«
  1. Ana sayfa
  2. SOHBETLER
  3. Nafile Namaz Kılıyor muyuz?

Nafile Namaz Kılıyor muyuz?

Değerli Müslümanlar! Kısaca nafile namazlardan bahsedeceğiz. Ancak şunu itiraf etmeliyim ki: “Farz namazı kılmayan insanlara; “nafile namaz kılıyor musun?” diye sormak abes olacaktır. Ancak farz namazı aksatmayanlara elbette ki “nafile de kılıyor musun?” diye sorulabilir. Bu sorunun da amacı da; eğer nafile namaz kılmıyorsa nafilelere teşvik etmek için olmalıdır. Rasulullah aleyhiselâm’ın uygulamalarına baktığımız zaman, bir kişi iman ettikten hemen sonra, Efendimiz ona namazı öğretmiş ve öğrettirmiştir. Bu sıralamaya göre elbette önce tevhidi bir iman ve hemen arkasında da namaz gelmelidir. Bir Müslüman için namaz kılmamak düşünülemez.

Şimdi ey Muvahhidler! Farz namazları aksatmadan kılan kardeşlerim! Nafile namazlarla aramız nasıl, nafile kılıyor muyuz?

Bakınız âlemlere rahmet Muhammed aleyhisselâm, hayatında nafileler olan bir peygamberdir. Aişe validemizin bildirdiğine göre Peygamber Efendimiz o kadar çok namaz kılardı ki, ayakları şişerdi. Aişe validemiz, Efendimiz aleyhisselâm’ın Allah katındaki değerini ve konumu bilen birisi olarak: “Ey Allah’ın Rasulü! Allah senin gelmiş ve gelecek günahlarını bağışladığı halde neden böyle davranıyorsun?” dediğinde, Efendimiz ona: “Daha fazla şükreden bir kul olmayayım mı?” (Buhari, Müslim) cevabını vermiştir.

Evet, daha fazla şükretmek… O, seçilmiş ve günahları bağışlanmış olan olarak Rabbinin huzurunda huzur buluyordu. O, bizler için en güzel örnek iken bizler o örneği elbette her alanda örnek almalıyız. Rabbim bizlere bunu kolaylaştırsın. Âmin. Bizimde şükredecek çok şeyimiz var. En başta da iman nimeti…

Şimdi ey Müslümanlar! Nafile namazların faziletlerine değinilip sözümüze devam edecek olursak.

Peygamberimiz aleyhisselâm haber verdi ki: “Kulun kıyamette ilk hesaba çekileceği konu namazdır. Namazlarını noksan bırakmamışsa tam olarak yazılır. Noksan bırakmışsa Allah meleklerine şöyle der: Bakın bakalım kulum yaptığı bir nafilesi var mıdır? Eğer varsa farzlarını onunla tamamlarsınız. Daha sonra zekâtı ve tüm amelleri aynı şekilde hesap edilir.” (Ebu Davud, İbn Mace)

Evet, gördüğün gibi Müslüman! Hesap günü çetin bir gün! Rabbim yardımcımız olsun. Elbet o gün düşünülmeli, elbet o gün hesaba katılmalı! Ve bu rivayette gördük ki; o gün hesabın başlangıcı namazdır. O, iyi geçtiğinde diğerlerinin iyi geçeceği umulur. Öyleyse, namazlara hatta farzları tamamlayan nafilelere de dikkat etmek gerekir.

Yine bir kudsî hadiste şöyle geçmektedir:

“Allah Teâlâ buyurdu ki: “Kim benim bir dostuma düşmanlık ederse, ben ona harp ilan ederim. Kulum bana, kendisine farz kıldığım şeylerden daha sevimli bir şeyle yaklaşmamıştır. Ve kulum durmadan nafilelerle -ben onu sevinceye kadar- bana yaklaşır. Onu sevdiğimde ise; onun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli ve yürüyen ayağı olurum. Benden bir şey isterse ona mutlaka veririm ve bana sığınırsa onu mutlaka korurum.” (Buhari)

Burada sadece nafile namaz değil, tüm nafileler olarak anlarız. Yani farzların haricinde diğer nafileler Rabbimizin hoşnutluğunu celb etmektedir. Öyleyse, Allah’ın rızasının peşinde koşanların yapması gereken nafilelere daha bir önem vermektir.

Yine en hayırlı amelin namaz olduğu (İbn Mace, Ahmed), yapılan secdelerin dereceleri yükseltip günahları eksilttiği (Müslim), farzların dışında en faziletli namazların da evlerde kılınan nafile namaz olduğu (Buhari, Müslim) bizlere haber verilirken, namazlardan evlere pay ayrılıp, evlerin kabir yerlerine çevrilmemesi de istenir. (Buhari, Müslim)

Sonuç olarak Muvahhid kardeşim! Bizler müjdelenen kişileriz, inşallah; ancak bizlerin de bunu hak etmemiz için secdelerimizi arttırmamız gerekmektedir.

Şimdide farz namazların önünde ve arkasında kılınan revâtib sünnetlerden başlayarak nafilelerin hangileri olduklarına kısaca bir değinelim.

Farzların önünde ve arkasında kılınan revâtib sünnetler bazı toplumlarda farz gibi algılanıp hiç terk edilmezken, yine bazı toplumlarda ise bunları kılanlar görüldüklerinde garip karşılanıp ne kıldıkları dahi merak edilmektedir.

Oysa örnek ve önderimiz farzlarla birlikte nafile namaz kılmıştır. Bir hadislerinde farzların haricinde kılınan nafile namazlarla ilgili olarak şöyle buyurur:

“Hiçbir Müslüman kul yoktur ki, bir günde farz haricinde nafile olarak on iki rekât namazı Allah için kılarsa, Allah onun için cennette bir ev bina eder ya da onun için cennete ev bina edilir.” (Müslim)

Yine benzer bir rivayette de bunların hangileri olduğundan bahseder:

“Bir gün ve gecede on iki rekât namaz kılan için cennette bir ev inşa edilir: Öğleden önce dört rekât, sonra iki, akşamdan sonra iki rekât, yatsıdan sonra iki rekât ve sabahtan önce iki rekât.” (Tirmizi)

Bu rivayetin dışında da biz ikindinin öncesine yönelik; “ikindiden önce dört rekât kılana Allah rahmet eylesin!” (Tirmizi, Ahmed) rivayetini, ya da akşamın öncesi için; “akşam namazından önce namaz kılın!” rivayetini de görebiliriz. Yine vitir ve Cuma namazı ile ilgili rivayetleri de görmekteyiz.

Şunu hemen belirtelim ki, namazlarımızda tadili erkâna dikkat etmemiz gerekmektedir. Yine huşu üzere namaz kılmalıyız. Bir an önce namazı kılayım da kurtulayım gibi bir bakış açısı yanlıştır. Sadece farzları kılayım da kurtulayım demenin yanlış olması gibi. Öyleyse, farz namazlarımızın önünde arkasında bir nevi set gibi onu koruyan namazlarımıza dikkat etmeliyiz. Yine onların etrafını çeviren diğer nafileleri de hayatımıza koymamız bizim için rahmettir. İnşaAllah.

Bakınız bunlardan bazılarına değinecek olursak:

Duhâ (kuşluk) namazı da gün içerisinde kılınan bir namazdır. Peygamberimiz bu namazı kıldığı gibi ashabını da bu namazı tavsiye etmiştir. Örneğin Ebu Hureyre radıyallahu anh kendisine Peygamberimizin tavsiyesini bildirir:

“Dostum bana üç şeyi tavsiye etti: Her aydan üç gün oruç tutmak, iki rekât duhâ namazı ve uyumadan önce vitir namazı.” (Buhari, Müslim) yine Ebu Derda radıyallahu anh’ında aynı tavsiyeyi aldığını görmekteyiz. (Müslim)

Burada rivayette, üç tavsiyenin ilki olarak, öncelikle nafile orucu görmekteyiz. Efendimiz, her aydan en azından üç günü orucu tavsiye etmiş. Elbette bu tavsiye sadece Ebu Hureyre radıyallahu anh için değil; bilakis tüm ümmet için… Allah’ın izniyle bizlerde, Rabbimizin rahmetiyle sanki bir ay oruç tutmuş gibi ecir alabiliriz.

Nafile oruç konusunu Allah nasip ederse müstakil olarak değerlendirmek istiyorum; ancak yeri gelmişken burada da hatırlatma yapmış olduk. Evet, sağlığımız el verdiği oranda Ramazan-ı Şerif haricindeki aylarda en az üç günü oruçlu geçirmek şüphesiz ki bizlerin kazancıdır. İnşaAllah, bundan istifade edelim.

Yine rivayetin devamında; duhâ namazı gelir; yani Efendimiz aleyhisselâm, bu namazı da teşvik ve tavsiye etmiştir. Bu rivayette iki rekât geçse de bu namaz iki rekâtla sınırlandırma yapılmadan da kılınabilir.

Üçüncü tavsiyede; vitir namazı erken ve geç olarak kılınabilen bir namaz olmakla birlikte, uyumadan önce bununda kılınmasını istemiştir. Sahabeden Ebubekir ve Ömer radıyallahu anhuma’nın da bu namazı farklı vakitlerde kıldığını görmekteyiz.

Efendimiz aleyhisselâm, duhâ namazının faziletine yönelik insanoğlunu her bir eklemi için sadaka vermiş gibi olacağını Müslümanları müjdelemiştir.

“İnsanda üç yüz almış adet eklem bulunmaktadır. Her bir eklemi içinde sadaka vermesi gerekmektedir. Ashab: Ey Allah’ın Rasulü! Buna kimin gücü yetebilir? Dediklerinde Peygamber aleyhisselâm mescide tükürüğünü gömersin, sıkıntı veren şeyi yoldan çekersin. Bunları bulamazsan iki rekât duhâ namazı yeterli olur.” (Ebu Davud)buyurmuştur.

Yine bir başka rivayette şöyle geçmektedir: 

“Sizden biriniz sabaha çıkan her bir eklemi için sadaka vermesi gerekir. Her tesbih (Subhanallah) bir sadakadır. Her tahmid (elhamdulillah) bir sadakadır. Her tehlil (Lâ ilahe illallah) bir sadakadır. Her tekbir (Allah’u Ekber) bir sadakadır. İyiliği emretmek bir sadakadır. Kötülükten alıkoymak bir sadakadır. Kuşluk vaktinde kılınan iki rekât namaz ise tüm bunları yerine getirir.” (Müslim)

Burada da ayrıca; tesbih, tahmid ve tekbir zikirlerinden bahsedilmekte, Sünnette amel edildiğinde namazlardan sonra bu tesbihatın yapılması durumunda da bu sadaka ecrine kavuşulmuş olacaktır.

Yine burada emri bil maruf ve nehyi anil münkerden de bahsedilmiş olup, bunun da bir ecir vesilesi olduğu geçti. Bu da özellikle zamane Müslümanları için çok önemli bir konudur. İyiliği emretmek ve kötülükten de nehyetmek her Müslüman’ın vazifesidir. Her, Müslüman gücü yettiği oranda (eliyle, diliyle, kalbiyle, malıyla vs.) bu sorumluğunu yerine getirilmelidir.

Yine Efendimizin peygamberliği boyunca sürekli kılıp ümmetine de tavsiye edip, kılmayanları ise uyardığı, müminin şerefi olup (Hakim), farz namazlardan sonra en faziletli namaz olarak geçen (Müslim) gece namazından(teheccüd) bahsedebiliriz.

Evet, Rabbimiz kitabında Rahman’ın kullarının vasıflarından bahsederken: “Gecelerini Rablerine secde ederek ve kıyam durarak geçirirler.” (Furkan: 25/64) buyurmakla birlikte, yine kitabımızda gece ibadeti ve gecenin abidlerine yönelik ayetlere yer verir. İslam’ın bidayetinde Mekke’de zaten her bir Müslüman gecenin abidi konumundadır. Bu Mekke’ye has bir durum değildir. Medine’ye hicretinde onu karşılamaya gelen insanlara bir dizi nasihatinin içerisinde: “İnsanlar uykudayken namaz kılın!”(İbn Mace, Tirmizi) nasihati de yer almaktadır.

Başka bir nasihatte:

“Rabbin kuluna en yakın olduğu vakit, gecenin ikinci yarısının ortasıdır. Bu saatte Allah’ı zikredenlerden olabiliyorsan ol!”(Tirmizi, Ebu Davud) Buyurur.

Efendimiz aleyhisselâm, gece iki rekât kılınan namazın bile Allah’u Teâla’nın katındaki değerini: “Adam geceleyin kalkar da hanımını da uyandırıp ikişer rekât namaz kılarlarsa, Allah’ı çokça zikreden erkekler ve kadınlar zümresine kaydedilirler.” (İbn Mace) diyerek haber vermektedir. Bu büyük bir müjdedir.

Sonuç olarak; burada zikrettiklerimizin haricinde Efendimiz aleyhisselâm’ın Sünnetinde başka nafileleri de görebiliriz. Elbette onlar da bizlerin bilmesi ve gücümüzün nispetinde uygulaması gereken nafilelerdendir. Biz şimdilik bu kadarla yetinelim. Araştırmak isteyenler elbette onları da araştırabilirler. Ancak çok bilip az yapmak, ya da hiç yapmamaktan ziyade, az bile olsa bildiğimizle amel edebilirsek, o bildiklerimiz bizlerde; hayır, bereket ve kazanç olur. İnşaAllah.

Şüphesiz ki, Rabbimizin rızasını kazananlar kurtulacak. Ve nafilelerde Rabbimizin rızasını kazanmaya vesile olan ibadetlerdir. Rabbim rızasını kazanacağımız, katında kabul edilmiş ibadetlerimizi yapmayı bizlere nasip etsin. Allahumme âmin.

Selâm ve dua ile…

Esedullâh Saîd el-Muallim