«
  1. Ana sayfa
  2. Akaid Soruları
  3. Müşrikleri tekfîr etmeyenin îmânı sahîh midir?

Müşrikleri tekfîr etmeyenin îmânı sahîh midir?

Soru: Müşrikleri tekfîr etmeyenin îmânı sahîh midir?

Sorunun tam metni: Selamun aleykum ve rahmetullâh. Bir arkadaşımız tâğûtları ve müşrikleri tekfîr etmesine rağmen tâğûtu tekfîr edip müşrikleri tekfîr etmeyeni tekfîr etmiyor. Bu kişinin îmânı sahîh midir? Delîl olarak Medine toplumundaki münafıkların Allâh katında kâfir olmalarına rağmen dünyâda Müslümanların onlara Müslüman muamelesi yaptığını getiriyor.

Cevâb: Ve aleykum selâm ve rahmetullâh. Hamd ve hüküm, Allâh Subhânehu ve Teâlâ’ya mahsustur.

Allâh Azze ve Celle bizlere selâmetlikler versin. Gariplikler üzerine gariplikler yaşıyoruz. Kendisi tâğûtları ve müşrikleri tekfîr ettiği halde, etmeyenleri tekfîr etmeyen kişi, tâğûtların ve müşriklerin tekfirini, bilinçli yahut bilinçsiz olarak dînin aslının dışına çıkarıyor demektir. Oysa tâğûtların ve de müşriklerin tekfîri dînin aslındandır. Şeyhu’l-İslâm Muhammed bin Abdulvahhâb rahîmehullâh bunu şöyle ifâde etmiştir: “İslâm Dîni’nin aslı ve kâidesi iki önemli hususu ihtiva etmektedir. Bunlardan birincisi:  Tek ve şeriki olmayan Allâh’u Teâlâ’ya ibâdet edip insânları buna davet etmek, bunu kabul edenleri dost edinip sevmek ve bunu terk edenleri ise tekfîr etmektir. İkincisi: Allâh’u Teâlâ’ya ibâdet hususunda insânları şirkten sakındırmak ve bu hususta sert davranmak, düşmanlığı bundan dolayı yapıp, şirk işleyenleri tekfîr etmektir.” [ed-Dureru’s-Seniyye: 2/22 vd.]

Sözü edilen kişinin delîl olarak Medine toplumundaki münafıkların Allâh katında kâfir olmalarına rağmen dünyâda Müslümanların onlara Müslüman muamelesi yapmasını delîl getirmesi ise bâtıldır. Zîrâ o günün münafıklarının durumu ile bu günün müşriklerinin durumu birbirinden fersah fersah uzaktır. Münafıkların izhâr ettiği İslâm’dır. Onlar, namaz, oruç, zekât ve hatta cihâd gibi amelleri yerine getiriyorlardı. Kendilerinden zâhiren şirk ve küfür olan herhangi bir amel de sûdur etmiyordu. Bu günün müşriklerinin şirki ise görmek isteyenler için güneş kadar aydınlıktır. Kabirlere tapmaktan tutun da, hâkimiyetin Allâh’tan başkasına verilmesi, dîn ve dindarlarla alay edilmesinden tutun da haramların helâl kabul edilmesine kadar birçok açıkça görülen şirk ve küfür kendilerinden sûdur etmektedir… Bu iki zümreyi dediğiniz üzere birbirine kıyâs etmek, aralarında fark olan şeyleri birbirine benzetmeye çalışmak olup, bâtıldır.

İslâm’da hükümler, zâhire göredir, bâtına göre değildir. Bâtınları bilmek ve buna göre hüküm vermek Allâh’a aittir. Bu, ümmetin üzerinde icmâ ettiği bir kâidedir. Bizler, zâhire göre hükmetmekle emrolunduk. İnsânların iç dünyâlarını ise Allâh’a havale ederiz. Gizli hallerin hesâbı O’na aittir. Bu nedenle İslâm’ı izhâr ederek kendisinden şirk açığa çıkmayan bir kimse Müslüman’dır. Kendisini İslâm’a nispet etmiş olsa bile, şirk işleyen bir kimse de müşriktir. Böyle birini tekfîr etmek, onun şirkine şâhit olan kimseler için îmânın olmazsa olmazıdır. Îmân ile şirki bilmeyen, Müslüman ile müşriği birbirinden ayıramayan bir kimse Müslüman değildir. Kâdî Iyâd rahîmehullâh şöyle demiştir: “Her kim Yahûdi ve Hıristiyanları ve de Müslümanların dînini terk edenlerden birisini tekfîr etmezse, onların tekfîrinde duraksarsa veya şüphe ederse kâfir olur.” [Kâdî Iyâd, eş-Şifâ: 2/603]

Sözünü ettiğiniz kişi hakkında izlenecek yola gelince: Ona bu yaptığı kıyâs ve tevilin bâtıl olduğu; şirki açık olanın tekfirinin dînin aslından olduğu ve tâğûtları ve müşrikleri tekfîr etmeyenin Müslüman olamayacağı anlatılır. Kabul eder ve îmânı bozan bu şeyden dolayı tevbe ederse sorun çözülmüş olur. Yok, hala daha bu kıyâs ve bâtıl tevîl ile şirki açık ve sâbit olan müşrikleri tekfîr etmeyenleri Müslüman olarak görüyorsa -Allâh bizleri korusun- hükmü onlar gibidir. Şeyh Velîd bin Râşid es-Sueydân  şöyle demiştir: “Âlimler kâfir ve müşrikleri tekfîr etmeyen, onların küfründen şüphe eden veya onların yollarını doğrulayan kimselerin kâfir olacakları hususunda icmâ etmişlerdir.” [el-İcmâu’l-Akdî: 54. (374. Madde.)]

Uyarı: Bu soru üzerinden tüm kardeşlerimi uyarmak istiyorum. Dîni bir mesele hakkında Ehl-i Sünnet’ten bir îmâmınız olmadan konuşmayın. Güvenilir ilim sâhiblerinden duymadıkça, güncel meselelerin zor konularından bahsetmeyin. Hakkında kesin bir bilgi sâhibi olmadığınız ilmi şeyleri söylemeyin. Konuştuğunuz, bahsettiğiniz ve söylediğiniz şeyler, unutmayın ki dîndir. Üzerinde bulunduğunuz dîn üzere ölecek ve dîniniz üzere haşrolacaksınız. Her yaptığınızdan ve konuştuğunuz tüm şeylerden hesâba çekileceksiniz. Akıllı olan kimsenin buna hazır olması ve hesâbını veremeyeceği şeyin fâili olmaması gereklidir. Rabbim ümmete hayırlar versin. Allâhumme âmin.

 

Başarı, el-Hamîd ve el-Hakîm olan Allâh’tandır. 

O, her şeyin en iyisini bilendir.

Abdullah Saîd el-Müderris.

1439h./2017m.