«
  1. Ana sayfa
  2. MAKALELER
  3. Nafile Namaz

Nafile Namaz

Hiçbir şeye muhtaç olmayıp, her şeyin O’nun kuvvetine ihtiyaç duyduğu es-Samed olan Allah’ın ismi ile…

Hamd, gönül dünyamızı aydınlığın simgesi ‘İslam’ ile şereflendiren Allah’adır.

Salat ve selam âlemlere rahmet olarak gönderilen Muhammed aleyhisselam’ın üzerine olsun…

Bütün hayatı ile insanlığa örnek olan Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem müşriklerin içerisinde karanlığa karşı aydınlığın ilk sancaktarı olmuştur. Allah Azze ve Celle onu, küfrün bataklığına batmış, müşriklerin putlara ibadet etme merkezi olan Mekke şehrinde tevhid inancını yayması için peygamber olarak seçmiştir. O aleyhisselâtu vesselam, insanlara ilahi bir emir olan şu kelimeyi öğütlemiştir:

“La ilahe illallah”…

Kur’an-ı Kerim’in hayata geçmiş bir örneği olan Muhammed aleyhisselâm dilinden zikir ve duayı, fiillerinde ise nafile ibadetleri eksik etmemiştir. O sallallâhu aleyhi ve sellem, bir kul peygamber olmanın gereğini ashabına yaşayarak gösteriyor, gece-gündüz demeden Allah’a nafile namaz ile yakınlaşıyordu. Bu sebeble O sallallâhu aleyhi ve sellem “Namaz nurdur” (Müslim) buyurarak bütün insanlığa ilahi saadetin (mutluluğun) tevhid inancına sahip olduktan ve farzlarıda eda etikten sonra nafile ibadetlere verilen ehemmiyetle gerçekleşeceğini gösteriyordu.

Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın kullarına karşı sevgi duymasına vesile olan nafile kelimesinin Arapça karşılığı ‘tatavvu’dur. Tatavvu (nafile) erhangi bir iyiliği kendiliğinden, gönlünden koparak yapmak demektir. Kısaca nafile; Müslümanın yapması gereken farzlar dışında, içinden gelerek işlemiş olduğu fiillerdir.

Nafile namazın Müslüman bir kişiye çok faydası bulunmaktadır. Kişiyi günahlardan korur, Allah’a yakınlaşmasına, O’nun emirlerini daha bir titizlikle yapmasına sebep olur. Nafile namaz kıyamet gününde kulun eksik olan farz amellerini tamamlar ve onun kolay hesap vermesine sebep olur. Nitekim Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Kulun kıyamette ilk hesaba çekileceği konu namazdır. Namazlarını eksik bırakmamışsa tam olarak yazılır. Eksik bırakmışsa, Allah Azze ve Celle meleklere şöyle der: ‘Bakın bakalım kulumun yapmış olduğu bir nafilesi var mı? Varsa farzlarını onunla tamamlarsınız.’ Daha sonra zekât ve tüm amelleri aynı şekilde hesap edilir.” (Ebu Davud- İbn Mace)

Nafile namaz kişinin derecesini yükseltir ve Allah’ın onun günahlarını affetmesine vesile olur. Bunun ile ilgili Rasûlullâh sallallâhu aleyhi sellem azatlısı Sevban radiyallahu anh’a şöyle buyurmuştur:

“Ey Sevban! Secdelerini çoğaltmalısın. Allah için yaptığın her secde sebebiyle Allah Azze ve Celle seni bir derece yükseltir ve bir günahını eksiltir.” (Müslim)

Şurayı gerçekten hayretler içerisinde okumalı ve Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın rahmetinin genişliğini tefekkür etmeliyiz.

“Rabia İbn Kaab el-Eslemi radiyallahu anh anlatıyor: Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem ile gecelemekteydim. Kendisine abdest suyunu ve bazı ihtiyaçlarını getirdim. Bana:

-“İste” buyurdu. Bende:

-“Cennette senin refakatini isterim” dedim.

-“Daha başka bir şey ister misin?” diye sordu. Bende:

-“İsteğim budur” dedim. Bunun üzerine:

-“Çok çok secde ederek bu konuda bana yardımcı ol!” buyurdu. (Müslim)

Hadisi şeriften anlaşılacağı üzere eğer çok nafile namaz kılıp secdelerimizi artırırsak Kaab İbn el-Eslemi’ye vaat olunan müjde inşallah bizlere de nasip olur.

Nafile namaz Müslümanın evine bereket getirir. Rahmet meleklerinin evini korumasına sebep olur. Nitekim Peygamber efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Biriniz mescitte namazını eda ettiğinde evine de pay ayırsın. Allah Azze ve Celle o namazdan dolayı evine hayır getirir.” (Müslim)

İmam Nevevi rahîmehullâh hadisin şerhinde (açıklamasında) şöyle demiştir: “Nafile namazın evde kılınmasına teşvik edilmesinin bir nedeni de, evin bereketlenmesi, rahmetin ve meleklerin inmesi ile şeytanların uzaklaşmasıdır.” (Şerh-u Müslim)

Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın sevgisini kazanıp takva zırhı ile korunmak isteyen her Müslüman, Allah Subhânehu ve Teâlâ ile arasındaki bağı kuvvetlendirmelidir. Hiç şüphesiz ki bu farzları eda ettikten sonra nafile ibadetlerle gerçekleşecektir.  Nitekim Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem kutsi bir hadiste şöyle buyurmuştur:

“Allah Azze ve Celle şöyle buyurdu: ‘Kim benim bir dostuma düşmanlık ederse, ona karşı savaş ilan ederim. Kulum Bana, kendisine farz kılmış olduğum ibadetlerden daha sevimli bir şeyle yaklaşamaz. Nafile ibadetlerle de yakınlaşmasını sürdürünce ona sevgi duyarım. Kulumu sevince de işiten kulağı, gören gözü, tutan eli ve yürüyen ayağı olurum. Benden bir şey isterse veririm. Bana sığınırsa, onu korurum.” (Buhari)

Hadisi şeriflerde beyan olunduğu üzere kişinin Allah’ın sevdiği kul olması ve cennette Rasûlullâh’a refakat etmesi için Allah Subhânehu ve Teâlâ’ya nafile ibadetlerle yakınlaşması gerekir. Nafile ibadetler sadece namaz ile sınırlı değildir. Birçok nafile ibadet çeşidi bulunmaktadır.

Fakat burada dikkat edilmesi gereken bir konu bulunmaktadır. Bu konu; nafile ibadetlerin sadece Kur’an ve Sünnet kaynaklı olduğunda Allah’ın bu amellerden razı olacağıdır. Bunun aksi olur ise Allah bu amelden razı olmaz ve bu amelin sahibi sevap işleyeyim derken günaha girmiş olur. Çünkü Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Kim amelimizde olmayan bir şeyi dine sokarsa o merduttur (reddolunur).” (Buhari-Müslim)

Bu sebeble aslı astarı olmayan günlere ve gecelere özel ibadet çeşitleri çıkarmak, kendi heva ve heveslerine göre zikir çeşitleri belirlemek İslam Dini’nde bir değeri olmayan ve reddedilen amellerdendir.

Ve bir dikkat çekeceğimiz konuda; insanlardan bazılarının maalesef günde yüzlerce defa “La ilahe illallah” zikrini tekrarlamaları, fakat bu Kelime-i Tayyibe’nin zıddına bir hayat sürüp manasından cahil kalıp nasiplenememeleridir. İşte bu sebeble nafile ibadet ve zikirler “La ilahe illallah” zikrine uygun bir akideye sahip olup tağutların reddi ile kişiye fayda sağlamaktadır.

Sonuç olarak Allah Subhânehu ve Teâlâ biz tevhid ehli kimseleri küfrün karanlığından çıkarıp imanın aydınlığına kavuşturmuştur. İnsanların bölük bölük cehenneme sürüklendiği bu dönemde, her Müslümanın akidesini koruması için Allah ile arasındaki bağı kuvvetlendirmeli ve zahirini İslamlaştırdığı gibi gönül dünyasını da İslam’ın nuru ile aydınlatmalıdır. Bu ise Allah’a ve Rasûlu’ne her konuda itaat etmek ve nafilelere önem vererek hayat kılmakla gerçekleşir.

“Kim gönüllü olarak hayır yaparsa, bu kendisi için daha iyidir.” (Bakara: 2/184)

Hamd âlemlerin Rabbi olan Allah’a, salat ve selam yaratılmışların en hayırlısı Muhammed aleyhisselâm’ın üzerine olsun.

 Mustafa b. Sezgin