«
  1. Ana sayfa
  2. Akaid Soruları
  3. Müslümanlara karşı kafirleri desteklemenin hükmü nedir?

Müslümanlara karşı kafirleri desteklemenin hükmü nedir?

Soru: Müslümanlara karşı kafirleri desteklemenin hükmü nedir?

Cevâb:  Hamd ve hüküm, Allâh Subhânehu ve Teâlâ’ya mahsustur.

Rabbimiz Allâh Azze ve Celle’nin rahmeti üzerine olsun kardeşim, bilmelisin ki! Müslümanlara karşı kâfirleri desteklemek Kur’ân, Sünnet ve icmâ ile sabit olduğu üzere kişiyi dînden çıkaran büyük küfürdür. Bunun el ve dil kullanılarak; mal ve can harcanarak olması arasında hiçbir fark yoktur. Bu noktada İslâm’a karşı küfrün; Müslümanlara karşı kâfirlerin safında olan, onların bekâsı ve düzenlerinin kuvvetlenmesi adına görev alan herkes İslâm ile bağını koparıp atmıştır. Böyle kimselerin Müslüman olduklarını söylemeleri, namaz ve oruç gibi farzları yerine getirmeleri; faiz ve zina gibi haramlardan kaçınmaları içinde bulundukları küfür gerçeğini değiştirmemektedir. Bu hükmün dayandığı birçok şer’î delîl bulunmaktadır. Nitekim Şeyh Muhammed bin Süleymân et-Temimî rahîmehullâh, şöyle demişti: “İster şirk koşsun, isterse koşmasın muvahhîdlere karşı müşriklerle beraber olan sâlih Müslüman’ı (muvahhîdlere karşı müşriklerle beraber olduğu için) tekfîr eden Kur’ân-ı Kerîm’den, Sünnet’ten ve âlimlerin sözlerinden çokça delîller vardır.” [ed-Dureru’s-Seniye: 10/8.] Bu delillerden bazıları şöyledir:

Allâh Subhânehu ve Teâlâ, şöyle buyurmaktadır: “Ey îmân edenler Yahûdi ve Hıristiyanları velîler edinmeyin! Onlar birbirlerinin velîleridirler. Sizden kim onları velî edinirse, muhakkak o da onlardandır. Şüphesiz Allâh, zalimler topluluğuna hidâyet vermez.” (Mâide: 5/51)

Allâh’u Teâlâ’nın “Sizden kim onları velî edinirse” buyruğundaki velî edinmek, Ehl-i Kitâb olan ya da olmayan tüm kâfirlerin dînlerini ve bâtıl yollarını güzel görmek ya da râzı olmak, küfürlerinden şüphe etmek, onları hükmedici kanun ve yasalar koyucu konumuna getirmek ve Müslümanlara karşı onlara dil ile mal ile ve can ile yardım etmektir. Böyle yapanların hükmü hakkında “Sizden kim onları velî edinirse, muhakkak o da onlardandır” buyrularak, kâfirleri velî edinenlerin, kâfirlerden olacağını açıkça bildirmektedir.

Âyet-i kerîmenin tefsîrinde İmâm İbn Cerir et-Taberî rahîmehullâh şöyle demiştir: “Her kim mü’minleri bırakıp Yahûdi ve Hıristiyanları dost edinirse o kimse onlardan olur. Kim mü’minlere karşı Hıristiyan ve Yahûdilere (ve de diğer kâfirlere) yardımcı ve dost olursa artık bu kişi Yahûdi ve Hıristiyanların dînlerine ve milletlerine tâbî olmuştur. Çünkü bir kişinin bir kişiye dost olması ve ona yardım etmesi; ona, dînine ve içinde bulunduğu duruma râzı olduğunu gösterir ki böylece ona muhâlif olan dîne düşman olmuştur. Bu kimsenin hükmü bundan böyle dost olduğu kişinin hükmü gibidir.” [Taberî, Câmiu’l-Beyân fî Te’vîli’l-Kur’ân: 10/400.]

Şeyh Süleymân bin Abdullâh rahîmehullâh ise âyetin tefsîri hakkında şöyle demiştir: “Allâh’u Teâlâ, Yahûdi ve Hıristiyanları dost edinmelerini mü’minlere yasaklamış ve mü’minlerden onları dost edinen kimsenin onlardan sayılacağını bildirmiştir. Bu ise; Mecûsileri, putperestleri ve diğer kâfirleri dost edinen bir kimsenin hükmünün, dost edindiği kâfirlerin hükmü gibi olduğunu ve o kimsenin onlardan sayıldığını göstermektedir.” [ed-Düreru’s-Seniyye: 8/127.]

Allâh Subhânehu ve Teâlâ, başka bir âyet-i kerîmesinde şöyle buyurmaktadır: “Mü’minler, mü’minleri bırakıp da kâfirleri velîler edinmesinler. Kim böyle yaparsa, Allâh’tan hiçbir şey (yardım-bağlantı) yoktur.” (Ali İmran: 3/28)

İmâm İbn Cerir et-Taberî rahîmehullâh âyetin tefsîri hakkında şöyle demiştir: “Bu âyetin mânâsı şöyledir: Ey mü’minler! Kâfirlere dînleri (ve sistemleri) konusunda yardımcı olmayın. Mü’minleri bırakıp da Müslümanlara karşı kâfirlere destek olmayın, mü’minlerin gizli hallerini onlara anlatmayın! Sizden her kim böyle yapacak olursa Allâh’u Teâlâ’dan bekleyeceği hiçbir şey yoktur. Çünkü o Allâh’u Teâlâ’dan, Allâh’u Teâlâ da ondan beri olmuştur. Böylece dîninden irtidat etmiş ve küfre girmiştir.” [Taberî, Camiu’l-Beyân: 6/313.]

Şeyh Hamid bin Atik rahîmehullâh şöyle demiştir: “Müslümanlara karşı müşriklere yardım etmek, Müslümanların gizli hallerini onlara söylemek veya müşrikleri  dille savunmak  ya da bulundukları duruma rıza göstermek küfür olan amellerdendir. Müslümanlardan kim ikrâh durumu olmadığı halde kâfirlere buğzetse ve Müslümanları sevse bile bunlardan herhangi birisini yaparsa mürted olur.” [ed-Difâ an Ehli’s-Sünne ve’l-Etbâ: 31.]

Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır: “Kim müşrik bir kimse ile beraber (haşır neşir)  olur ve (müşrik diyarında) onunla beraber ikâmet ederse, o da müşrik gibidir.” [(SAHÎH HADÎS): Ebû Dâvud (2787); Taberânî (el-Kebîr: 7023)…]

Şeyh Muhammed bin Abdullatif rahîmehullâh hadîsi zikrettikten sonra şöyle demiştir: “Bu hadîsi okuyan Müslüman bir kimse, kâfirlerle her haşır neşir olması veya onlarla her oturması durumunda  kâfir olacağını anlamamalıdır. Zîrâ bu hadîsin mânâsı şöyledir: Müşriklerin arasından uzaklaşma imkânı olmadığı için kâfirlerin zoruyla Müslümanlara karşı onlarla beraber savaşa çıkan (ikrah ile savaş yolculuğuna çıkan) kimse öldürülmesi ve malının alınması bakımından aynen kâfirler gibidir. Fakat bu, küfür konusunda onlar gibidir demek değildir. Böyle bir kimse şâyet kâfirlerle beraber Müslümanlara karşı isteyerek savaşa çıkar veya Müslümanlara karşı  ister bedeniyle, isterse malıyla kâfirlere yardımcı olursa, böyle bir durumda bu kimsenin küfür konusundaki hükmü şüphesiz aynen onların hükmü gibidir.” [ed-Dureru’s-Seniye: 8/456.]

Şeyhu’l-İslâm İbn Teymiyye rahîmehullâh kendi zamanında İslâm düşmanlığı yapan kâfir Tatarlar’a yardım edenler hakkında şöyle demiştir: “Asker emirlerinden veya bunlardan başka her kim tatarların safına geçerse işte o kimse tıpkı onların hükmünü alır. Onlar İslâm şeriatından her ne kadar uzaklaşıp irtidat etmişlerse o kimse de aynen onlar gibi irtidat etmiştir. Sahabeler zamanında namaz kılan, oruç tutan ve Müslüman cemaate savaş açmayan bir topluluğa sırf zekât vermemeleri sebebiyle sahabeler mürted hükmü vermişlerdir. Buna göre Allâh’u Teâlâ ve Rasûlü sallallâhu aleyhi ve sellem’in düşmanlarıyla beraber Müslümanlara karşı çarpışan ve Müslümanları öldüren kimselere nasıl davranırlardı acaba?” [Mecmûu’l-Fetâvâ: 28/530.]

İmâm Kurtubî rahîmehullâh ise şöyle demiştir: “Kim Müslümanlara karşı kâfirleri (el, dil, mal ve can ile) desteklerse  hükmü onların hükmü gibidir, yani mürdet olmuştur.” [Kurtubî, el-Câmiu li Ahkâmi’l-Kur’ân: 6/217.]

Yukarıda zikredilen Kur’ân ve Sünnet nasslarından ve de bu nassları açıklayan Ehl-i Sünnet imâmlarının beyânlarından anlaşıldığı üzere, Müslümanlara karşı kâfirlerin tarafında yer alan, destek veren, bilgi ve mühimmat sağlayan, yazı yazan, vaaz veren, kolluk kuvvetliği ve gözcülük yapan, yayın ve propaganda araçlarını kullanarak onları haklı göstermeye; çıkar ve belge sağlamaya çalışan kısacası İslâm’ın karşısında küfür cephesine yer alarak hizmet eden kimselerin hükmü, destek verdikleri kimselerin hükmüyle aynıdır.

Başarı, el-Hamîd ve el-Hakîm olan Allâh’tandır. 

O, her şeyin en iyisini bilendir.

Abdullah Saîd el-Müderris.

1437h./2015m.