«
  1. Ana sayfa
  2. AKAİD
  3. Nevâkıdu'l-İslâm Şerhi (1. Bölüm)

Nevâkıdu'l-İslâm Şerhi (1. Bölüm)

Metin: 

نَوَاقِضُ الْإِسْلاَمِ

Tercüme:  

Nevâkıdu’l-İslâm

Şerh: 

نواقض / Nevâkıd kelimesi, ناقض / Nâkıd kelimesinin çoğuludur. Nâkıd ise, “bozma ve çözme” mânâsında olan نقض / nekada filinin ismi fâilidir. Bir şeyin nâkıdı, o şeyi bozan ve ibtâl eden demektir.

Dîni bir alanda kullanıldığında ise, fâsid yani bozan, geçersiz kılan demektir. Misâl olarak: نواقض الوضوء / Nevâkıdul-Vudû dendiğinde abdesti bozan, geçersiz kılan şeyler mânâsına gelir.

الإسلام / İslâm kelimesi, “sulh içinde olmak, boyun etmek, itaat etmek ve razı olmak…” gibi umûmî mânâlara gelen سلم / seleme kökünden türetilmiştir.

Istılâhta ise: “Allâh Azze ve Celle tarafından rasûlleri aracılığıyla insânlara bildirilen, dünyâda ve âhirette insânları selâmete ulaştıracak olan itikadî ve amelî bir nizâmdır; bir hayat şeklidir.”

Başka bir ifâdeyle: “Rabbimizin kendisinden başka bir dîni kabul etmediği tevhîd nizâmıdır.” Tevhîd: “Allâh Subhânehu ve Teâlâ’nın rubûbiyyetinde, ulûhiyyetinde isim ve sıfâtlarında bir kılınmaktır.”

Nevâkıdu’l-İslâm terkibi ise, “İslâmı Bozan Şeyler”, mânâsındadır. Yani kişiyi İslâm Dîni’nden çıkartarak îmânsız kılan ve ebedî olarak cehennemde kalmasına sebebiyet veren şeyler demektir.

Diğer bir ifâdeyle -Rabbimiz Allâh Azze ve Celle bizleri korusun- Müslümanın İslâmını bozarak onu mürted yapan şeyler demektir. Mürted ise: “İslâm’a girdikten sonra onu bozan bir şeyle dînden çıkarak kâfir olan kişidir.” Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“Sizden her kim dîninden döner ve kâfir olarak ölürse, işte böylelerinin tüm amelleri dünyâ ve âhiret boşa çıkmıştır. Onlar ateş ehlidir ve orada ebedî kalıcıdırlar. ” (el-Bakara: 2/217)

Âyet-i kerimede ifâde edildiği üzere İslâmını bozan kişi bu hal üzere öldüğünde îmânlı iken yaptığı tüm ameller boşa çıkar ve kendisine faydası olmaz. Ebedî olarak cehennemde kalmayı hak eder. Cennet kendisine haram olur. Onun kokusunu dahi alamaz.

Mürted olan bir kimsenin dünyevî hükmü ise şöyledir: Yetkili şer’î hâkim tarafından irtidadından dolayı tevbe ederek İslâm’a geri dönmesi istenir. Dönerse serbest bırakılır. İslâm’a geri dönmezse öldürülür. İbn Abbâs radîyallâhu anh’dan rivâyet edildiğine göre, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: 

“Kim (İslâm’dan dönerek) dînini değiştirirse onu öldürün.” [(SAHÎH HADÎS:) Buhârî (3017)…]

Mürtedin Müslümanlarla bağı kalkar. Müslüman mezarlığına defnedilmediği gibi kendisine mirâscı da olunamaz. Malı İslâm Devlet hazinesine kalır. Bu sebeble İslâm’ı bozan şeylerin öğrenilmesi ve de öğretilmesi her şeyden önce ve önemlidir. Çünkü bilinmeyen şeyin kendisinden sakınmak ve sakındırmak nasıl mümkün olabilir?

Rabbimiz Allâh Azze ve Celle, ümmete İslâm’ı eksiksiz olarak yaşamayı ve onu bozacak her türlü şeylerden de sakınmayı nasib etsin. Allâhumme Âmîn.

Metin: 

قَالَ الْإِمَامُ الْمُجَدِّدُ مُحَمَّدٍ بْنِ عَبْدِ الْوَهَّابِ رَحِمَهُ اللَّهُ:

Tercüme:  

Müceddid İmâm Muhammed bin Abdulvahhâb rahîmehullâh (1206/1792) şöyle dedi:

Şerh: 

Şerh ettiğimiz eserin müellifi Müceddid İmâm Muhammed bin Abdulvahhâb rahîmehullâh 1115-1206 h. / 1703-1792 m. yılları arasında yaşayan dâvet ve cihâd önderlerindendir. Hayatını İslâm’ın emîrlerine göre yaşanması için Allâh yoluna vakfeden ve bu uğurda kınayıcının kınaması aldırmayan bir şahsiyettir. Allâh kendisine rahmet etsin. O, İslâm’ı bozan hususlar hakkında şöyle dedi.

Metin: 

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ.

Tercüme:  

Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın ismiyle.

Şerh: 

Müellif rahîmehullâh eserine Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın ismiyle diyerek besmele ile başlamıştır. Böylelikle Allâh’ın Kitâbı’na ve Rasûlü olan Muhammed aleyhisselâm’ın Sünnet’ine ittibâ etmiştir. Bilindiği üzere Allâh Subhânehu ve Teâlâ, Kur’ân-ı Kerîm’e besmele ile başlamış ve ilk indirdiği âyette şöyle buyurmuştur: 

“Yaratan Rabbinin ismiyle oku.” [el-Alak: 96/1]

Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem de yazdırdığı mektublara besmeleyle başlamıştır. Ebu Hureyre radîyallâhu anh’dan rivâyet edilen hadîste ise şöyle buyurmuştur:

“Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın ismiyle başlamayan her önemli işin sonu kesiktir.” [(HASEN HADÎS): es-Suyûtî (Câmiu’s-Sağîr: 6284)…] [Bu hadisin senedi hakkında her ne kadar konuşulmuş olsa da hadis hasen derecesinden aşağı düşmemektedir. Zîrâ hadis birçok yoldan değişik lafızlarla zikredilmiştir. Bak: el-Ayni, Umdetu’l-Kari: 1/11; el-Azimâbâdî Avnu’l-Mabud: 13/127; Şevkani, Neylu’l-Evtar: 1/17]

Görüleceği üzere Kur’ân ve Sünnette, müşriklere muhalefet edilerek işlerin başında besmele ile Allâh’u Teâlâ’dan yardım ve başarı dilenmesini öğretilmiş ve istemiştir. Çünkü müşrikler işlerine ilâhlarının ve tâğûtlarının adıyla onların izniyle başlarlar. Nitekim dünün müşrikleri Lât’ın, Uzzâ’nın ve Hübel’in ismiyle… başlarlardı. Bu günün müşrikleri ise atalarının, önderlerinin, ağabeylerinin ve şeyhlerinin ismiyle, demokrasi ve benzeri küfür sistemlerinin izniyle başlamaklar.

Muvahhidi bir Müslüman ise yapmak istediği herhangi bir işe başlarken “Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın ismiyle” demekle tâğûtlar adına değil, kudreti sonsuz, mağfireti engin, azabı çetin olan Allâh’ın adıyla, O’nun rızası için, O’nun izniyle ve O’ndan yardımını talep ederek başlıyorum” demek ister. Böylelikle de Allâh Tebâreke ve Teâlâ’nın er-Rahmân ve er-Rahîm isimlerinin tecelli etmesini beklediğini, böylece hem dünyâ hem de ahiret saadeti dilediğini ifâde ettiği gibi giriştiği işe güç yetirebilmesi için gerekli olan kudretin yüce Allâh tarafından ihsan edilmesini temenni ettiğini belirtmiş olur.

Metin: 

اِعْلَمْ، أَنَّ نَوَاقِضَ الإسْلاَمِ عَشَرَةُ نَوَاقِض.

Tercüme:  

Bil ki! İslâm’ı bozan şeyler, on tanedir.  

Şerh: 

Müellif rahîmehullâh, âdeti olduğu üzere besmeleden sonra “Bil ki!” emri ile söze başlamıştır. Bu tarz bir giriş ve üslup, Kur’ân-ı Kerîm’de de kullanılan bir üsluptur. Allâh Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“Bil ki! Allâh’tan başka ilâh yoktur.” [Muhammed: 47/19]

Bu emir, bilinmesi gerekli olan şeyden önce dikkatleri çekmek ve uyarmak için kullanılmaktadır. Kendisinden sonra açıklanacak olan şeylerin ise bilinmesinin zarûrî olduğunu beyân etmektedir. Müellif rahîmehullâh da bu emri, İslâmı bozan şeyleri açıklamaya başlarken giriş cümlesi olarak kullanmıştır. Böylelikle İslâm’ı bozarak kişiyi îmânsız kılan şeylerin bilinmesinin farz olduğunu ifâde etmiştir. Allâh Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“Böylece, helak olacak kişi apaçık bir delîlden sonra helak olsun, diri kalacak kişi apaçık bir delîlden sonra hayatta kalsın. Şüphesiz Allâh, gerçekten işitendir, bilendir.” [el-Enfâl: 8/42]

Müellif rahîmehullâh bu emirden sonra söze, İslâm’ı bozan şeyler, on tanedir, diyerek devam etmiştir. Yani Allâh’u Teâlâ’nın kullarından istediği ve başkasını asla kabul etmediği tevhîd dîni olan İslâm’dan çıkararak kişiyi îmânsız kılan şeyleri on maddede toplamıştır. Bu on madde, kişiyi İslâm Dîni’nden çıkaran şeyler içinde çokça gündeme gelen ve insânların gâfil oldukları şeylerdir. Yoksa İslâm’ı bozan ve kişiyi îmânsız kılan şeyler, bu on maddeden ibâret değildir.