«
  1. Ana sayfa
  2. MAKALELER
  3. Nazargahi İlâhi

Nazargahi İlâhi

NAZARGÂH-I İLÂHİ

Osman et-Tâlib

İnsanların tüm organları yaratılışından vardır. Bir kısmı yaşamıyla gelişir, değişir. Bir kısmı yorulur ve yıpranır, zamanla hasta olanları da olur. Bunların içerisinde öyle bir tanesi var ki onun yapısı daha farklıdır: İnsanın kalbi.

Kalp, bir organdan ötedir; zira kalp, gönlün merkezi ve insanların sancılarının cereyan ettiği ana noktadır.

İnsanların ruhsal ve düşünsel manada kendilerini en çok ifade edebildikleri kelimenin iz düşümü olan maddedir, kalp. Kalp denilince çoğu zaman insan göğsünde yer alan ve etten yaratılmış olan maddî kalp akla gelir. Bu, hayvanlarda da olan maddi kalptir.

Bir de manevi kalp vardır ki, aslında bu kalp insanın hakikatini teşkil eder. İdrak sâhibi, emir ve yasağa muhatap, yaptıklarından sorumlu olan bu latife hakkında eskiler maddî kalp ile bir ilişkisi bulunduğunu kabul etmiştir. Âlet kullananın o âletle ilgisi nevinden veya bir yere yerleşenin o yerle olan ilgisi nevinden bir ilgi gibi.

Bu organın en farklı özelliklerinden biriside kalbin manevi olarak doğuştan sanki bir temiz yaprak gibi olmasıdır. Duyu organlarının etkisiyle aldıklarını işler bu sayfaya, tabi bu esnada duyu organları kendisinden ziyade çevresiyle de ilgili ve irtibatlı olduğundan yani insan kendisindeki selim hislerle sürekli vücudunun dışındakileri temaşa ettiğinden sanki bu beyaz sayfa kendi not defteri olmasından öte bir nevi ziyaretçi defteridir de.

Bütün notları kendi denetiminden geçirir ve buna göre depolar. Çünkü hakiki manada kalbin itâat-isyan, huzur-gaflet, iman-küfür gibi pek değişik halleri vardır. İnsan selim hisleriyle elde ettiği bilgileri beyin tezgâhında işlenerek gönlün basireti ile irdelenir ve bu hallerden hangisine tabi tutacağını bir sonuca bağlar ve benimser. Kalp, ilmin kaynaklarını ne derece iyi bilirse bunları o derece iyi ayırt edip benimser.

Kalbin halini etkileyen unsurlar konusunda o zaman kişinin inandıkları ve işledikleri diye ayrım yapılabilir. Zira imanın aslı kalp ile olandır. Niyetin merkezi de orasıdır. Kişi inanmadığı şeyleri söylediği zaman bu onun görünürde inandığını gösterir. Kalbinde olanıysa bilen ancak Allah’u Teâlâ’dır. Demek ki inandığının yeri apayrıdır. Münafık yani ikiyüzlü kişi kalbinde olmadığı halde diliyle söyleyendir. Kişi münafıklığını her hususta yapabilir.

Allah’u Teâlâ kişinin güzel niyetlerine icraata geçiremese de mükâfat olarak sevap verir. O düşündüğü ameli işlediği zamanda bir sevap verir. Ancak merhametlilerin en merhametlisi olan Allah-u Teâlâ günaha niyet eden kimsenin bu niyetine bunu icraata koyana kadar hiçbir günah yazmaz. Kim bunu işlerse o zaman kendisine bir günah yazılır.

Kişilerin işledikleri bazen süreklilik ve tevbe unsurlarına göre de kalplerinde şekillenir.

Mesela: İmam Malik’e ulaştığına göre, İbn Mes’ud (radıyallâhu anh) şöyle demiştir: “Kul yalan söylemeye ve yalan söyleme niyetini taşımaya devam edince bir an gelir ki, kalbinde önce siyah bir nokta belirir. Sonra bu nokta büyür ve kalbinin tamamı simsiyah olur. Sonunda Allah nezdinde “yalancılar” arasına kaydedilir.” [Muvatta, Kelam 18, (2, 990).]

Demek ki kul, bir masiyeti ard-arda işleyerek onların mislince günah kazanmanın dışında Allah’u Teâlâ katında kötü bir rütbeye de kavuşur. İşte bu temiz sayfamızı ne kadar karalarsak o zaman sayfası kara bir insan olur çıkarız. Mümkün olduğunca bu kalbin satırları dolana kadar onu temiz tutmaya çalışmalı amellerimiz ve inanışlarımızla isyana kaçmamalıyız. Nefsin istek ve arzularına boyun eğmemeliyiz.

‘İnsanın kalbi, inanışlarına göre de şekillenir.’ Bakınız, İmam Ahmed b. Hanbel’in Müsnedinde Ebu Said el-Hudri’den rivayetle Allah Rasulünün (s.a.v) şöyle buyurduğu rivayet olunur:

“Kalpler dört çeşittir; Temiz ve nurlu kalpler; perdeli ve karanlık kalpler; çarpık kalpler; karışık kalpler. Temiz kalpler mü’minlerin kalbidir; iman bu kalplerin çorağıdır. Perdeli ve karanlık kalpler kâfirlerin kalpleridir. Çarpık kalpler münâfıkların kalpleridir; bunlar hakkı tanır, fakat onu inkâr ederler. Karışık kalpler içinde hem iman hem nifak bulunan kalplerdir; bu kalplerde kan da var, irin de var. Bunların hangisi galebe çalarsa o kalp de, o hal ve mâhiyeti alır.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, 6-24)

O halde insan kendisine verilen bu kalbin özelliklerini bilmeli. Allah’u Teâlâ’nın bildirdiği hakiki bilgi kaynaklarından aldığı öğretiyle inanışlarına ve işlediklerine kendisinin dünya ve ahirette akıbetini güzelleştirecek şekilde yön vermeli. Sayfasını güzel kullanmalıdır.

Ve temiz bir dille Allah’u Teâlâ’dan istemelidir.

Rabbim sahifemizi ve ahretimizi güzelliklerle doldurmamızı nasip etsin… Amin…