«
  1. Ana sayfa
  2. MAKALELER
  3. Mevlid Kandili

Mevlid Kandili

MEVLİD KANDİLİ

Abdurrezzâk el-Muhâcir

 

Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın adıyla…

Dînini kemâle erdiren Allâh Subhâhu ve Têâlâ’ya hamd olsun. Salat ve selâm bu hak dîni bizlere tebliğ ve tebyin eden Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellemin, âlinin, ashâbının ve hak davada sebât eden tüm Müslümanların üzerine olsun.

Yüce Rabbimiz tüm mahlûkatı yoktan var etmiş ve her birine ayrı ayrı vazîfeler yüklemiştir. Bunlardan bazılarını sadece dünya hayatı için, bazılarını ise hem bu dünya hem de âhiret hayatı için yaratmıştır. Cinler ve insânlar ikinci kısma dâhildir. Allâh’u Teâlâ bu iki zümreyi akıl ve nefis sâhibi kılarak onlara bir hayat nizamı belirlemiştir. Bu hayat nizamının ismi İslâm Dîni’dir.

Dîn; Allâh’u Teâlâ’nın mükellef kullarına peygamberleri vasıtasıyla bildirdiği, onların dünya ve âhiret saâdetleri için emir ve yasaklardan oluşan îtikâdî ve amelî bir nizamdır. Dînler; hak dîn, muharref dinler (Yahûdilik ve Hıristiyanlık) ve bâtıl dinler olarak üç kısma ayrılır. Allâh’u Teâlâ katında geçerli olan dîn, İslâm’dır. Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“Şüphesiz ki Allâh katında dîn İslâm’dır.” (Âli İmrân: 3/19)

Allâh Azze ve Celle bunun dışında kalan her türlü yaşam şeklini, hayat nizamını ise kabul etmemiş, bu bâtıl dinlere uyanların hüsrana uğrayacaklarını bildirmiştir. Allâh’u Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa asla ondan kabul edilmez. O, âhirette de kayba uğrayanlardandır.” (Âli İmrân: 3/85)

Dîn en kısa tarifiyle emir ve nehiydir. Kişi kimin emrettiklerine ve yasakladıklarına göre inanıyor ve hareket ediyorsa onun dîni üzeredir. Hak dînde emir ve yasak belirleme yetkisi ancak Allah Azze ve Celle’ye ve O’nun izni ile Rasûllerine aittir. Bu yüzden ben Müslümanım diyen her kul hayatının her sahasında; ibâdetlerinde, ticaretinde, insanlarla münâsebetlerinde, hayatı ve ölümü arasında her ne varsa bütününde Kur’an ve sahîh Sünnet’e göre hareket etmelidir.

Çünkü Allâh’u Teâlâ dînini kemâle erdirmiştir. İhtiyacımız olan her şey ya Kur’an’ı Kerîm’ de ya da onun açıklayıcısı ve tamamlayıcısı olan sahih Sünnet’te mevcuttur. En önemli meseleden başlayarak en kolay meselelere kadar her sorumuzun cevâbı bu iki kaynaktadır. Allâh’u Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“Bugün sizin dinînizi kemâle erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size dîn olarak İslâm’ı seçip beğendim.” (Mâide: 5/3)

Âyeti kerîmede açıkça ifâde olunduğu üzere dîn kemâle ermiş ve tamamlanmıştır. Onda ne bir eksiklik ne de fazlalık bulunmamaktadır. Îmân esasları, ibâdetler, bayramlar, mübarek yerler… Kısacası gerek ibadet gerekse de amel cinsinden her şey bildirilmiştir. Buna rağmen her dönemde dîn alanında yeni şeyler ortaya çıkarılmış ve zamanla bunlar İslâm’a dâhil edilmiştir. Dîn alanında sonradan ortaya çıkarılmış olan bu şeyler bid’at olarak isimlendirilir.

Bid’at sözlük anlamı olarak önceden bir örneği olmayan ve sonradan ortaya çıkarılan şeydir. Şer’i olarak ise;  hakkında hiçbir delil (âyet ve hadîs) olmaksızın sonradan ortaya çıkarılan ve yapıldığı takdirde sevab beklenen şeydir. Maalesef geçmişte olduğu gibi günümüzde de bid’atler oldukça fazladır. Bunlardan bir tanesi de Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in doğum günü olarak kutlanılan mevlid kandilidir. Bu günün faziletine dâir ne bir âyet ne de bir hadîs vardır. Ayrıca ümmetin en hayırlı nesli olan sahâbeyi kiram radıyallâhu anhum böyle bir günü kutlamamışlardır.

Bu kutlamalar hicretten sonra 4. Asırda Fâtımîler tarafından çıkarılmıştır. Ardından diğer İslâm ülkelerine yayılmıştır. Osmanlı Devleti’nde ise ilk olarak 3.Murat döneminde resmi olarak kutlanmaya başlanmıştır. Ayrıca bu günlere kandil denmesinin sebebi 2.Selim zamanında minarelerde kandiller yakılmasıdır. Günümüzde de sanki bu gün dînin bir emri gibi inanılarak kutlanmaktadır. Kandil simitleri satın alınır, tebrikleşilir, kasîdeler okunur, zikir, dua, namaz, Kur’an tilâveti gibi çeşitli ibâdetler yapılır.

Fakat bu gecenin ya da yapılan tüm bu amellerin hiçbir dayanağı yoktur. İbâdet olarak yapılan her amelin bir delili olmak zorundadır. Delili olmadan herhangi bir ameli ibâdet olarak isimlendirmek helal değildir. Şimdi akla şöyle bir soru gelebilir. İnsanların bu gecelerde yaptıkları onca hayır amel boşa mı gidecek?  Bu sorunun cevâbını Allâh Rasûlü sallallâhu aleyhi ve sellem’in dilinden öğrenelim.

“Muhakkak ki sözlerin en doğrusu Allâh’ın kelâmı, yolların en hayırlısı ise Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in yoludur. İşlerin en kötüsü sonradan uydurulanlardır. Sonradan uydurulup dîne sokulan her şey bid’ât, her bid’ât dalâlet, her dalâlet ise ateştedir.” (Müslim, Ebû Dâvûd…)

Başka bir hadisi şerifte ise şöyle buyurmaktadır: “Kim bizim dînimizde olmayan bir şey yaparsa o merduttur (red olunur).” ( Buhâri, Müslim…)

Hadîsi şeriflerin ışığında ortaya çıkan hakikat dînde olmayanı dîne sokmanın ve onunla amel etmenin kabul edilmeyen bir sapıklık olduğudur. Sahibine de rahmet yerine azab vesilesi olacaktır. Hiçbir akıl sahibi işlediği hayrın sonucunun azab olmasını istemez. Öyleyse bizlere düşen dînde olanlara sımsıkı sarılmak ve sonradan uydurulanları elimizin tersiyle itmektir.

Son olarak İmâm Malik rahîmehullâh’ın şu sözü konunun öneminin iyice anlaşılmasını sağlayacaktır.  “Kim, bu ümmet içerisinde geçmişte olmayan bir şey ortaya çıkarırsa bu kişi, Peygamber’in sallallahu aleyhi ve sellem Allah’u Teâlâ tarafından kendisine verilen risâlet (elçilik) görevine ihânet ettiğini iddia etmiş olur. Çünkü Allah’u Teâlâ “Bugün sizin dinînizi kemâle erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size dîn olarak İslâm’ı seçip beğendim.” ( Mâide: 5/3) buyurmuştur. Bu yüzden, o gün dîn olmayan hiçbir şey bugün de dîn olamaz.”

Âlemlerin Rabbine hamd olsun.