«
  1. Ana sayfa
  2. Akaid Soruları
  3. Mahkemede savunma yapmak küfür müdür?

Mahkemede savunma yapmak küfür müdür?

Soru: Mahkemede savunma yapmak küfür müdür?

Sorunun tam metni: Tâğûtun mahkemesinde suçlandığın zaman veya zorla götürüldüğünde iftiraya uğradığında kendini savunmak tâğûta muhakeme olmak mıdır?

Cevâb: Hamd ve hüküm, Allâh Subhânehu ve Teâlâ’ya mahsustur.

İlk olarak bilinmesi gerekli olan şey; tâğûta muhâkeme olmanın küfür olması, ondan hüküm istemekle gündeme gelir. Allâh’u Teâlâ, şöyle buyurmaktadır:

“Tâğûta muhâkeme olmayı istiyorlar.” [en-Nisâ: 4/60]

Her kim tâğûttan yani Kitâb ve Sünnet ile hüküm vermeyecek olan bir merciden ihtilafa düştüğü şeyin hükmünü isterse küfre girer. Taraflardan sadece birinin yahut her ikisinin de Müslüman olması veya hükmü istenen şeyin zaten kişinin kendi hakkı olması veyahut ihtilafa düşülen şeyin Kur’ân ve Sünnet’te açıkça bir hükmünün bulunmaması arasında fark yoktur. Önemli yahut önemsiz, açık yahut kapalı ihtilafa düşülen her şeyin hükmü Allâh’a aittir. Allâh’u Teâlâ, şöyle buyurmaktadır:

“Hakkında ihtilâfa düştüğünüz herhangi bir şeyin hükmü Allâh’a aittir.” [eş-Şûrâ: 42/10]

“Eğer herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz Allâh’a ve âhiret gününe gerçekten îmân ediyorsanız onu Allâh’a ve Rasûlü’ne (Kur’ân ve Sünnet’e) götürün (çözümü onlarda arayın).” [en-Nisâ: 4/59]

İmâm İbn Kayyim rahîmehullâh, şöyle demiştir: “(Âyet-i kerîmelerdeki) ‘Herhangi bir şey…’ ifâdesi, şart bağlamında gelen nekira (belirtisiz) bir ifâdedir ve büyük küçük, celî/açık ve hafî/kapalı dînin bütün konularında mü’minlerin ihtilâfa düştükleri bütün mes’eleleri kapsar. İhtilafa düştükleri konuların hükmü Allâh’ın Kitâbı’nda ve Rasûlü’nün Sünneti’nde bulunmasaydı ve bu iki kaynaktaki hükümler, bu mes’elelerin çözümü için yeterli olmasaydı, onlara bu mes’eleleri bu iki kaynağa döndürmelerini emretmezdi. Çünkü anlaşmazlığı gidermek için, çözümü olmayan bir kişiye çözüm için başvurmayı Allâh’ın emretmesi imkânsızdır. Allâh’a döndürmenin, Allâh’ın Kitâbı’na başvurmak, Rasûlullâh’a döndürmenin ise, hayatında bizzat kendisine, vefat ettikten sonra da Sünneti’ne başvurmak olduğu konusunda insânlar icmâ etmişlerdir.” [İbn Kayyim, İlâmu’l-Muvakkıîn:  1/39.]

İmâm İbn Kesîr rahîmehullâh, âyet-i kerîmenin tefsîrinde şöyle demiştir: “Allâh’u Teâlâ: ‘Allâh’a ve âhiret gününe gerçekten îmân ediyorsanız’ buyurmaktadır.  Yani dâvaları ve bilinmeyen şeyleri Allâh’ın Kitâbı’na Rasûlü’nün Sünneti’ne götürün, aranızda çıkan ihtilâflarda o ikisine başvurunuz demektir. ‘Allâh’a ve âhiret gününe gerçekten îmân ediyorsanız.’ Bu da gösteriyor ki kim ihtilâf halinde Kitâb ve Sünnet’in hakemliğine gitmez ve o ikisine müracaat etmezse, o Allâh’a ve âhiret gününe îmân etmiş değildir.” [İbn Kesîr, Tefsîru’l Kur’ân-il Azîm: 2/304.]

Bu noktada kişinin küfre girmesine sebeb olan şeyin tâğûttan hüküm istemek olduğu görüldükten sonra ikinci olarak bilinmesi gerekli olan şey; mahkemede yahut başka bir yerde kişinin kendinden haber vermesi küfür değildir. Genellikle bu ortamlarda söylenen sözler ya haber ya da taleb bildirir. Misâl olarak: “Ben Müslüman’ım İslâm’da hırsızlık haramdır ve ben de hırsız değilim; sözü geçen şeyi de çalmadım” demek kişinin kendinden haber vermesidir. Tâğûttan hüküm istemek değildir. Dolayısıyla da tâğûta muhâkeme olmuş sayılmaz.

Sonuç olarak mahkeme ortamında hüküm istemeden kişinin kendinden haber vermesi küfür değildir. Ayrıca mahkeme heyetini açıktan tekfir etmek şartı da yoktur. Hüküm istemesi ise her halükarda küfürdür. Kişi mahkeme heyetini tekfîr etse ve verilen hükmün küfrî bir hüküm olduğunu ikrâr da etse, bu, böyledir. Tâğûttan hüküm isteyen kişi küfür işlemiştir. Küfrü mübâh kılacak olan tek şey ise muteber bir ikrâhtır.  

Nasihat: 

Tâğûta muhâkeme olma noktasında bu zamana kadar bizler vasat olduk. Ondan hüküm istemeyi küfür gördüğümüz gibi kişinin mahkeme ortamında kendisinden bahsetmesini yahut hüküm istemeden hakkın ortaya çıkması için kendisine ait bazı zarûrî haberlerden bahsetmesini de küfür olarak görmedik. Allâh kuluna gücü üstünde bir yük yüklemez. Ne var ki mahkeme ortamında kişinin kendisinden haber vermesini hatta kendi ismini söylemesini dahi ona muhâkeme olmak zanneden bazı kimseler -Rabbim cümlemize hakkı bulmayı ve onda sebât etmeyi nasip etsin- Müslümanları haksız yere tekfîr etmekteler. Oysa bu, Allâh katında büyük bir cürümdür. İbn Ömer radîyallâhu anhumâ’dan rivâyet edildiğine göre, Allâh Rasûlü sallallâhu aleyhi ve sellem, böylesi tekfîrlerden ve ithamlardan sakındırarak şöyle buyurmuştur: “Bir adam din kardeşine, ey kâfir derse, bu söz ikisinden birine döner. Eğer böyle denilen kişi söylenildiği gibi ise söz doğrudur; yerini bulmuş olur. Aksi takdirde bu söz söyleyene geri döner.” [(SAHÎH HADÎS:) Buhârî (6104); Müslim (60)…]

Onlardan bazıları kişinin mahkeme heyetini tekfîr ettikten sonra sorulan sorulara cevâb verilebileceğini söylerken, bazıları hiçbir şekilde konuşulamayacağını söylemekteler. Yine bazıları da mahkeme heyetini tekfîr etmek gerekli olduğunu ama sorulan sorulara cevâb verilemeyeceğini söylemekteler. Çok ilginçtir ki bazıları da mahkeme başkanı vb. her konuştukça reddiye verilmesi gerekli olduğu inancındalar. Kısacası bu görüş sâhibleri “savunma yapmak küfürdür” sözünde birleşirken, onun içeriği noktasında ihtilaf halindeler ve hatta birbirlerini bile tekfîr etmekteler…

İslâm Dîni bu kadar anlaşılmaz ve zor değildir. Kimse Dîne karşı gâlib gelemez. Dîn her zaman gâliptir. Sübut ve delâlet açısından kat’i nasların haber verdikleri hariç kimse kendi reyine yahut sadece lügat manalara bakıp çözebildiğinden yola çıkarak hiçbir Müslümanı tekfîr edemez. Dînini seven kardeşlerime bu noktada dikkatli olmalarını ve bu cürme bulaşmamalarını tavsiye ediyorum.

Bu noktada bazı çevreler tarafından eleştirileceğim yahut tekfîr dahi olunacağımı bilmekle beraber hak olarak itikad ettiğimi söylemekten kaçınmadığımı yakın dostlarım bilir. Kınanacak bir şey yaptı isek Allâh katında kınanmamız bize musibet olarak yeter. Hayırlı bir işe isâbet etti isek yine bunun Allâh Azze ve Celle tarafından bilinmesi yeterlidir. İnsânların yergisi de övgüsü de geçicidir. Bâki kalacak olan Rabbimizin katındaki nimetleridir. Rabbim bizlerin ayaklarını hak üzere sâbit etsin Allâhumme Âmîn.

 

Başarı, el-Hamîd ve el-Hakîm olan Allâh’tandır. 

O, her şeyin en iyisini bilendir.

Abdullah Saîd el-Müderris.

1439h. / 2018m.

  

   

Bir Cevap Yaz

Bir Cevap Yaz

E-Posta adresiniz paylaşılmayacaktır. Doldurulması zorunlu alanlar işaretlenmiştir *