«
  1. Ana sayfa
  2. Fıkıh Soruları
  3. Namazda elleri kaldırmak nesh olmuş mudur?

Namazda elleri kaldırmak nesh olmuş mudur?

Soru: Namazda elleri kaldırmak nesh olmuş mudur?

Sorunun tam metni: Selâmun aleykum. Namazda elleri kaldırma meselesinde hanefi mezhebinde: “Acaba neden sizleri ellerinizi hırçın atların kuyrukları gibi kaldırmış görüyorum, namazda sakin olun” hadisi delil getirerek namazda el kaldırmamak gerektiği ve yine el kaldırmakla alakalı hadislerin neshedildiği geçiyor. bu durumda hanefi mezhebindeki bir kimse hangisine göre amel etmelidir?

Cevâb: Ve aleykum selâm. Hamd ve hüküm, Allâh Subhânehu ve Teâlâ’ya mahsustur.

Allâh Subhânehu ve Teâlâ bizlere ittibâ ehli olmayı nasib etsin. Allâhumme âmîn.

Öncelikli olarak bilinmesi ve ıslâh edilmesi gerekli olan mezheplere bakış açımızdır. Zîrâ bu sahîh olduğunda üzerine binâ edilecek olan şeyler de sahîh olur. Bâtıl olduğunda ise üzerine binâ edilecek olan şeyler hak olmaktan uzak olur.

Biz dâvetimizin en başından beri Müslüman kardeşlerimize Ehl-i Sünnet’in menheci üzere bir mezheb üzere olmalarını; bununla birlikte takip ettikleri mezhebi dîn edinmemelerini telkin ettik. “Mezhebli olalım, mezhebçi yahut mezhebsiz olmayalım dedik.” Zîrâ mutlak ve muayyen olarak bağlanılması gerekli olan tek merci Allâh’ın Kitâbı ve Nebîsi’nin Sünneti’dir. Her alanda ve tüm meselelerde ittibâ edilmesi vâcib olan Kur’ân ve Sünnet’tir. İnsânların görüşleri ve içtihatları değildir. Hak birdir. İnsân her ne kadar çok ilim sâhibi de olsa hakka isâbet edemeyebilir. Her meselede doğru olan sadece Allâh’tan vahiy olan Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’dir. Onun dışında Kur’ân ve Sünnet ile övülen sahâbeler dahi masum değildir. Büyük sahâbe İbn Mesud radîyallâhu anh şöyle demiştir: “Her halükârda düşünülmeden bağlanılması vacib olan sünnetleri taklit gibi hiç kimse taklit edilmez”

İbn   Abbas radîyallâhu anh ise şöyle   demiştir: “Neredeyse  gökten  başınıza  taş yağacak! Ben size Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem böyle söylüyor diyorum, siz ise, bana Ebû Bekir ve Ömer şöyle söyledi diyorsunuz.” Yine şöyle demiştir: “Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem dışındaki herkesin sözü ya kabul edilir ya da reddedilir.”

Öyleyse tâkib ettiğimiz mezhebin herhangi bir görüşünün hakka isâbet etmediği Kur’ân ve Sünnet naslarıyla ve diğer âlimlerin açıklamalarıyla güçlü bir şekilde ortaya çıktıktan sonra bize vâcib olan şey, vakıf olduğumuz hatayı terk ederek hakka tâbi olmaktır.

İmâm Şâfiî rahîmehullâh şöyle demiştir: “Her insana Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in istisnasız tüm sünneti ulaşmamıştır. Dile getirdiğim görüşlerde ve belirlediğim prensiplerde, Allâh Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in sünnetine aykırı bir durum varsa, uyulacak Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in sözüdür. O ayrıca benim de sözümdür. Müslümanlar şu konuda ittifak etmişlerdir: Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’den bir sünnet açıkça beyan edildikten sonra, bu sünnetin terk edilip başkasının sözüyle amel edilmesi helal değildir. Kitâblarımda Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in sünnetine muhalif bir şey bulursanız Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in sünnetiyle amel edin benim sözlerimi terk edin.” [İlâmu’l-Muvakkiîn]

Bahsettiğiniz hadîse gelirsek:         

Câbir bin Semura’den rivâyet edildiğine göre, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle demiştir: “Bana ne oluyor ki sizi hırçın atların kuyrukları gibi ellerinizi kaldırmış görüyorum! Namazda sakin olun!” [Müslim (430); Ebû Dâvud (1000)…]

Bu hadîs ile rükûa giderken ve rükûdan kalkarken elleri kaldırmanın nesh olduğunu söylemek ittibâ ile bağdaşmayan bir iddiadır. Zîrâ bu hadîs Sahîh-i Müslim’de: “Namazda Sükûneti Emir; Elle İşaretten, Selâm Verirken Elleri Kaldırmaktan Nehyi İle İlk Safları Tamamlamanın, Saflarda Sımsıkı Durmanın ve Toplu Bulunmanın Emrolunması” babında; Sünen-i Ebû Dâvud’da: “Namazdan Çıkış İçin Selâm” babında; Sünen-i Nesai’de ise “Namazda El İşaretiyle Selam Alınıp Verilir Mi?” babında geçmektedir. Aşağıda açıklanacağı üzere yukarıdaki hadîsin rükûa giderken ve rükûdan kalkarken elleri kaldırmak ile alakası yoktur. Hadîs, namaz kılıyorken namaz ile alakası olmayan amellerin yapılmaması gerektiğini beyân etmektedir. Ref amelini namaz dışı bir amelmiş gibi görmek ise; iddia sâhibi kim olursa olsun kendisini bilgisizlik ile vasıflandırmış olmasından öteye geçmez. Zîrâ bu amel, “Ref Risâlesi”nde açıklandığımız ve delîllerini de zikrettiğimiz üzere mütevâtir olmuş bir sünnettir. Nitekim bu ameli İmâm Suyûtî rahîmehullâh “Şerhu’t-Takrib” ile “Şerhu Elfiyyeti Mustalahi Li’l-Irâki” isimli eserlerinde 50 kadar merfû rivâyet ile Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’e ulaştırmıştır.

Aşağıdaki hadîsler “rükû öncesi ve sonrası eller kaldırılmaz” diyenlerin delîl olarak sundukları hadîsi açıklamakta ve bizim söylediklerimizi de teyit etmektedir:

İmâm Müslim’in Câbir bin Semura radîyallâhu anh’dan rivâyet ettiği hadîste, o, şöyle demiştir: “Biz Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikte namaz kıldığımız vakit ‘es-Selâmu Aleykum ve Rahmetullâh’, ‘es-Selâmu Aleykum ve Rahmetullâh’ demiştik ve Câbir eliyle iki tarafa da işaret etmiş (Yani namazın sonunda selâm verdiğimiz zaman sağımızda solumuzdakilere selâmı işâret ederek ellerimiz kaldırırdık.) Bunun üzerine Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem: ‘Siz neden hırçın atların kuyrukları gibi ellerinizle işaret ediyorsunuz? Her birinize elini uyluğunun üzerine koyması kâfidir sonra sağ ve sol ta­rafında bulunan kardeşlerine selâm verir’  buyurdular.” [Müslim (431)…]

İmâm Ebû Dâvud’un Câbir bin Semura radîyallâhu anh’dan rivâyet ettiği hadîste, o, şöyle demiştir: “Biz Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in arka­sında namaz kılıyorduk. Bir adam sağındaki ve solundakine eli ile işâret edip selâm verdi. Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem namazını bitirince: ‘Sizden birinin bu hâli ne? Sanki o azgın atın kuyruğu gibi elini sallıyor. Hâlbuki sizden birinin şöyle yapıvermesi kâfidir/kâfi değil midir?’ deyip (elini dizine koydu ve) parmağı ile işaret etti ve: ‘Sağındaki ve solundaki karde­şine selâm verir’ buyurdu.” [Ebû Dâvud (998)…]

İmâm Nesâî’nin Câbir bin Semura radîyallâhu anh’dan rivâyet ettiği hadîste ise, o, şöyle demiştir: “Biz, namazda ellerimizi kaldırarak anlaşırken, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem üzerimize çıka geldi ve şöyle buyurdu: ‘Ne oluyor onlara ki şaha kalkmış atlar gibi namazda ellerini kaldırıp duruyorlar. Namazda sakin olun, namazla ilgisi olmayan şeyleri yapmayın.” [Nesâî (1184)…]

Görüleceği üzere hadîsler genel manada namaz kılıyorken namaz ameli dışındaki tüm fiiller ile alakayı kesmeyi, özel olarak da namaz kılıyorken el ile selâm alıp vermenin yasak olduğunu ifâde etmektedir. Rükûa giderken ve rükûdan kalkarken elleri kaldırmayı yasaklayıcı bir şey söylememektedir.  

İmâm Buhârî rahîmehullâh konuyla alakalı alarak şöyle demiştir: “Câbir bin Semura hadîsi ile bazı bilmeyenlerin ihticac edip dedikleri gibi: ‘Biz namazlarımızda ellerimizi kaldırıyor olduğumuz halde yanımıza Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem geldi ve dedi ki: Bana ne oluyor ki sizi hırçın atların kuyrukları gibi ellerinizi kaldırmış görüyorum! Namazda sakin olun!’ Bu yapılanlar teşehhüdde idi, kıyâmda değil. Bazıları bazılarına selâm veriyorlardı. Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem teşehhüdde elleri kaldırmayı nehyetti (yasakladı). İlimden nasibi olmayanların yaptığı gibi; bunun benzer rivâyetlerle ihticac edilmez. Bu bilinendir, meşhûrdur ve onda ihtilaf yoktur. Onların dedikleri gibi olsaydı, birinci tekbirde ve bayram namazının tekbirlerinde elleri kaldırmak nehyedilmiş olurdu. Çünkü o, hiç bir el kaldırmayı istisna etmemiştir. Ebû Nuaym’ın, Misar’dan, O’nunda Ubeydullâh bin el Kibdiyye hadîsi onu beyân ediyor. O şöyle dedi: Câbir bin Semura’yı şöyle derken işittim: Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in arkasında namaz kıldığımızda şöyle derdik: es-Selâmu Aleykum, es-Selâmu Aleykum. Mısmar eliyle işâret etti. Bunun üzerine Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem: ‘Bunlara ne oluyor da elleriyle, inatçı atın kuyruğu gibi işaret ediyorlar. Onlardan birinin elini baldırına koyup, sonra kardeşine sağından ve solundan selam vermesi yeterlidir’ buyurdular.” [Buhârî, Refu’l-Yedeyn: 79, 80]

Sonra nesihten bahsedilmek için neshedici amelin, nehsedilen amelden sonra olduğunun bilinmesi ve delîllendirilmesi gereklidir. Bu sâbit olmadan neshden bahsedilemez. Bizim konumuzla alakalı olarak böyle bir durum söz konusu dahi değildir. Zîrâ rükûa giderken ve rükûdan kalkarken elleri kaldırmayı isbât eden hadîslerin incelendiğinde görülecektir ki; ilk dönem sahâbeleri bu ameli rivâyet ettiği gibi; Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in vefâtına yakın bir dönemde Müslüman olan sahâbeler de bu ameli Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’den merfu olarak rivâyet etmektedir. Bunlardan sadece ikisini ve rivâyetlerini incelersek:

Birincisi: Vâil bin Hucr radîyallâhu anh’dır. Hicretin 9. yılında Müslüman olmuş bir sahâbedir. Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem onu Hadramevt’e yönetici olarak tayin etmiştir. İmâm Müslim, konumuzla alakalı olarak ondan şöyle rivâyet etmiştir: “Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem ile bera­ber namaz kıldım, (iftitah) tekbirini aldığı zaman, ellerini kaldırır­dı. Sonra (elbisesine) sarınır (ellerini elbisesinin içine sokarak) sağ eli ile sol elini tutardı. Rükûa varmak istediği zaman da ellerini (elbise­sinden) çıkarır ve onları kaldırırdı. Başını rükûdan kaldırmak istedi­ği zaman da ellerini kaldırır, sonra secdeye varırdı ve yüzünü iki eli arasına koyardı.” [Müslim (401); Ebû Dâvud (723)…]

İkincisi: Ebû Hureyre radîyallâhu anh’dır. Hayber yılında yani hicretin 7. yılında Müslüman olmuş ve o gazada bulunmuş bir sahâbedir. Kendisinden 800 den fazla sahabe ve tabiin; 5.374 hadîs rivayet etmiştir. İmâm Ebû Dâvud, konumuzla alakalı olarak ondan şöyle rivâyet etmiştir: “Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem na­maza (başlamak) için tekbir aldığı zaman ellerini omuzları hizasına ka­dar kaldırırdı. Rükûa varmak istediği ve secdeye varmak için (rükûdan) kalktığı zaman da böyle yapardı. İki rekât bittikten sonra (kıyama) kalkarken de aynı şeyi yapardı.”  [Ebû Dâvud (738); İbn Mâce (860)…]

Ayrıca nesh konusunda bilinen bir kâide de şudur: “Telif etmek mümkün iken, tercihe gidilmez.” Buna göre, namaz içinde elleri kaldırmayı yasaklayıcı hadîsler yukarıda geçtiği üzere namaz içinde namazdan olmayan şeyleri yasaklamaktadır. Diğer mezkûr hadîsler ise rükûa giderken ve rükûdan kalkarken elleri kaldırma sünnetini isbât etmektedir. Nesh olduğunu söyleyenler ise telif dururken neshe hükmetmişler ve böylece rükûa giderken ve rükûdan kalkerken ellerin kaldırılması sünnetini terk etmişlerdir.

Anlaşılacağı üzere hadîste geçen yasaklama namazdan olmayan fiillerin namaz içinde yapılmaması ve terk edilmesi içindir. Yoksa rükûa giderken ve rükûdan kalkerken ellerin kaldırılmasını yasaklamak için değildir. Bilâkis rükûa giderken ve rükûdan kalkerken ellerin kaldırılması sünnetini ifâde eden rivâyetler mütâvetirdir ve nesh olmuş değildir. Bu sebeble kişi hangi mezhebten olursa olsun bunu öğrendikten sonra hatayı terk ederek Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in sünnetine sarılmalıdır. Bu minval üzere sorduğunuz diğer sorularda da yaplması gerekli olan bundan başkası değildir.

 

Başarı, el-Hamîd ve el-Hakîm olan Allâh’tandır. 

O, her şeyin en iyisini bilendir.

Abdullah Saîd el-Müderris.

1438h./2017m.