«
  1. Ana sayfa
  2. EDEBİYAT
  3. Medeniyet Tasavvurunun İnşasında Kelimelerin Rolü

Medeniyet Tasavvurunun İnşasında Kelimelerin Rolü

Kelimelerle öğretenin ismiyle..

Çoğu insan (yeterince) haberdar olmasa da, medeniyet tasavvurunun inşasında kelimeler, son derece önemli yere sahipler. Düşünsel dünyamız kelimelerle örülü. Bizi biz yapan da kelimeler dünyamız. Kelimelere verdiğimiz anlamlar düşünce dünyamızı; düşünce dünyamız ise hayatımızı inşa etmekte.

Bu dünyanın içerisinde birtakım kelimeler var ki bize ait değil; ancak bize aitmiş gibi ağızlardan ağızlara dolaşmakta. Şuurlu bir bakış ile bizim olan kelimeleri biz ayırt edebilmekteyiz. Bize ait olan kelimelerin temelinde İslâm var. Bizim medeniyetimizde; kelimeler, anlamlar ile mayalanıp, manaların hamalı olurken bunu İslâm’ın öncülüğünde yapmakta. Nasıl mı? Bunu uygarlık ve medeniyet, etik ve ahlak kelimeleri üzerinden kısaca açıklamaya çalışalım.

Uygarlık ve Medeniyet:

“Uygarlık ile medeniyet arasında fark var mıdır?” dersek cevabımız “elbette var” olacaktır. Uygarlık sözde çağdaş ağızlardan çıkan bir kelime olup, bu çağdaş ağızlar çağdaş uygarlıktan bahsettiler ve bahsetmekteler. Tabi ki “çağdaş uygarlık” dedikleri şey batının ve bâtılın uygarlık anlayışı ve yaşayışı idi. Onlara göre “uygar insan” batının gözüyle hayata bakan ve gördükleriyle bir uygarlık algısı kuran kişiydi. Oysa bir Müslüman bâtıl olan değerlerden uzaklaşmadan zaten Müslüman olamaz ve Müslüman kalamaz.

Bir batılının dilinde (Fr) civilisation (sivilizasyon) uygarlık demek. Ancak sivilizasyona, batılının kendi tarihi, dini düşünce ve inanışlarıyla oluşturduğu bir uygarlık anlayışı diyebiliriz. Onlar için uygarlık, Pavlusizyen Hristiyanlığın, politeist paganizmle harmanlanıp, Prometheus’un önderliğinde sunulan bir uygarlık anlayışı olabilir. Oysa bizim medeniyet tasavvurumuzda insanın baktığı çerçeve İslâmi iken, sonuç olarak gördüğü yer ve oradaki şeylerde İslâmi olmakta. İslâm, yüce yaratıcının eşrefi mahlûkat olarak yarattığı canlıya seçtiği dinin adı iken, Müslüman da bu dinin müntesibi kişi.  Ve yine Müslüman, İslâm medeniyetinin bir evladı.

İslâm, insanların dünya ve ahiretlerine karışan bir din iken, bu din bireyi muhatap aldığı gibi yine toplumu da muhatap almakta. Hatta öyle ki bu din, tüm nizamı kendi koyuyor, bireyden cemiyete, sistemden devlete her şeye karışıyor. Zaten ferden her bir insana karışan bir nizamın, fertlerden oluşan cemiyete ve cemiyete nizam veren sisteme de karışması son derece doğal.

İslâm, muarızları kabul etmeyen, şirki reddeden bir nizam koyuyor ve bu nizama uyulmasını istiyor; öyle ki İslâm, insanın anne karnından, bebek beşiğine, ölüm döşeğinden, cenaze merasimine kadar her şeyi ele alıyor, her şeye karışıyor. İslâm, insanların evlerine, çarşı ve pazarlarına, okullarından mescidlerine, camilerinden külliyelerine, mimariden sanata, canlıdan cansıza her şeye ve her alana kendi düzenlemelerini getiriyor. Ve bu düzenlemeler bütünü ile de İslâm, her asırda kendi medeniyetini kuruyor ve halende kurmaktadır.

Bir batılı ya da İslâmsız bir doğulu için, İslâm çok bir şey ifade etmeyebilir. Ancak bir Müslüman için İslâm her şeydir, her şey… Bu her şey ile Müslüman, İslâm medeniyet algısının iz düşümü ile çağa tanıklığını yansıtır, her şey üzerinde… Müslüman, her şeyini her şey olarak gördüğünün çizdiği doğrultuda hayatını yaşar ve hayatı inşa eder. Bundan dolayıdır ki bir Müslüman için medeniyet İslâmsız olamaz; bilakis medeniyetin temelinde yer alır, İslâm.

Oysa uygarlık denilen şeyde İslâm ve İslâmi değerler yoktur. Çağdaş insan denilen çağdaş münkir canlının her alanda her türlü isyankârlığına “uygarlık” der birileri. Ve çağdaş uygarlık seviyesini yakalamaya çalışırken, medeniyetin çocuklarını da bu seviyesizliğe düşürmeye adarlar, şeytani ömürlerini. Ve kaçınılmaz sonuç: Çifte hüsran.

Sözlerimizi uzatmadan deriz ki; bizler Müslümanlar olarak İslâm medeniyetinin evlatlarıyız. Çağdaş uygarlık denen şey ile İslâm’ın, O’nun pak değerlerinin ve medeniyetinin karalanmasına, yok sayılmasına karşıyız. Bizim medeniyetimiz bize; onların uygarlığı ise onlaradır. 

Etik ve Ahlak:

“Etik olmak ile ahlaklı olmak arasında fark var mıdır?” Vardır tabi? Ne gibi denirse? Nereden başlasak ki anlatmaya der ve ikisini kıyaslamaya girerdik.

Etik kelimesi, daha yenilere kadar insanlar arasında pekte bilinmeyen, duyulmayan ve de kullanılmayan kelimelerdendi; ancak zamanla ağızlardan ağızlara yayıldı. Yayıldı lakin bu kelimeyi kullananlar bu kelimenin mahiyeti hakkından ne kadar bilgililer, orası ayrı bir muamma…

Etik kelimesi, Yunanca “karakter” anlamına gelen “ethos” kelimesinden üretilmiş bir kelime. Türkçeye ise her nasıl olduysa “ahlak” olarak çevrilmiş. Ancak aslından çarptırılan bu kelime aslında “göreceli ahlak” için kullanılan bir kelime. Göreceli ahlaktan kastımız; etik kelimesi, beşerin kendi mantığıyla bulduğu doğrular için kullanılmakta. Buna göre ise, insandan insana bakış açısı ve mantık değiştiğinden “etik değerler” denilen şeylerde değişiklik gösterebilmekte. Haliyle böyle olunca da doğrular da insandan insana farklılık göstermekte; bir insana göre doğru olan, diğer bir insana göre ise yanlış olabilmekte.

Oysa İslâmi ahlak dediğimiz zaman doğrularını beşerden değil, beşerin sahibinden alan doğrularla oluşturulan ahlaktan bahsetmekteyiz. Öyleyse etik ve ahlak arasında nasıl fark olmasın ki? Tabi ki var. Hem de ilahi olanlarla, olmayan arasında ki kadar… 

Ancak dün olduğu gibi bugünde görme duyusunu yitirmiş, aklı körler, hak ilahı ve ilahi olan şeyleri inkâr etmekteler. Örneğin; İslâm ile yola çıkmayıp, dinsizlikle yol alarak, beşeriyete de yön vermeye çalışanlar, İslâmi olan her şeyin karşısına kendilerinde olanları geçirmekteler. Kendilerinde olanı, yani şeytani olanı.

İslâm’ın doğrularını kabul etmeyen bir din inkârcısını düşünün, inkâr ettiği kavramlarla hayata bakmadığından bunlara mukabil kavramları üretecektir; etik kavramı gibi. Bir ateist, bir deist, bir agnostik için Müslümanların ahlaki değerlerinin yerine içlerini kendilerinin dolduracağı kelimeleri üretmeleri çokta şaşılacak bir şey değil. Daha şaşılacak olanı ise bir Müslüman’ın bizim değerlerimizi ifade eden kelimeleri bırakıp, ehli küfrün diliyle konuşuyor olması. Neyse biz bir uyarı ve bir hatırlatma yaptık, umarız ki faydalı olur.

Sonuç olarak deriz ki; bizler ehli iman olarak, beşerin etik değerlerine göre değil, dinimizin bize bildirdiği ahlak üzere olanlarız. Onların etik mantığı ve değer(sizlik)leri onlara, bizim dinimiz ve ahlaki değerlerimiz ise bizedir.

Vesselâm…

Esedullâh Saîd el-Muallim