«
  1. Ana sayfa
  2. AKAİD
  3. Nevâkıdu’l-İslâm Şerhi (4. Bölüm)

Nevâkıdu’l-İslâm Şerhi (4. Bölüm)

Metin:

اَلثَّالِثُ: مَنْ لَمْ يُكَفِّرِ الْمُشْرِكِينَ أَوْ شَكَّ فِيِ كُفْرِهِمْ أَوْ صَحَّحَ مَذْهَبَهُم كَفَرَ.

Tercüme:

Üçüncüsü: Her kim, müşrikleri tekfîr etmez veya onların kâfir olduklarında şüphe ederse veyahut onların yolunun da doğru olduğunu kabul ederse, kâfir olur.

Şerh:

Kişinin Müşrikleri Tekfîr Etmemesi:  

Müellif rahîmehullâh, “her kim, müşrikleri tekfîr etmez ve onların kâfir olduklarında şüphe ederse veya onların yolunun da doğru olduğunu kabul ederse, kâfir olur” diyerek kişiyi İslâm Dîni’nden çıkaran şeylerin üçüncüsünü zikretmiştir. Hiç şüphesiz ki kim, müşrikleri tekfîr etmez veya onların kâfir olduklarında şüphe ederse veyahut onların yolunun da doğru olduğunu kabul ederse, kâfir olur. Ehli Sünnet ulemâsı bu hükümde icmâ etmiştir. Şeyh Velîd bin Râşid es-Sueydân şöyle demiştir: “Âlimler kâfir ve müşrikleri tekfîr etmeyen, onların küfründen şüphe eden veya onların yollarını doğrulayan kimselerin kâfir olacakları hususunda icmâ etmişlerdir.” [Velid bin Râşid, el-İcmâu’l-Akdî: 54. (374. Madde.)]

Müşrikleri Tekfîr Etmemek Küfürdür:   

Müşrikleri tekfîr etmemek veya onların küfründe şüphe etmek küfürdür. Bu sebeble küfrü açık ve sâbit olan müşrik bir kimseyi tekfîr etmeyen, onun tekfîrinde duraksayan ya da şüphe eden bir kimse, -Rabbim bizleri korusun- kâfir olur. Böyle bir kimsenin kâfir olmasının illeti, delâleti kat-i şer’î delîllerle hükmü ve ismi bildirilmiş olan bir şeyi kabul etmemektir. Yani Kur’ân, Sünnet ve icmâ gibi nassların küfür olarak bildirdiklerine küfür dememek, kâfir olarak hükmettiklerini kâfir bilmemek, küfrü ve kâfirliği bildiren nassları kabul etmemek demektir. Müslümanlardan ilimce en aşağı olan kimselerin dahi bildiği üzere, Kur’ân ve Sünnet’in haber verdiği, isimlendirdiği ve hükmettiği şeyleri kabul etmek îmân, kabul etmemek ise küfürdür. Allâh Subhânehu ve Teâlâ, şöyle buyurmaktadır:

“Bizim âyetlerimizi ancak kâfirler inkâr ederler.” [el-Ankebût: 29/47]

“Allâh’a karşı yalan uyduran veya kendisine geldiğinde hakkı yalanlayandan daha zâlim kim olabilir? Cehennemde kâfirler için kalacak yer mi yok?” [el-Ankebût: 29/68]

Bu sebeble, Kur’ân veya Sünnet’in açık ve kesin olarak kâfir olduğunu belirttiği bir kişiyi tekfîr etmeyen kimse, Kur’ân ve Sünnet’i yalanlamış olacağından, -Rabbim bizleri korusun- icmâ ile kâfir olur. Bu hükme; Hristiyanları ve Yahûdîleri, tâğûtları ve tâğûtların destekçilerini tekfîr etmemek yâhut bunların küfründe şüphe etmek öncelikli olarak dâhildir. Zîrâ bu kimselerin küfrü, nassların açık olarak bildirdiği üzere sâbittir.

Hükmün Uygulanış Şekli:  

Müellif rahîmehullâh’ın zikrettiği: “Kâfiri tekfîr etmemek ve küfründe şüphe etmek küfürdür” hükmünün uygulanış şekli şöyledir:   

1. Kim aslî kâfirleri tekfîr etmezse kâfir olur. Buna göre: Her kim Yahûdîler ve Hıristiyanlar gibi kitâb ehli müşrikleri, Budistler ve ateistler gibi kitâbsız olan aslî kâfirleri tekfîr etmezse kâfir olur. 

2. Kim nassların kâfir olarak isimlendirdiklerini olarak tekfîr etmezse kâfir olur. Buna göre: Her kim Kur’ân ve Sünnet’te kâfir olduğu bildirilen Şeytân, Firavun, Ebû Leheb, Ebû Cehil ve Deccal gibi kimseleri tekfîr etmezse kâfir olur.

3. Kim küfrü hakkında icmâ edilen kimseleri tekfîr etmezse kâfir olur. Buna göre: Her kim İbn Arabî ve taifesini, Düzriler ve Nusayriler gibi kimseleri, dîni ve dîne dair olan şiarları küçümseyenleri, tâğûtları ve destekçilerini tekfîr etmezse kâfir olur.

4. Kim şer’î delîllerin bir kimsenin kâfir olduğuna delâlet ettiğini gördükten sonra onu tekfîr etmezse kâfir olur. Buna göre: Her kim, Allâh’ın sıfâtlarından herhangi birisinin yaratılmış olduğunu söyleyenleri, kabirlere kurban kesenleri, Allâh’tan başkasından yardım isteyenleri ve Allâh’ın şeriatını bir kenara atarak kanun çıkaranları tekfîr etmezse kâfir olur.

Ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta, küfrü bazıları için kapalı kalmış yani işlediği küfrî fiiller herkes için açık olmayan kimseleri tekfîr etmeyenler tekfîr olunmazlar. Çünkü buradaki şüphe küfür fiilinin hükmünde değil, fâilin bu fiili işleyip işlememesi hakkındadır.   

Tekfîrin Şartları:  

Tekfîrin câiz olabilmesi için öncelikle gerekli olan şartların oluşması gereklidir. Bu şartlar oluşmadan Müslüman bir kimseyi tekfîr etmek câiz değildir. Bu şartlar altı tanedir:

1. Fiilin Küfür Olduğunda Nassın Kat’i Olması: Fâilin işlediği sözlü veya amelî fiilin küfür olduğuna dair delîllerin kat’î olması tekfîrin fiille ilgili olan birinci şartıdır. Sözlü veya amelî herhangi bir fiilinin küfür olduğunda şer’î delîllerin delâletinin zannî değil, kat’î olması gerekir. 

2. Fiilinin Küfre Delâletinin Sârih Olması: Fâilin fiilinin küfre delâletinin sarih yani açık olması, tekfîrin fiille ilgili olan ikinci şartıdır. Küfür olan kavlî (sözlü) veya amelî herhangi bir fiilinin, fâilden hiçbir şüpheye veya zanna mahal vermeyecek şekilde sâbit olması gereklidir. Zîrâ küfrü gerekli kılan fiilin varlığında zan veya şüphe olduğunda tekfîr câiz değildir. 

3. Fâilin Mükellef Olması: Mükellef olmaktan kasıt, akıllı ve baliğ olmaktır. Zîrâ baliğ ve akıllı olmayan kimseler yani çocuklar ve delîller şer’î teklife muhâtab olmadıkları gibi cezâya da ehil değildirler.

4. Fâilin Fiili Kasıtlı Olarak Yapmış Olması: Fâilin küfrü gerekli kılıcı herhangi bir şeyi kasten yapması, tekfîrin fâille ilgili olan ikinci şartıdır. Fâil küfrü gerektiren bir sözü veyahut bir ameli kasten değil de gayri ihtiyari yahut sehven yaptığı takdirde bu fiilden sorumlu tutulmaz. 

5. Fâilin Fiili İrâde Etmiş Olması: Fâilin küfrü gerekli kılıcı herhangi bir şeyi kendi hür irâdesiyle yapması, tekfîrin fâille ilgili olan üçüncü şartıdır. Fâil, küfrü gerektiren bir sözü veyahut fiili bir ikrâh/zorlama altındayken yaptığı takdirde bu tekfîr edilmez. 

6. Küfür Fiilinin Tespit Edilmiş Olması: Küfrü gerektiren bir fiilin, fâil tarafından işlendiğinin isbâtlanması şarttır. Bu isbâtlanmadığı sürece fâil, suçsuzdur. Zîrâ “beraatı zimmet asıldır.” Küfür fiilinin fâil tarafından işlendiğinin isbâtlanması iki şekilde olur: 

Birincisi: Kişinin itirafıdır. Fâilin bu ikrarı tekfîr ahkâmının kendisi üzerinde uygulanması için yeterlidir. İkincisi ise: İki tane Müslüman, erkek akıl bâliğ ve âdil şâhidin fâilin küfür fiilini işlediğine dair şâhitlik etmesidir.   

 Tekfîrin Mânîleri:  

Tekfîr için yukarıda zikrettiğim şartların oluşmasından sonra tekfîre mânî olan şeylerin de kalmış olması gereklidir. Bu mânîler kalkmadan Müslüman bir kimseyi tekfîr etmek câiz değildir. Bu mânîler dört tanedir:

1. Hatâ: Hatâ, tekfîrin mânîlerinin ilkidir. Hatâdan maksat: Mükelleften irâdesi dışında ve kasıtsız olarak ortaya çıkan her türlü söz veya fiildir.

Hatânın muteber yani geçerli olmasının bir şartı vardır. Bu şart: Küfrü gerektiren fiili kastetmeden sehven yapmış olmaktır. Bu şartı taşımayan hatâ eylemleri ve söylemleri tekfîrin mânîlerinden değildir. 

2. Te’vîl: Te’vîl, tekfîrin mânîlerinin ikincidir. Te’vîlden maksat: Şer’î delîlin mevzusu dışında kullanılmasıdır. Yani: Geçerli bir ictihad sebebiyle nassı anlamamaktan kaynaklanan bir şüphe ile ya da delîl olmayan bir şeyi delîl zannetmekten dolayı şer’î nassı delâlet ettiği anlama zıt bir şekilde, kendi yerinden başka bir yere koymaktır. 

Te’vîlin muteber olmasının dört şartı vardır. Bunlar:

Birincisi: Te’vîl, zarurat-ı dîniyeden olan mes’elelerde olmamalıdır. Zarurat-ı dîniye: Tevhîdin aslını ilgilendiren mes’eleler ile mütevâtir ve zahir (açık) olan hükümlerdir. 

İkincisi: Te’vîl, dînin aslından olan zekât, cihâd ve recm gibi herhangi hükmü ibtâl etmemelidir. 

Üçüncüsü: Te’vîlin dayanağı olarak şer’î veya luğavî bir karine bulunmalıdır. 

Dördüncüsü: Te’vîl dinle oynama, bilerek yalanlama ve inkâr gibi sebeblerle olmamalıdır. 

Bu şartları taşımayan te’vîl tekfîrin mânîlerinden değildir.

3. Cehâlet: Cehâlet tekfîrin mânîlerinin üçüncüsüdür. Cehâletten maksat: Kişinin bilgisiz kalması veya bir şeye bulunduğu hale aykırı bir şekilde inanmasıdır. 

Cehâletin muteber olmasının iki şartı vardır. Bunlar:

Birincisi: Cehalet, zarurat-ı dîniyeden olan mes’elelerde olmamalıdır. 

İkincisi ise: Cehâlet, def etmeğe güç yetirilemeyen bir mes’ele hakkında olmalıdır. 

Bu şartları taşımayan cehâlet tekfîrin mânîlerinden değildir.

4. İkrâh: İkrâh, tekfîrin mânîlerinin dördüncüsüdür. İkrâhtan maksat: Bir başkasını zorla istemediği şeyi yapmaya mecbur etmektir. 

İkrâhın muteber olmasının altı şartı vardır. Bunlar:

Birincisi: İkrâh edenin tehdidi, irâde ve rızâyı düşüren cinsten bir şey olmalıdır. İrade ve rızâyı düşüren ikrâh, mülci ikrâhtır. Bu, can veya organın telefi korkusunu gündeme getirecek şekilde ölümle, bir uzvu kesme ve dayakla tehdit şeklindedir. Gayri mülcî ikrâh ise: İrâdeyi düşürmeyen fakat rızâyı düşüren ikrâhtır. Bu da, telef korkusunu gündeme getirmeyen hapis, bağlama ve dayakla olan ikrâhtır. 

İkincisi: İkrâh eden, tehdit ettiği şeyi uygulamaya gücü yetmelidir. İkrâh olunanın ise tehdit edildiği şeyi def etmeye imkânı bulamamalıdır. 

Üçüncüsü: İkrâh olunan, zorlandığı şeyi yapmadığı takdirde, ikrâh edenin tehdit ettiği şeyi yapacağını zannı gâlibi ile bilmedir. 

Dördüncüsü: İkrâh olunan, zorlandığı şeyi yapmadığı takdirde, ikrâh eden tehdit ettiği şeyi hemen yapacak olmalıdır. 

Beşincisi: İkrâh olunan, zorlandığı şeyi yaptığı takdirde, ikrâh edenin tehdidinden kurtulacağını zannı galibiyle bilmelidir. 

Altıncısı: İkrâh olunan, kendisinden istenilenden daha fazla bir şey yapmamalıdır. 

Bu şartları taşımayan ikrâh tekfîrin mânîlerinden değildir.