«
  1. Ana sayfa
  2. MAKALELER
  3. Matematiksel Mantık

Matematiksel Mantık

MATEMATİKSEL MANTIK  

Esedulâh Saîd

 
 
Hakkı beyân edenin yüce ismiyle…

Yaşanmış bir olay: İki kişi trende konuşuyorlar. Biri tevhidden bahsedip şirkin günümüzdeki çeşitlerini açıklarken, diğeriyse hop oturup, hop kalkıyor. Sonunda da dayanamayıp bir itiraz olarak şunları söylüyor:
-“Şimdi sen bunları söylüyorsun da, bu trende senin gibi bir kişi daha var mı? Hadi trenden vaz geçtim, bu ilde var mı? Hadi onu da geçelim, bu ülkede kaç kişi var?”
Yani bu cümlelerle bir nevi şunu söylemek istiyor:
“Bu anlattığın şeyler doğru olamazl! Neden mi? Çünkü bu anlattıklarını kimse bilmiyor ve kabul etmiyor. Yani tüm insanların bildikleri ve kabul ettikleri şeyler doğrudur, geriye kalanların ise hepsi yanlış!!!”
İşte bu bakış açısı, doğruyu sayılarla ölçen matematiksel mantığı bizlerin önüne sermekte. Bu sapkın bakış açısına göre, doğrunun doğru olması sayısallıkla alakalı. Çoğunluğun bilip yaptıkları doğru! Az kişi ise yanlış!
Peki, bu mantık doğru mu? Örneğin Çin bu gün en fazla insan nüfusunu barındıran ülkedir. Ancak Çin’de yaşayanların çoğunluğunun dinleri; bâtıl, uydurma dinlerdir. Şimdi, bu mantığa göre; orada olanlar ya da oraya gidenler çoğunluğa uymalı, öyle mi? Eğer çoğunluk doğrunun ölçüsü ise öyle olmalı!
Ya da günümüz demokratik sistemlerinde birçok haram oy birliğiyle kabul edilip, yasalarla ictimai hayatta helalleştiriliyor. Örneğin, zinanın serbest bırakılması veya eş cinsellerin örgütlenmesi ve evlenmesi ve de benzeri uygulamalar bu gün bilinen şeyler. Şimdi bunlar ve benzerleri, insanların çoğu tarafından onaylansa ve toplumda yaşantıya dökülse ve insanların çoğunluğu da tarafından da benimsense, bunlar doğru mu sayılacak? Tabi ki hayır!
Bakınız Kur’ân’ı Kerim’de insanların çoğu şöyle anılır:
“Şayet sen yeryüzündekilerin çoğunluğuna uyacak olursan, seni Allah’ın yolundan saptırırlar.” (En’âm: 6/116)
 “Onların çoğunda ahde bağlılık göremedik. Çoğunu fasık kimseler olarak bulduk.” (A’râf: 7/102)
“Oranın (hizmet ve yönetime asıl ehil olan) koruyucuları, sadece korkup sakınanlardır. Fakat onların çoğu bilmezler.” (Enfâl: 8/34)
“İşte! Dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.” (Yusuf: 12/40)
“Sen büyük bir istekle istesen bile insanların çoğu iman etmezler.” (Yusuf: 12/103)
“Onların çoğu şirk koşmadan Allah’a iman etmezler.” (Yusuf: 12/106)
“Şüphesiz ki biz bu Kur’an’da insanlara her türlü misali çeşitli şekillerde anlattık. Yine de insanların çoğu inkârcılıktan başkasını kabullenmediler.” (İsrâ: 17/89)
“Onların çoğu haktan hoşnut değildir.” (Mü’minun: 23/70)
“Buna rağmen insanların çoğu nankörlükten vazgeçmedi.” (Furkan: 25/50)
“Oysa onların çoğu akletmezler.” (Ankebût: 29/63)
“Hamd, Allah’a aittir de! Fakat insanların çoğu bilmezler.” (Lokman: 31/25)
“Andolsun ki onlardan öncekilerden çoğu sapıklıkta idiler.” (Sâffât: 37/71)
“Fakat insanların çoğu şükretmiyor.” (Mü’min: 40/61)
“Fakat insanların çoğu iman etmiyor.” (Mü’min: 40/59)
“Biz onları, yalnızca hak ile yarattık. Fakat insanların çoğu bilmezler.” (Duhân: 44/39)
“Fakat insanların çoğu bilmiyor.” (Câsiye: 45/26)
Kitabımızda benzeri ayetlerde insanların çoğunluğunun durumlarının hayırlı anılmadıklarını görebiliriz. Bu dün olduğu gibi, bu günde aynıdır.
Yine konuyla ilgili hadislerinde konuştuğu vahiy olan nebimiz, Allah’ın görevli nebilerinin durumlarını şöyle ifade eder:
“Kıyamet gününde nebilerden bazıları beraberlerinde bir kaç kişi ile, bazı nebiler de yanlarında hiç kimse olmadığı halde gelecektir.” (Buhari)
“Ümmetler bana gösterildi. Bir nebi gördüm ki onunla birlikte ona tabi olan bir topluluk vardı. Bir nebi gördüm ki onunla beraber bir veya iki kişi, bir nebi de gördüm ki onunla beraber hiç kimse yoktu.” (Müslim)
Evet, bu rivayetlerden de (doğru olup doğrulanması gereken) vahyin elçilerinin dahi insanların çoğu tarafından doğrulanmadıklarını görmekteyiz.
Sonuç olarak, beşeri kitaplara benzemeyen ilahi kitabımızda ve nebimizin ifadelerinde matematiksel mantığa göre öne çıkarılan “çoğunluk doğrudur!” önermesinin yanlış olduğu görülmektedir.
Bunun yanlış olduğunu Nuh aleyhisselâm’ın hayatında da görebiliriz. Kıssalarıyla bizlere öğütler veren kitabımızda ona iman edenlerin çok olmadığını, hatta çok az olduklarını görebiliriz.
“Zaten onunla birlikte pek azı dışında kimse iman etmemişti.” (Hûd: 11/40)
Kavminin çoğuna göre, o ve onunla birlikte Allah’a teslim olan iman ehli yanlıştılar.
Peki, ama neden böyleydi? Çünkü o ve beraberindekiler, çoğunluğa muhaliftiler! Çoğunluk şirki din edinmiş, şirk dinini yaşarken, bir kişi tüm kavmini karşısına alarak; “siz yanlışsınız!” demişti.
Evet, o hak davetçisi, bâtıl çoğunluğa korkmadan ve yılmadan senelerce ve senelerce yanlışlarını bildirmiş, onlara bâtıllarını asırlarca ve asırlarca anlatmıştı:
Siz ve yolunuz,
siz ve inançlarınız,
siz ve yaşantınız,
siz ve sisteminiz,
siz ve yasalarınız
hepsi ama hepsi bâtıl ve yanlış…
Onlar ise, toplumda makam ve mevkii olmayan, peşine üç-beş sufahayı(!) takan bir adamı dinleyecek kişiler miydi? Ellerinde tüm imkânlar varken, kavminin önde gelenleri ve halkın desteğini alanları onlarken “siz yanlışsınız!” diyen bir adamla yanındaki sefihlere(!)  mi itibar edeceklerdi? Yanlışlarını söyleyip, doğrulara davet eden garip Nuh’un (Ona selâm olsun) nesi vardı ki? Ne malı-mülkü, ne siyasi bir mevki, ne o, ne bu… Onlar ise malları ve makamları, etraflarıyla toplumun önder ve öncüleriydiler.
Sonuç olarak, kendilerine yediremediler, dinlemediler ve direttikçe direttiler. Sonunda da az ancak (inançları ve yaşantılarıyla) doğru olanlar kurtulurken, yanlışta direnen çoğunluk ise helak oldu. Ve tüm zamanlarda da hakka teslim olmayan batılın ve yanlışın savunucuları da helak olacaklar.
Yine sünnetullah gereği, Nuh aleyhisselâm’a ve diğer peygamberlere söylenenler, Efendimiz ve ashabı içinde söylemişti. Ve yine sünnetullah gereği, bu günde çokluklarıyla övünen bâtılın savunucusu, yanlışın destekçisi olan şer cephesi tevhid ehline saldırmakta.
Ne hazin ki, günümüzde de Kur’ân’dan ve onun ibretlik kıssalarından ders almayanlarda da bu çarpık mantık işlemekte. Batılda direnen, yanlışı hayat yapanlara hak sunulduğunda benzer sözleri duymak mümkün. Allah en doğrusunu biliyor ki, dünkülerin sözleriyle bu günküler sözleri ikiz kardeş gibi…
Siz kaç kişisiniz?
-Sizin söylediklerinizi sizden başka kim söylüyor?
-Sizin bu yaptıklarınız bölücülük değil mi?
-Sizin söylediklerinizi söyleyen mevki sahibi kim var?
-Sizin söylediklerinizi söyleyenler toplumun alt kesimi değil mi?
?..?..?
Evet, bu sözler; Allah’a iman edip, Allah yolunda her türlü zorluğu göğüsleyen, tevhidin galibiyeti için canını ve malını, evlatlarını ve kardeşlerini davasına adayan insanlara söylenen sözlerden sadece bir kaçı.
Müfterilerin dilinde; fitnecilikten-cahilliğe, sefihlikten-teröristliğe kadar söylenen bir yığın iftira daha var. Bu sözler ne zamana kadar söylenecek, bu iftiralar ne zamana kadar dillerden düşmeyecek? Muvahhidleri susturmak için yapılan baskılar, yıldırma hareketleri, hapsetme ve şehid etmeler ne zamana dek böyle hararetli bir şekilde devam edecek?
Belki de cahiliyeyi yaşayan Mekkeler fethedilip, yönetim tevhid ehlinin eline geçine dek… Rabbim o günleri göstersin. Göremesek de bizleri o günleri hazırlayanlardan eylesin. Allahumme Âmin.
Hakkın ölçüsü Hak’tır,
Ne sayı, ne sayaçtır.
Ne diyelim, son sözümüz ve duamız Hasan Basri rahimehullah’ın söylediği gibi olsun:
“Allah, insanların çokluğuna bakıp aldanmayana rahmet etsin.“ (Ahmed, Zühd, 1544)
 

İktibas Yapacakların Dikkatine! 

Esedullâh Saîd el-Muallim.

1437/2016