«
  1. Ana sayfa
  2. AKAİD
  3. Meleklere Îmân Etmek

Meleklere Îmân Etmek

Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın ismiyle…

Hamd, -âlemlerin Rabbi olan- Allâh’a mahsustur. O’na hamd eder, O’ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüğünden O’na sığınırız. O’nun hidâyete erdirdiğini hiç kimse saptıramaz, saptırdığını ise hiç kimse hidâyete erdiremez. Şehâdet ederim ki, Allâh’tan başka ibâdete lâyık hiçbir ilâh yoktur. Ve yine şehâdet ederim ki, Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem O’nun kulu ve Rasûlüdür…

Bundan sonra:

Meleklere inanmak, îmânın şartlarının ikincisidir. Meleklere îmân, onların varlıklarından şüphe etmeden ismi ve görevi bildirilsin yahut bildirilmesin tamâmına inanmaktır. Allâh Subhânehu ve Teâlâ, şöyle buyurmaktadır:

“Rasûl, Rabbinden kendisine indirilene îmân etti, mü’minler de (îmân ettiler). Her biri; Allâh’a, meleklerine, kitâblarına ve rasûllerine îmân ettiler.” (Bakara: 2/285)

“İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı taraflarına çevirmeniz değildir. Asıl iyilik, Allâh’a, âhiret gününe, meleklere, kitâb ve nebîlere îmân eden kimselerin yaptığıdır.” (Bakara: 2/177)

Ömer bin Hattâb radîyallâhu anh’dan rivâyet edildiğine göre, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Îmân; Allâh’a, meleklerine, kitâblarına, rasûllerine, âhiret gününe ve hayırlısıyla şerlisiyle kadere inanmandır.”[(SAHÎH HADÎS:) Müslim (8); Tirmizî (2610)…]

Şeyh Hafız el-Hakemî rahîmehullâh, meleklere îmân etmenin anlamını açıklarken şöyle demiştir: “Onların varlıklarını, Allâh’ın yarattıklarından bir çeşit yaratılmış olduklarına, Allâh’ın onların Rabbi olup, O’nun emrine müsahhar kılındıklarına, Allâh’ın mükerrem kulları olduklarına, sözleri ile O’nun önüne geçmediklerine ve asla usanmayıp, emirlere karşı gelmediklerine kesin olarak îmân etmek ve bunu ifâde etmektir.” [Hâfız el-Hakemî, A’lâmu’s-Sunneti’l-Menşûra: 72.]

Melekler, Allâh Subhânehu ve Teâlâ’nın emrine asla isyân etmeyen; nurânî ve latif varlıklardır.

Meleklere îmân, onların varlığına en ufak bir şüphe etmeden, aralarında hiçbir ayrım yapmadan ve hiçbirine düşman olmadan hepsine inanmaktır. Meleklerin varlıklarını inkâr etmek veya varlıkları hakkında şüphe etmek küfürdür. Allâh Azze ve Celle, şöyle buyurmaktadır:

“Kim Allâh’ı, meleklerini, kitâblarını, rasûllerini ve âhiret gününü inkâr ederse, derin bir sapıklığa düşmüş olur.” (Nisa: 4/136)

Kur’ân ve Sünnet’te meleklerden isimce ve görevli oldukları işler bahsedilerek onların varlıkları bildirilir. İsmi ve görevi bildirilen ve de bildirilmeyen sayılarını sadece Allâh’u Teâlâ’nın bildiği birçok melek bulunmaktadır. Bu sebeble Allâh Subhânehu ve Teâlâ’nın yarattığı tüm meleklere topluca ve birini diğerinden ayırmadan inanmak farzdır. Allâh Subhânehu ve Teâlâ, şöyle buyurmaktadır:

“Rabbinin ordularını ancak kendisi bilir. Bu, insânlar için ancak bir uyarıdır.” (Müddessir: 74/31)

Allâh’u Teâlâ, melekleri nurdan yaratmış ve onlara akıl vermiştir. Nitekim annelerimizden iffeti Kur’ân ile sâbit olan Âişe radîyallâhu anhâ’dan rivâyet edildiğine göre, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Melekler nurdan, cinler dumansız ateşten ve Âdem ise size vasfedilmiş şeyden (çamurdan) yaratılmıştır.”[(SAHÎH HADÎS:) Müslim (2998); Ahmed (24667)…]

Melekler de Allâh Tebâreke ve Teâlâ’nın kulları olup, her daim O’na muhtaçtırlar. Allâh Subhânehu ve Teâlâ, onları kendisine ibâdet etmeleri ve emirleri yerine getirmeleri için yaratmıştır. O’nun izin verdiğinden başkasını yapmaya güçleri bulunmamaktadır. Yaratılışları icabı olarak asla isyân etmezler, kesinlikle günâh işlemezler ve her daim mutlak olarak O’nun emri üzere hareket ederler. Allâh Subhânehu ve Teâlâ’ya ibâdetten bıkmazlar, usanmazlar ve yorulmazlar. Gece ve gündüz Allâh Subhânehu ve Teâlâ’yı tesbih ederler. Nitekim Allâh Azze ve Celle, şöyle buyurmaktadır:

“Ey îmân edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insânlar ve taşlar olan ateşten koruyun. O ateşin üzerinde gâyet sert, güçlü, Allâh’ın kendilerine verdiği emirlere karşı gelmeyen ve kendilerine emredilen şeyi yapan melekler vardır.” (Tahrîm: 66/6)

“Gece ve gündüz, hiç durmaksızın (Allâh’ı) tesbih ederler.” (Enbiyâ: 21/20)

Meleklerin büyük cisimleri ve azametli bir yaratılışları vardır. Onlardan bazılarının iki, bazılarının üç, bazılarının da dört kanadı vardır. Bazılarının ise daha çok kanadı vardır. Nitekim Abdullâh İbn Mes’ûd radîyallâhu anh şöyle demiştir: Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem Cibrîl’i gerçek suretinde altıyüz kanadı olduğu halde gördü.” [Buhârî (3232); Müslim (282)…]

Melekler Allâh Subhânehu ve Teâlâ’nın izniyle insân sureti gibi çeşitli suretlerde ve şekillerde görünme gücüne sâhibtirler. Yemezler, içmezler, erkeklik ve dişilik gibi cinsiyetleri yoktur. Hayâ gibi güzel yaratılış özelliklerine sâhibtirler. İçinde heykel, resim, köpek ya da çan bulunan eve girmezler. İnsânların rahatsız olduğu eziyet verici hususlardan onlar da rahatsız olurlar. Câbir bin Abdullâh radîyallâhu anh’dan rivâyet edildiğine göre, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Her kim bu pis kokulu sebzeden yerse sakın bizim mescidimize yak­laşmasın! Zîrâ insânların rahatsız oldukları şeylerden melekler de rahatsız olurlar.” [(SAHÎH HADÎS:) Buhârî (855); Müslim (564)…]

Meleklerin sayısı sayılmayacak kadar çoktur. Onların sayılarını ve görevlerini yalnız Allâh Subhânehu ve Teâlâ bilir. Gökyüzünde dört parmak genişliğindeki her yerde muhakkak bir melek ya secde halinde ya da ayakta hazır bekler vaziyettedir. Nitekim Ebû Zerr radîyallâhu anh’dan rivâyet edildiğine göre, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

 “Ben sizin görmediklerinizi görüyor işitmediklerinizi işitiyorum. Gökyüzü çatırdar ve çatırdaması da gerekir. Çünkü gökyüzünde dört parmaklık bir yer yoktur ki, secde eder vaziyette melekler orayı doldurmamış olsun.”[(SAHÎH HADÎS:) Tirmizî (2312); İbn Mâce (4190)…]

Kur’ân ve Sünnet’te bildirildiği üzere meleklerin yerine getirmekle sorumlu oldukları bir takım görevleri vardır. Onlardan bazıları şöyledir:

Cibrîl: Vahiyle görevli melektir. Allâh’u Teâlâ’dan aldığı vahyi Allâh’ın dilediği nebîsine veya rasûlüne indirir.

Mîkâîl: Yağmur yağdırmak ve bitkileri yeşertmekle görevli melektir.

İsrâfîl: Sûra üflemekle görevli melektir.

Meleku’l-Mevt (ölüm meleği): Ölüm anında canlılardan ruhları çekip almakla görevli melektir.

Rıdvân: Cennet bekçisidir.

Mâlik: Cehennem bekçisidir.

Hafaza (koruyucu melekler): İnsânları tehlikelere karşı korumakla görevli meleklerdir.

Kirâmen Kâtibin (amelleri kaydeden melekler): İnsânların işledikleri amelleri kaydeden meleklerdir.

Meleku’l-Cibâl (dağ melekleri): Dağlarla görevli meleklerdir.

Hamele-i Arş (Arşı taşıyan melekler): Arşı taşımakla görevli meleklerdir.

Münker ve Nekir (kabir melekleri): Ölü kabre konulduktan sonra ona üç şey hakkında soru soran iki melektir. Bu iki melek, kabirde ölüye gelir ve ona; Rabbi, dîni ve nebîsi hakkında soru sorar.

Bunlardan başka mü’minler için istiğfar yani bağışlanma taleb eden, onlara dua eden melekler olduğu gibi, ilim meclislerinde ve zikir halkalarında bulunup da onlara kanat geren melekler de vardır. Ayrıca kulları hayırlı işler yapmaya çağıran, sâlihlerin cenâzelerine katılan, mü’minlerle birlikte savaşan ve onlara tâğûtlara karşı cihâdlarında destek verip sebât etmelerine yardımcı olan melekler de vardır. Bunlarla beraber sayılarını ve görevlerini yalnız Allâh Subhânehu ve Teâlâ’nın bildiği kadar melekler bulunmaktadır.

Hamd âlemlerin rabbi olan Allâh’a mahsustur. Salât ve selâm yaratılmışların en hayırlısı Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem’in, âlinin ve ashabının üzerine olsun.

1434 h. / 2013 m.

Abdullâh Saîd el-Müderris.

İktibas Yapacakların Dikkatine!