçekten îmân ettiklerini zannedenleri görmüyor musun? Bunlar, tâğûta muhâkeme olmayı istiyorlar. Oysa onlar onu reddetmekle emrolunmuşlardı. Şeytân da onları uzak bir sapıklıkla sapıttırmak istiyor.” [en-Nisâ: 4/60]

Âyet-i kerîmelerde tâğûtlardan hüküm isteyenlerin Allâh’a ve âhiret gününe îmân şartını çiğneyen ve îmânlarında zan sâhibi olan kimseler oldukları açık olarak beyân edilmiştir. Bu sebeble her kim tâğûtlardan yani beşer kanunlarıyla hükmedenlerden gerek büyük, gerekse de küçük herhangi bir ihtilâfın hükmünü isterse -Rabbim bizleri korusun- kâfir olur. Allâh’u Teâlâ, diğer bir âyet-i kerîmesinde şöyle buyurmuştur:   

“Hayır! Senin Rabbine andolsun ki; onlar, aralarında çıkan çekişmeli işlerde seni hakem yapıp, sonra da verdiğin hükme, içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle boyun eğmedikçe îmân etmiş olmazlar.” [en-Nisâ: 4/65]

Abdullâh bin Amr radîyallâhu anh’dan rivâyet edilen hadîste, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem de şöyle buyurmuştur:

“Nefsim, elinde olan Allâh’a yemin ederim ki; arzusu benim getirdiğime tâbi olmadıkça hiç biriniz îmân etmiş olmaz.” [(SAHÎH HADÎS:) İbn Ebî Âsım (es-Sünne: 15); İbn Batta (el-İbâne: 279)…]

Âyet-i kerîmede ve hadîs-i şerîfte Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’e yani onun getirdiği Kur’ân ve Sünnet’e muhâkeme olmanın, verilen hükümden dolayı kalbte hiçbir sıkıntı duymamanın ve verilen hükme tam bir teslimiyetle tâbi olmanın îmânın şartlarından olduğu açıkça beyân edilmiştir. Bu sebeble her kim, ihtilaf ettiği şeyin hükmünü Kur’ân ve Sünnet’te değil de, tâğûtların lânetli kanunlarında ararsa, tâğûtların kanunlarını Nebî sallallâhu aleyhisselâm’ın inen hükümlerden üstün tutmuş olur. Böyle bir amelin sâhibi olan kimse, Ehl-i Sünnet’in ittifakıyla kâfirdir.