«
  1. Ana sayfa
  2. AKAİD
  3. Müslümanlara Karşı Kafirleri Destekmek

Müslümanlara Karşı Kafirleri Destekmek

kafirlere yardimMÜSLÜMANLARA KARŞI KÂFİRLERİ DESTEKLEMEK

Abdullâh Saîd el-Müderris 

 

Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın ismiyle… Hamd, -âlemlerin Rabbi olan- Allâh’a mahsustur. O’na hamd eder, O’ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüğünden O’na sığınırız. O’nun hidâyete erdirdiğini hiç kimse saptıramaz, saptırdığını ise hiç kimse hidâyete erdiremez. Şehâdet ederim ki, Allâh’tan başka ibâdete lâyık hiçbir ilâh yoktur. Ve yine şehâdet ederim ki, Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem O’nun kulu ve Rasûlüdür… Bundan sonra:

Bil ki! Müslümanlara karşı kâfirleri desteklemek Kur’ân, Sünnet ve icmâ ile sabit olduğu üzere kişiyi dînden çıkaran büyük küfürdür. Bunun el ve dil kullanılarak; mal ve can harcanarak olması arasında hiçbir fark yoktur. Bu noktada İslâm’a karşı küfrün; Müslümanlara karşı kâfirlerin safında olan, onların bekâsı ve düzenlerinin kuvvetlenmesi adına görev alan herkes İslâm ile bağını koparıp atmıştır. Böyle kimselerin Müslüman olduklarını söylemeleri, namaz ve oruç gibi farzları yerine getirmeleri; faiz ve zina gibi haramlardan kaçınmaları içinde bulundukları küfür gerçeğini değiştirmemektedir. Bu hükmün dayandığı birçok şer’î delîl bulunmaktadır. Nitekim Şeyh Muhammed bin Süleymân et-Temimî rahîmehullâh, şöyle demişti: “İster şirk koşsun, isterse koşmasın muvahhîdlere karşı müşriklerle beraber olan sâlih Müslüman’ı (muvahhîdlere karşı müşriklerle beraber olduğu için) tekfîr eden Kur’ân-ı Kerîm’den, Sünnet’ten ve âlimlerin sözlerinden çokça delîller vardır.” [ed-Dureru’s-Seniye: 10/8.] Bu delillerden bazıları şöyledir:
[quote align=”center” color=”#999999″]Allâh Subhânehu ve Teâlâ, şöyle buyurmaktadır:  “Ey îmân edenler Yahûdi ve Hıristiyanları velîler edinmeyin! Onlar birbirlerinin velîleridirler. Sizden kim onları velî edinirse, muhakkak o da onlardandır. Şüphesiz Allâh, zalimler topluluğuna hidâyet vermez.” (Mâide: 5/51)[/quote]

Allâh’u Teâlâ’nın “Sizden kim onları velî edinirse” buyruğundaki velî edinmek, Ehl-i Kitâb olan ya da olmayan tüm kâfirlerin dînlerini ve bâtıl yollarını güzel görmek ya da râzı olmak, küfürlerinden şüphe etmek, onları hükmedici kanun ve yasalar koyucu konumuna getirmek ve Müslümanlara karşı onlara dil ile mal ile ve can ile yardım etmektir. Böyle yapanların hükmü hakkında “Sizden kim onları velî edinirse, muhakkak o da onlardandır” buyrularak, kâfirleri velî edinenlerin, kâfirlerden olacağını açıkça bildirmektedir.

Âyet-i kerîmenin tefsîrinde İmâm İbn Cerir et-Taberî rahîmehullâh şöyle demiştir: “Her kim mü’minleri bırakıp Yahûdi ve Hıristiyanları dost edinirse o kimse onlardan olur. Kim mü’minlere karşı Hıristiyan ve Yahûdilere (ve de diğer kâfirlere) yardımcı ve dost olursa artık bu kişi Yahûdi ve Hıristiyanların dînlerine ve milletlerine tâbî olmuştur. Çünkü bir kişinin bir kişiye dost olması ve ona yardım etmesi; ona, dînine ve içinde bulunduğu duruma râzı olduğunu gösterir ki böylece ona muhâlif olan dîne düşman olmuştur. Bu kimsenin hükmü bundan böyle dost olduğu kişinin hükmü gibidir.” [Taberî, Câmiu’l-Beyân fî Te’vîli’l-Kur’ân: 10/400.]

İmâm Nesefî el-Hanefî rahîmehullâh, şöyle demiştir: “Onlara (kâfirlere) yardım ederek, onlardan yardım isteyerek onları kendinize kardeş edinmeyin! Mü’minlerle haşır neşir olduğunuz gibi onlarla haşır neşir olmayın, onlara dostluk göstermeyin! Allâh’u Teâlâ bu yasağın sebebini bildirerek şöyle buyurdu: ‘Onlar birbirlerinin velîleridirler.’ (Maide: 5/51) Yani onlar birbirlerinin dostudurlar ve hepsi mü’minlere düşmandırlar. Bu ayet küfrün tek millet olduğuna bir delîldir. Allâh’u Teâlâ âyetin devamında şöyle buyuruyor: ‘Sizden kim onları velî edinirse, muhakkak o da onlardandır.’ (Maide: 5/51) Yani (onları velî edinenler) onların (kâfirlerin) milletinden (dîninden) olur ve onların hükmünü (gibi kâfir hükmünü) alır.” [Nesefi, Medâriku’t-Tenzîl: 1/453.]

Şeyh Süleymân bin Abdullâh rahîmehullâh ise âyetin tefsîri hakkında şöyle demiştir: “Allâh’u Teâlâ, Yahûdi ve Hıristiyanları dost edinmelerini mü’minlere yasaklamış ve mü’minlerden onları dost edinen kimsenin onlardan sayılacağını bildirmiştir. Bu ise; Mecûsileri, putperestleri ve diğer kâfirleri dost edinen bir kimsenin hükmünün, dost edindiği kâfirlerin hükmü gibi olduğunu ve o kimsenin onlardan sayıldığını göstermektedir.” [ed-Düreru’s-Seniyye: 8/127.]

[quote align=”center” color=”#999999″]Allâh Subhânehu ve Teâlâ, başka bir âyet-i kerîmede şöyle buyurmaktadır: “Îmân edenler Allâh yolunda savaşırlar; kâfirler ise tâğût yolunda savaşırlar. Öyleyse şeytânın dostlarıyla savaşın. Hiç şüphesiz, şeytânın hilespek zayıftır.” (Nisa: 4/76)[/quote]

Fahruddîn er-Râzî rahîmehullâh, bu âyetin tefsîrinde şöyle demiştir: “Bil ki! Allâh’u Teâlâ, cihâdın farz olduğunu beyân edince, dikkat edilecek şeyin cihâdın şekli değil, bilakis niyet ve maksad olduğunu bildirmiştir. Bu itibarla mü’minler, Allâh’ın dînini kuvvetlendirmek ve O’nun kelimesini yüceltmek maksadıyla savaşırlar. Kâfirler ise, tâğûtun yolunda (onun sistemini yüceltmek maksadıyla) savaşırlar.” [er-Râzî, Mefatihul-Gayb: 10/147.]

Şeyh Abdurrahmân bin Hasen rahîmehullâh, şöyle demiştir: “Tevhîdi bozan mes’elelerin en büyüğü üç tanedir… Bunlardan üçüncüsü: Müşriklere karşı dostluk göstermek, onlara meyletmek, onlara elle, dille veya malla yardımcı olmaktır.” [el-Mevrid el-Adebu’z-Zulal: 237-238.]

[quote align=”center” color=”#999999″]Allâh Subhânehu ve Teâlâ, başka bir âyet-i kerîmesinde şöyle buyurmaktadır: “Mü’minler, mü’minleri bırakıp da kâfirleri velîler edinmesinler. Kim böyle yaparsa, Allâh’tan hiçbir şey (yardım-bağlantı) yoktur.” (Ali İmran: 3/28)[/quote]

İmâm İbn Cerir et-Taberî rahîmehullâh âyetin tefsîri hakkında şöyle demiştir: “Bu âyetin mânâsı şöyledir: Ey mü’minler! Kâfirlere dînleri (ve sistemleri) konusunda yardımcı olmayın. Mü’minleri bırakıp da Müslümanlara karşı kâfirlere destek olmayın, mü’minlerin gizli hallerini onlara anlatmayın! Sizden her kim böyle yapacak olursa Allâh’u Teâlâ’dan bekleyeceği hiçbir şey yoktur. Çünkü o Allâh’u Teâlâ’dan, Allâh’u Teâlâ da ondan beri olmuştur. Böylece dîninden irtidat etmiş ve küfre girmiştir.” [Taberî, Camiu’l-Beyân: 6/313.]

Şeyh Hamid bin Atik rahîmehullâh şöyle demiştir: “Müslümanlara karşı müşriklere yardım etmek, Müslümanların gizli hallerini onlara söylemek veya müşrikleri  dille savunmak  ya da bulundukları duruma rıza göstermek küfür olan amellerdendir. Müslümanlardan kim ikrâh durumu olmadığı halde kâfirlere buğzetse ve Müslümanları sevse bile bunlardan herhangi birisini yaparsa mürted olur.” [ed-Difâ an Ehli’s-Sünne ve’l-Etbâ: 31.]

[quote align=”center” color=”#999999″]Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır: “Kim müşrik bir kimse ile beraber (haşır neşir)  olur ve (müşrik diyarında) onunla beraber ikâmet ederse, o da müşrik gibidir.” [(SAHÎH HADÎS): Ebû Dâvud (2787); Taberânî (el-Kebîr: 7023)…][/quote]

İmâm el-Münâvî rahîmehullâh, hadîste geçen “O da müşrik gibidir” cümlesini şöyle açıklamıştır: “Allâh’u Teâlâ’nın düşmanıyla haşır neşir olmak, onunla dost olmak Allâh’u Teâlâ’dan yüz çevirmeyi gerektirir. Her kim Allâh’u Teâlâ’dan yüz çevirirse şeytân onun dostu olur ve onu küfre götürür. Zemahşeri şöyle demiştir: Bu akla uygun bir açıklamadır. Çünkü hem bir zatla hem de onun düşmanıyla dostluk kurmak birbirine zıttır ve aynı anda bir kişide bulunması mümkün değildir.” [Münâvî, Feydu’l-Kadir: 6/144.]

Şeyh Muhammed bin Abdullatif rahîmehullâh hadîsi zikrettikten sonra şöyle demiştir: “Bu hadîsi okuyan Müslüman bir kimse, kâfirlerle her haşır neşir olması veya onlarla her oturması durumunda  kâfir olacağını anlamamalıdır. Zîrâ bu hadîsin mânâsı şöyledir: Müşriklerin arasından uzaklaşma imkânı olmadığı için kâfirlerin zoruyla Müslümanlara karşı onlarla beraber savaşa çıkan (ikrah ile savaş yolculuğuna çıkan) kimse öldürülmesi ve malının alınması bakımından aynen kâfirler gibidir. Fakat bu, küfür konusunda onlar gibidir demek değildir. Böyle bir kimse şâyet kâfirlerle beraber Müslümanlara karşı isteyerek savaşa çıkar veya Müslümanlara karşı  ister bedeniyle, isterse malıyla kâfirlere yardımcı olursa, böyle bir durumda bu kimsenin küfür konusundaki hükmü şüphesiz aynen onların hükmü gibidir.” [ed-Dureru’s-Seniye: 8/456.]

Nitekim Şeyhu’l-İslâm İbn Teymiyye rahîmehullâh kendi zamanında İslâm düşmanlığı yapan kâfir Tatarlar’a yardım edenler hakkında şöyle demiştir: “Asker emirlerinden veya bunlardan başka her kim tatarların safına geçerse işte o kimse tıpkı onların hükmünü alır. Onlar İslâm şeriatından her ne kadar uzaklaşıp irtidat etmişlerse o kimse de aynen onlar gibi irtidat etmiştir. Sahabeler zamanında namaz kılan, oruç tutan ve Müslüman cemaate savaş açmayan bir topluluğa sırf zekât vermemeleri sebebiyle sahabeler mürted hükmü vermişlerdir. Buna göre Allâh’u Teâlâ ve Rasûlü sallallâhu aleyhi ve sellem’in düşmanlarıyla beraber Müslümanlara karşı çarpışan ve Müslümanları öldüren kimselere nasıl davranırlardı acaba?” [Mecmûu’l-Fetâvâ: 28/530.]

[quote align=”center” color=”#999999″]Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem başka bir hadîsi şerîflerinde şöyle buyurmuştur: “Ben, müşrikler arasında ikamet eden her Müslümandan beriyim. (Onların) Ateşleri birbirini görmesin.” [(SAHÎH HADÎS): Ebû Dâvud (2645); Tirmizî (1604)…][/quote]

Şah Velîyullah ed-Dehlevî rahîmehullâh, hadîsi şerifi zikrettikten sonra şöyle demiştir: “Bunun (Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in ‘Ben, müşrikler arasında ikamet eden her Müslümandan beriyim’ buyurmasının) sebebi şudur: Müslümanların onlarla birlikte oturma­sı ve onların kalabalık gözükmesine katkıda bulunması, onlar için yapılacak iki yardımdan biridir (ki Müslüman bunu asla yapamaz). Sonra Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem, kâfir bel­desiyle olan uzaklığı, onların ikâmet ettikleri mevkiin ya da ma­hallenin en yüksek yerinde bir ateş yakılması halinde diğerlerine gözükmeyecek kadar uzaklıkta olması şeklinde beyân etmiştir.” [ed-Dehlevî, Huccetullâhi’l-Bâliğa: 2/256.]

İmâm Kurtubî rahîmehullâh ise şöyle demiştir: “Kim Müslümanlara karşı kâfirleri (el, dil, mal ve can ile) desteklerse  hükmü onların hükmü gibidir, yani mürdet olmuştur.” [Kurtubî, el-Câmiu li Ahkâmi’l-Kur’ân: 6/217.]

[quote align=”center” color=”#999999″]Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem diğer bir hadîsi şerîflerinde ise şöyle buyurmuştur: “Allâh bir kavme azab indirdiğinde, o kavim içinde bulunan her ferde azab iner. Sonra herkes ameline göre diriltilir.”  [(SAHÎH HADÎS): Buhârî (7108); Ahmed (6207)…][/quote]

İmâm İbn Hacer rahîmehullâh, hadîsi şerîf hakkında şöyle demiştir: “Bu hadîsten şöyle bir hüküm çıkar: Kâfirlerin ve zalimlerin bulunduğu yerden uzaklaşmak gerekir. Zîrâ onların arasında ikamet etmek nefsi tehlikeye atmak demektir. Tabi ki bu, onlara yardım edilmediği ve onların amellerine rıza gösterilmediği takdirde böyledir. Onlara yardım edildiği veya amellerine rıza gösterildiği takdirde onlardan ( yani kâfirlerden) olunur.” [İbn Hacer, Fethu’l-Bari: 13/61.]

Şeyh Abdullâh bin Hâmid rahîmehullâh ise şöyle  demiştir: “Kendisine iyilik yapmak isteyen ve zarar vermekten kaçınan her Müslüman’ın, âlimlerin ‘tevelli’ ile ‘muvalat’ arasındaki belirlediği farkı mutlaka bilmesi gerekir. Âlimler, Allâh’u Teâlâ  onlara rahmet etsin bu konuda  şöyle dediler: ‘Muvalat: Kâfirlere yumuşak sözler söylemek, onların yüzüne gülümsemek, (küfür olmayan) yazı yazmaları için mürekkep vermek gibi basit şeylerdir. Bununla beraber kişinin onlardan, dînlerinden ve bulundukları durumdan  beri olduğunu onlara göstermesi ve bildirmesi gerekir. Ancak  bu durumda kişi  kâfir olmaz fakat büyük günah işlemiştir ve tehlike içindedir. Fakat ‘tevelli’ ise; onlara ikrâm etmek, onları yüceltmek, onlara saygı göstermek, onları övmek, Müslümanlara karşı onlara yardımcı olmak, zahiren onlardan beri olmamak ve onlarla haşır neşir olmak gibi amellerdir. Bu amelleri yapan kimse mürted olur ve irtidat hükümlerini ona uygulamak farzdır. İşte bu hüküm Kur’ân, Sünnet ve muteber âlimlerin icmâsı ile sabittir.” [ed-Dureru’s-Seniye: 10/479.]

Yukarıda zikredilen Kur’ân ve Sünnet nasslarından ve de bu nassları açıklayan Ehl-i Sünnet imâmlarının beyânlarından anlaşıldığı üzere, Müslümanlara karşı kâfirlerin tarafında yer alan, destek veren, bilgi ve mühimmat sağlayan, yazı yazan, vaaz veren, kolluk kuvvetliği ve gözcülük yapan, yayın ve propaganda araçlarını kullanarak onları haklı göstermeye; çıkar ve belge sağlamaya çalışan kısacası İslâm’ın karşısında küfür cephesine yer alarak hizmet eden kimselerin hükmü, destek verdikleri kimselerin hükmüyle aynıdır.

Hamd âlemlerin rabbi olan Allâh’a mahsustur. Salât ve selâm yaratılmışların en hayırlısı Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem’in, âlinin ve ashabının üzerine olsun.

pdf-2

Bir Cevap Yaz

Bir Cevap Yaz

E-Posta adresiniz paylaşılmayacaktır. Doldurulması zorunlu alanlar işaretlenmiştir *