«
  1. Ana sayfa
  2. AHLAK
  3. Namaz ve Huşu

Namaz ve Huşu

NAMAZ VE HUŞU

Abdullâh el-Eşrefî

 

Her şeye güç yetiren “Kudret”, hiçbir şeye ihtiyaç duymayan “Samed” sıfatlarına sâhip olanın ismiyle…

Rabb Teâlâ bizleri yoktan yarattı ve her dâim yaşatmakta. İmtihan yurdu olan dünyâya yollamış, her an rızıklandırmaktadır. O Rabb ki, bizleri dünyâya yolladığında, bizden fazla bir şey istemedi. Yalnızca kendisine ibâdet etmemizi emretti. Bunun için de uzun bir ömür verdi.

Rahmân olan Allâh Azze ve Celle bir günü yirmi dört saat kıldı. Bunun birkaç saatini ibâdete ayırmamızı, diğer kalan zamanda ise, meşru sınırlar dâiresinde, bizleri serbest bıraktı.

Rabb Teâlâ’nın ilk emrettiği hakîkat “îmân”, îmândan sonra sorumlu tuttuğu en önemli emâneti ise “namazdır”. Nitekim Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem:

“Namaz dînin direğidir.” (Buhari, Müslim) buyurmuştur.

Nasıl bir binâ kolonsuz, bir çadırda da direksiz ayakta kalamaz ise, Müslüman da namazsız olamaz. Hadiste bu açık bir şekilde beyân edilmiştir.

Namaz Allâh Subhânehu’nun yaratma, yaşatma, rızıklandırma ve buna benzer yüzlerce nimetinin karşılığı olarak bizlerden istediği bir ibâdettir. Kısaca namaz emânettir.

Zira Namaz vakti girdiğinde, Ali radîyallâhu anh’ın yüzünün rengi değişir, şöyle derdi: “Emânetin vakti geldi. Bu öyle bir emânet ki ne yer, nede gök onun emânetini almaya cesaret bile edemedi.” Namaz öyle bir emânet ki, ne yer, nede gök bu sorumluluğu yüklenebildi. Yalnızca insânlar bu görevi üstlendi.

Ancak günümüzde bu emânete sahip çıkılmamakta, insânlar bu görevi unutmakta hatta unutturmaktadır. Zamanımızdaki toplum namazsızlığa o denli alışmıştır ki, namaz kılmayı dâhi ayrıcalık saymaktadır. Namaza neden yönelmedikleri insânlara sorulduğunda “kalbimiz temiz” cevabı alınır. Hâlbuki kalbi temiz olanlar, namazlarını dosdoğru kılan ve son nebinin izinden ayrılmayanlardır.

Yâni, sadece namazı edâ etmek yetmiyor, nebinin izinden giderek dosdoğru olmakta gerekiyor. Tıpkı Peygamber efendimiz gibi; Rabbin huzurunda durmak, onun gibi huşu içerisinde namazı kılmak da namazı hakkınca edâ etmek için önemlidir.

Peki, huşu nedir?

Huşu: Kalbin yumuşaklığı, inceliği, hüznü ve yakınlığıdır. Kalbin huşulu olması, diğer organlarında huşulu olmasını gerekli kılmaktadır. Zira kalp bedenin efendisidir. Yani huşu sadece kalpte değil, bedenin tüm âzâları için gereklidir.

Namazda huşu ise; Hiçbir şey düşünmeden namaz kılmak manasında değildir. Zaten bu insânın fıtratına da terstir.

Namazda huşulu olmak: Okunan ayetleri tefekkür etmek ve Rabbin huzurunda olduğunu düşünmektir.

Namaz, huşulu kılmak niyetiyle başlayıp, namaz amellerini gereği gibi yerine getirmektir. Dünyâyı düşünmeyip, boş ve gereksiz fiillerden yüz çevirmektir.

Ömer radîyallâhu anh’a namazda ne düşünüldüğü sorulduğunda o: “Ordumun düzenini nasıl ayarlamam gerektiğini düşünürüm” demiştir. Bunun namazdaki huşusunu bozmadığını ifâde etmiştir.

Namazda huşu içerisinde olmak gerçekten de müminler için çok önemlidir. Çünkü namaz; Rabbin bizleri yükümlü tuttuğu bir emri, bir emânetidir. Allâh Celle Celâluhu Müslümanların vasıflarını sayarken: “Onlar namazlarını huşu içinde edâ ederler” (Muminun:23/9) buyurmuştur.

Zaten Müslümana yakışanda emânetini, görevini en güzel şeklinde yerine getirmesidir. Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem de huşu ile namaz kılınmasını tavsiye etmiş, huşuyu bozacak durumlardan da sakındırmıştır. Zaruret yokken; sofra kurulu olduğunda, hela ihtiyacı galebe çaldığında namaz kılmayı, namazda boş şeylerle uğraşmayı, sağ sola bakmayı huşuyu bozacağından dolayı yasaklamıştır. Namaza koşarak gelmeyi de aynı sebepten hoş bulmamıştır.

Âişe annemiz Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’e sağ sola bakmayı sordum şöyle buyurdu:

“O, şeytanın kulun namazdan çaldığı şeydir.” (Buhârî, Ebu Dâvûd)

Namazda sağa sola bakmak kişinin huşusunu bozar bununda Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem “namazdan çaldırmak” olarak ifade etmiştir. Yani emâneti gereğince edâ edememektir. Bu sebeple Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem huşusuz kalpten Allâh Subhânehu ’ya şu şekilde sığınmıştır.

“Allâh’ım faydasız ilimden, huşusuz kalpten, doymayan nefisten ve kabul olmayacak duadan sana sığınırım.” (Buhari)

Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem, huşusuz kalpten Allâh’a sığınmıştı. Çünkü bir kimsenin ibâdetlerinde huşusuz olması îmânındaki eksikliğinden dolayıdır. Kul, Rabbinin azâbından korktuğu, rızâsını umduğu miktarda ibâdetlerinde huşulu olur.

Bunun örneğini sahabeden de görebiliriz. Sahabe namaz kılarken tüm bedeniyle huşu içerisinde bulunuyor, Rabblerinin huzurunda olduklarını tüm benlikleriyle hissederek, huşularını koruyorlardı. Onlar, namazlarında öyle bir huşu içerisinde bulunuyorlardı ki, bedenlerine ok saplansa hissetmiyor, yanlarında kim olduğunu dâhi bilmiyorlardı. İşte onlar emânetlere böyle sahip çıkıyorlardı.

Ne yazık ki günümüzde bizler ibâdetleri huşulu olarak yapmıyor, Rabbin emânetine de tam manasıyla sahip çıkamıyoruz. Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem saâdet asrında bunu sahabelerine haber vermiş ve “ümmetimin üzerinden ilk huşu kaldırılacak” (Tirmizi, Nesâi) demiştir.

Gerçekten de günümüzde insânlar ibâdeti yalnız camilere has kılmakta, namaz emânetini yerine getirirken dünyâyı düşünmekte ve huşudan uzaklaşmaktadırlar. Geçmişte yaşayan âlim bir zata: “Namazda bir şey düşünüyor musunuz?” Diye sorulduğunda, âlim zat: “Nefsime Allâh’ın huzurundasın, ya cennetliklerden ya da cehennemliklerden olacaksın diyorum” diye cevap verir. Kendisine: “Namazda dünyâyı düşünüyor musunuz?” diye sorulduğunda: “O, göğsüme mızrakların batması bundan daha hayırlıdır” demiştir.

Namazda dünyâyı düşünmektense, yani huşusuz olarak emâneti yerine getirmektense, göğsünün parçalanmasının daha hayırlı olacağını söylemiştir.

Çünkü namazın amelleri beden mesabesindeyse, huşu da onun ruhudur. Ruhsuz beden fayda veremeyeceği gibi, huşusuz namaz kılan da, emâneti tam manasıyla edâ edememiş olur. Ruhsuz beden, iyiliğe karşılık verilemezse, Rabbimizin bizlere verdiği nimetlere, huşusuz bir namaz ile de karşılık veremeyiz. Allâh Azze ve Celle namaz ibâdetini ciddiye almayanlar hakkında: “Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki, onlar namazlarını ciddiye almazlar” (Mâun:107/4) buyurmuştur.

Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem de namazı huşusuz hızlı hızlı kılan bir sahabeye, tekrar tekrar namazını edâ etmesini emretmiştir. Biz namazı gereği gibi edâ edersek, namaz kıyamette bizi koruyacak bir kalkan olacaktır. Eğer namazı gereği gibi edâ etmez, hakkını vermezsek, hesap günü namaz bizden şikâyetçi olacak ve o gün yüzümüzü karartacaktır.

Bu sebeple hesap gününde yüzümüzün ak olmasını istiyorsak, namaz ibâdetini hakkınca yerine getirmeli ve huşu içerisinde amellerimizi edâ etmeliyiz.

Rabbim bizleri nimetlerine karşı nankörlerden olmaktan korusun. Emânetlerini huşu içerisinde edâ edenlerden kılsın. İslam yolunda yaşatıp, îmân üzere canlarımızı alsın. (Allâhumme Âmin)

Hamd ve Şükür Yerin ve Göğün yegâne Rabbi olan Allâh’adır.